Prof. Dr. Yasin AKTAY

Fuat Sezgin: İki denizin birleştiği yerin bilgesi mi?

Oryantalizm ve oksidentalizm sorunsalını Fuat Sezgin hoca bağlamında konuşmaya devam ediyoruz. Oryantalizm doğuyla veya İslam’la ilgilenen bir batılı bilim adamı, edebiyatçı, siyasetçi veya sıradan bir insanın istediği zaman parantez içine alabileceği bir şey midir? Dahası, Fuat Sezgin bile İslam dünyasına Frankfurt’tan bakınca oryantalizm cenderesine yakalanabiliyorsa, bu cenderenin farklı bir mütalaayı hakkediyor olduğunu düşünmek gerekmez mi?

Kuşkusuz oryantalistlerin bir kültürel, dinsel ve tarihsel arka planları vardır. Elbette bu arka plana sahip insanların İslam’ı veya Doğuyu anlamaya çalışırken kendi kültürel kökenlerini tamamen terk etmelerini beklemek doğru değildir, bu zaten hiçbir zaman hiç kimse için mümkün değildir.

Zaten anlamanın hermenötik ve ontolojik ilkesi, kendi anlam ufkumuzu terk etmemizi şart koşmak yerine her birimizin sahip olduğu, varoluşsallığımıza yapışık, terk edemeyeceğimiz ufuklarımız arasında bir kaynaşmayı öngörür. Bu arada, birbirimizi anlamak için kendi anlam ufkumuzu terk ederek muhatabımızın veya anlamaya çalıştığımız kültürün anlam ufkunu benimsemeyi şart koştuğumuzda hiç kimse için hiçbir başka kültür hakkında hiçbir şeyi merak etmemesini de şart koşmamız gerekecektir, çünkü her türlü merak ve bilme isteği aynı zamanda bir iktidar kurma istenciyle ilgilidir diyerek daha baştan her türlü anlama ve bilme çabasını mahkum etmiş oluruz.

Fuat Sezgin’in çalışmaları da bu anlamda oryantalizmle başka Müslüman düşünürlerinkinden çok farklı bir ilişki kurmuş olmakla böylece dikkat çekmiş oluyor. Batı-merkezli dünya algısına alternatif ortaya koyarken bile çalışmalarına Alman enstitülerinin, bilim çevrelerinin destek vermiş olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu boyutuyla bir anlamda çalışmaları oryantalist kurumların hanesine kaydedilebilir. Ancak böyle görmek yerine onun tam da bu çalışmaları oryantalizmin kalbinde yapmak suretiyle kültürler arası diyaloğun örnek ve çok etkili bir aktörü rolünü oynamış olduğunu da söyleyebiliriz.

Dolayısıyla yaptığı iş bir yandan bir Batılı bilim ve araştırma kurumu içinden, yani batılı bir göze ait olarak, onun bilgi birikimine bir katkı sağlamış olmak suretiyle oryantalizm hanesine yazılırken, bu şekilde oryantalizmi olumlu anlamda iyice geliştiriyor, ona derinlik ve olgunluk katıyor.

Yaptığı çalışmaların karşılaştırmalı bir boyutu olması dolayısıyla sadece İslam bilim ve teknoloji tarihini ortaya koymuyor, farkı ortaya koyabilmek için onun Batıdaki tarihini de çok iyi besliyor. Böylece tersinden bir tür oksidentalizm için gerekli temel verileri de sağlamış oluyor.

Bununla birlikte Fuat Sezgin’in bu katkısı tersinden kendini oryantalizmin karşısına konuşlandırmış insanlarda da ayrı bir özgüven oluştururken, hatta kötü ihtimalle kendisi etnosentrizmi besleyen bir etki de yapabiliyor.

Oysa Fuat Sezgin’in bu özgün hayat hikayesi dolayısıyla onu münhasıran ne oryantalizme ne de oksidentalizme ait görmek mümkündür. O tam da iki dünyanın yeri geldiğinde bütün kavgalarını bir kenara bırakarak derin bir sohbete başlamaları ve bu sohbette ortak geçmişlerini, birbirlerine iyiliklerini, katkılarını, borçluluklarını yad etme ihtiyacı hissettiklerinde dile gelenin adıdır.

O adeta iki denizin birleştiği yerde karşımıza çıkması beklenen bilgeliğin bir temsilcisi gibidir.

Her biri Allah’ın denizi, ama farklı özellikleriyle, birbirine karışmayan, ama birbirini tanıdıkları yerde bambaşka bir ufkun ortaya çıktığı yerde oluşan bilgelik üzerine çok şey söylenebilir. Tıpkı bugün her iki denize yakın duran, her iki denizin birleştiği yerin ufkuna sahip Fuat Sezgin hocanın bize çok şey söyleyebileceği gibi. Kendi başına son derece anlamlı bir bütünlük oluşturan ve başladığı yere dönerek tamamlanan hayat hikayesinin kendisinden sonraki anlama çabalarıyla da zenginleştirilmeye, genişletilmeye ve çoğaltılmaya açık olduğunu söylemek mümkün.

Bu hikayeden özellikle kültürel anlamaya dair etnosentrizmin tuzağına düşmeden ilim Çin’de bile olsa gidip almaya dair nebevi misyonun mükemmel bir uygulamalı dersi-modelinin altını çizmeye çalıştık. Ama onun her türlü incelemede ilk vurgulanması gereken özelliğini yine tekrarlayarak bitirelim: Bilim ve düşünce çabalarını püriten bir ahlakla, ibadet yapar gibi bir huşu ve ciddiyetle yapmak.

Buna motive eden şey ne ise o Fuat Sezgin hocanın şahsiyetinde, hayat hikayesinde fazlasıyla mevcut. Bu hayat hikayesini okuduğunuzda, tam da bilim, düşünce ve akademi dünyamızda neyin eksiğini taşıdığımıza dair çarpıcı bir ders çıkarmamak mümkün değildir.

Şunu söyleyerek bitirelim: Kimin hakkında konuşursak konuşalım, mükemmel bir kişilikten, bilimden veya düşünceden bahsediyor olamayız. Elbette Fuat Sezgin’in de eleştirilecek fikirleri, duruşları, eylemleri vardır. Ama onu bazı konuları konuşmak için iyi bir vesile sayabiliyorsak bile bu, onun yeterince büyük bir değer olduğunu gösteriyor.

NOT: Bu yazının daha geniş ve farklı bir versiyonu, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Günce Dergisi’nin 61. sayısında yer almıştır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: