Prof. Dr. Yasin AKTAY

Fransa’dan Siirt’e, küreselleşen terörün farklı yüzleri

DAEŞ terör örgütü Fransa’nın Nice kentinde gerçekleştirdiği terör eylemi ile bir kez daha onlarca masum insanın hayatını kaybetmesine, yüzlerce insanın da yaralanmasına sebep oldu. Fransa bu yıl içerisinde ikinci kez bu çapta büyük bir terör saldırısıyla karşılaştı. Daha geçtiğimiz ay Brüksel’de de bir terör saldırısı gerçekleştirilmişti. İstanbul’da ve Ankara’da Mayıs-Haziran aylarında ve öncesinde gerçekleştirilen terör eylemlerini de hatırlayalım.

Ramazan ayının son günlerinde S. Arabistan’da, üstelik ibadet eden masum, silahsız insanlar arasında gerçekleştirilen terör saldırısı aslında meseleyi bir kez daha tüm çıplaklığı ile ortaya koydu: Terör tehdidi bugün endişe verici biçimde küreselleşmiştir ve etnik ya da dinsel bir vasfı da yoktur. Meselenin herhangi bir din ya da etnisite bağlamında değil bir olgu olarak tartışılması ve tavrın buna göre alınması gerekiyor.

Terörizmle mücadele her şeyden önce bir ilkeler ve bir hayata bakış meselesidir. İlkelerden şu veya bu nedenle taviz verildiğinde, iki yüzlü politikalar takip edildiğinde bu mücadelenin başarıya ulaşması zorlaşmakta hatta kırılganlığı fazla olan, başarısız devletlerin sayısının da fazla olduğu Afrika gibi bölgelerde terör kurumsallaşmakta, sıradanlaşmaktadır.

Afrika’dan Güney Asya’ya birçok coğrafyada terör eylemleri gerçekleştiriliyor ve bir yanıyla terör rutinleşiyorken terörün yarattığı psikoloji, tedirginliğin çok ötesinde bir tepkiselliği, zaman zaman ırkçılığa ve faşizme varan söylem ve uygulamaları beraberinde getiriyor.

Avrupa’da ve ABD’de yükselen İslamofobi ve ırkçılık bu durumun en belirgin göstergesi. Özellikle DAEŞ’in bu coğrafyalarda İslamofobiye ve ırkçılığa meşruiyet sağlayıcı bir misyonu bulunuyor. Halklar arasındaki nefret duygularını körüklüyor.

Bugün Fransa’da aşırı sağcı hatta ırkçı diyebileceğimiz Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Cephe Partisi 2014 yılında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinden birinci parti çıkarak Avrupa Parlamentosu’na 23 temsilci göndermeyi başardı. Le Pen’in göçmenler ve özellikle Müslümanlar üzerine faşizan yaklaşımları ve bu yaklaşımların Fransa halkında karşılık bulması durumun vahametini gözler önüne seriyor.

Fransa’da gerçekleştirilen saldırı teröre karşı ortak ve ilkeli bir tutum alınması gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Terörle mücadelede örgütlerle mücadelenin yanına bir olgu olarak terörü ve bu terörün kaynaklarını eklemeksizin değerlendirme yapmak yanıltıcı olabilir. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde gerçekleştirilen terör eylemlerinde kullanılan ekipmanların, silahların büyük bölümünün ihracatını hangi ülkelerin yaptığına bakmak konunun anlaşılması bakımından ufuk açıcı olabilir mesela.

Üstelik, bu silahların kullanıldığı ülkelere bakıldığında durum daha bir çarpıcı görünüyor. Kenya’da, Somali’de, Nijerya’da, Çad’da insanların açlık sınırının altında yaşadığı ülkelerde yiyecek aşı olmayan insanların ellerindeki binlerce dolarlık silahların, su silahlarda günübirlik harcanan cephaneliğin kimler tarafından verildiğini, finanse edildiğini düşünmeliyiz. Bu silahların hiç birinin, bu silahların attığı tek bir merminin bile bu ülkelerde üretilmediğini bilmiyor muyuz?

Esasen, terör örgütleri belli ülkelerden destek almadıkları sürece etki alanlarını bu kadar genişletmeleri mümkün değil. Bu da Esed gibi, terörü birtakım çıkarlar için destekleyen, finanse eden başka ülkelerin ya da yapıların varlığına işaret ediyor. Bu noktada Batılı ülkelerin sicillerinin temiz olduğunu söylemek mümkün değil.

Bazı hakikatler çok fazla dile getirildiği için zamanla kamuoyu üzerindeki etkisini yitiriyor ancak bu onun hakikat olma vasfını değiştirmiyor. Herhangi bir terör örgütünü belli konularda küçük çıkarlar elde etmek için desteklemek ya da herhangi bir terör örgütünü bir başka terör örgütü ile mücadele ediyor ya da mücadele ediyormuş gibi gözüktüğü için desteklemek sorunun çapını küçültmez, çözmez. Aksine derinleştirir.

Fransa’da gerçekleştirilen terör saldırısı bu mesele üzerinde daha çok durulması ve ortak bir tavır belirlenmesi gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu. Üstelik yaşanan son gelişmeler terörün mahiyetinin değiştiğini de göstermesi bakımından önemli.

Klasik literatürde terörizm bir elit memnuniyetsizliği olarak ele alınma eğilimindedir. Bugün yaşanan gelişmeler terörizmin bir kitleselleşme, siyasallaşma eğilimi haline dönüştüğünü gösteriyor. Bu durum küresel barışın ve istikrarın ne kadar büyük bir tehdit ve risk altında olduğunun anlaşılması bakımından önemlidir.

Terörle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesi gerekiyor. Bunlar arasında en mühimi hızlı ve işlevsel işbirliği mekanizmalarının gelişmesi, uluslararası örgütlerin bu çerçevede stratejilerini yeniden gözden geçirmeleridir. Terörle ancak yeni ve “amasız-fakatsız” bir strateji ile mücadele edilebilir.

SİİRT’TE ÇUKUR TERÖRÜ

Bu arada PKK de çukur kazma ve terörü şehirlere yayma taktiklerinde halktan her geçen gün uzaklaştığı, Kürt halkının nefretini kazandığı halde, bu terörünü baştan itibaren hiç yüz bulamadığı Siirt’e de yaymak için bir girişimde bulundu. Gecenin bir yarısında karakola açtıkları ateş damda uyumakta olan, hiçbir şeyden habersiz masum bir çocuk ile annesine isabet etmiş. Çocuk hayatını kaybetmiş, anneninse yaşam mücadelesi devam ediyor. Çukur siyasetini örgütün üst düzey yöneticileri bile büyük bir hata olarak öz-eleştirmişken, bu başarısızlığın ve intiharın üstüne başka bir intiharın anlamını kestirmek zor değil. Batarken, mümkün mertebe çok sayıda insanı da beraberinde götürmek gibi arkaik bir hesap var işin içinde galiba. Veya ölmeden önce son hesabını görmek adına, baştan itibaren kendi çukur terörüne prim vermeyen, destek olmayan Kürt halkından intikam almak için Kürt halkına maksimum zarar vermekten başka bir anlamı yok bu eylemin. Yoksa bu eylemin propaganda değeri derseniz, yok. Başarma şansı derseniz, yok. Kürt halkına veya örgüte herhangi bir kazanım elde etme şansı derseniz, o da yok. Hiçbir rasyonalitesi olmayan bu eylemi yönetebilecek tek duygu var, kendilerine destek vermediği için hain ilan edilen Kürtlerden intikam almak. Bu intikam kendi hayatlarına mal olacaksa da bunu göze almış bir çaresizlik. Bu çaresizlik bol olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: