Prof. Dr. Yasin AKTAY

Fransa, kimin, neden hedefinde?

Tarihinin en kanlı saldırısına geçtiğimiz ay DAEŞ eliyle muhatap olan Türkiye’den sonra Fransa da kendi tarihinin en kanlı terör saldırılarından birine yine DAEŞ eliyle muhatap oldu. 130 insanın hayatını kaybettiği, çok sayıda insanın yaralandığı bu saldırının zamanlaması ve saldırıların gerçekleştirildiği lokasyonlar oldukça enteresan. Fransa ve Almanya milli takımlarının hazırlık maçında karşı karşıya geldikleri Stade de France’ın birkaç yüz metre yakınında oldukça şiddetli bir patlama gerçekleşiyor. Maçtan bir gün önce Almanya milli takımının kaldığı otelde bomba olduğuna yönelik bir ihbar yapılıyor ve Alman milli takımının konakladığı otel değiştiriliyor. İhbardan bir gün sonra ise stadyumun çok yakınında bir yerde saldırı gerçekleşiyor. Maçı izleyenler arasında Fransa Cumhurbaşkanı Hollande da var.
Anlaşıldığı kadarıyla Fransa güvenlik güçleri bazı saldırıların olabileceğine dair ihbarlar almış. Almanya milli takımının konakladığı otele dair yapılan ihbar meselenin kamuoyuna yansıyan kısmı. Kamuoyuna yansımayan boyutunda Fransız istihbaratının ve güvenlik güçlerinin zaafiyeti söz konusu. Diğer taraftan bu kadar komplike bir saldırının bir veya birden fazla istihbarat örgütünün desteği olmaksızın, bir terör örgütü tarafından gerçekleştirilebileceği akla yatkın gelmiyor. Neden Fransa’nın hedef olduğu konusunda ise herkesin müttefik olduğu neredeyse tek cevap var: Fransa’nın DAEŞ’e karşı ve küresel ölçekte tüm “cihatçı” örgütlere karşı yürütülen mücadelede en ön safta yer alması.
Fransa son dönemde “uluslararası terörizmle” mücadele konusunda oldukça aktif bir politika izliyor. 10 bin civarında Fransız askeri Irak, Libya ve Batı Afrika’da uluslararası terörizmle mücadele için sahaya inmiş durumda. Fransa’nın el-Kaide ile mücadele amacıyla 2013 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği müdahale hafızalarda tazeliğini koruyor. Suriye’de DAEŞ’le mücadele eden koalisyonun da aktif bir üyesi olan Fransa, Doğu Akdeniz’deki savaş gemilerinden Suriye içerisinde tespit ettiği noktaları vuruyor. Tüm bunlar Fransa’nın neden DAEŞ tarafından hedef seçilmiş olabileceğine dair soruya cevap için ikna edici veriler sunuyor gibi.
Bu çerçevede DAEŞ’in gerçekleştirdiği saldırı ile Fransa’ya eğer Suriye içerisindeki mevzilerini bombalamaya devam ederse Fransa’nın birçok yerinde benzer saldırılar gerçekleştireceği ve Fransa’da kaotik bir durum yaratacağı mesajı verdiği yorumları yapılıyor. Konu üzerine fikirlerini ifade eden Batılı araştırmacıların ve penceresi daima Batıya açık entelektüellerin neredeyse tamamı bu perspektifle meseleyi ele alıyor. Bu yaklaşım Fransa’nın DAEŞ’e karşı ve “cihadist” örgütlere karşı dünya çapında yürüttüğü mücadelenin; örneğin el-Kaide ile mücadele için Mali’ye müdahale etmesinin doğruluğu ve meşruluğunu savunmak üzere değerlendiriliyor. Diğer bir deyişle bu saldırı Fransa ve dünya kamuoyuna Suriye’de uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden unsur olarak tespit edilen DAEŞ’in ne kadar doğru bir tespit olduğunu gösterir bir düzeyde ele alınıyor, yorumlanıyor.
Doğrusu bu vahşi saldırının bu şekilde yorumlanıyor olması oldukça konformist bir dış politika sürecinin sonucu. Terörle mücadeleyi sadece denizden gönderilen güdümlü füzelerle birtakım lokasyonları bombalamak olarak gören, Suriye’de ortaya çıkan trajedik durumu DAEŞ çerçevesinde yorumlamanın ötesine geçmeyen ve bu çarpık mücadele anlayışının neticesinde DAEŞ terör örgütüne karşı mücadele ettikleri simülasyonu sebebiyle PYD ve onunla bağlantılı örgütlerle ilişki geliştiren, onları destekleyen hastalıklı zihniyetin bir neticesi.
Suriye’de çözüm konusunda Türkiye ile benzer bir perspektife sahip olan Fransa’nın Cumhurbaşkanı Hollande’ın PYD’li teröristleri Cumhurbaşkanlığı sarayında kabul etmesinin ardından terörizmin iyisinin kötüsünün olmadığı, terörizme destek olarak algılanabilecek bu gibi hareketlerin hem müttefik ülkeler arasındaki hukuku zedeleyebileceği hem de uluslararası terörizme motivasyon sağlayabileceği uyarısında bulunduğumuzda Fransız dostlarımız ne demek istediğimizi anlamamış gibi davranmışlardı. Gelinen nokta hiçbir biçimde kabul edilemeyecek bu menfur terör saldırısı oldu. Yine de Fransa ve Batı kamuoyunun meselenin analitik bir analizini yaptıklarını söylemek zor.
Bununla birlikte, mesele hala DAEŞ meselesi olarak yorumlanmaya ve Fransa dış politikasına bu argümanla motivasyon sağlanmaya devam ediliyor. Halbuki DAEŞ Esed rejiminin yarattığı bataklıkta uçuşan sineklerden sadece birisi. Bataklık kurutulmadığı sürece sineklerle mücadelenin geçici rahatlamalar getireceği bir türlü anlaşılmıyor. Dahası yaşanan saldırılardan bu bataklıktan kaçmış, en temel insan hakları olan yaşama hakkını güvence altına almaya çalışan Suriyeli mülteciler mesul tutuluyor. Sanki milyonlarca Suriyeli mülteciyi kabul etmiş gibi Avrupa ülkeleri mülteci kabulünü durdurduklarını açıklıyorlar. Bu yaklaşımın bir önceki aşamasının İlerleme Raporu şantajı olduğunu bir önceki yazımda ifade etmiştim. Bu gidişle bir sonraki aşamasında Avrupa devletlerinin hükümetleri tarafından İslamofobinin sistematik, bilinçli bir politika haline dönüştürüleceğini tahmin etmek zor değil.
Bosna Savaşı esnasında savaş manzaralarını gören Fransız belgeselci Henry Levy, “Avrupa Bosna’da öldü” demişti. Levy’nin bu tespitini onaylayan gelişme Suriye’de gerekten de gerçekleşmek üzere. Avrupalılar korkunç bir hummaya yakalanmış gibi tehlikeli bir ezberi sayıklamaya, bataklığın sinekleriyle uğraşmaya devam ediyorlar. Bataklığın sahibi ise şen şakrak, Halep’e yürüyerek yeni bir insanlık trajedisi yaratmak üzere. Bu trajedilere sırt çevirdikten sonra bataklığı sineklerin yarattığı tespitini yapmak hangi akılla açıklanabilir?
Bitirirken, bu saldırının kamuoyunda karşılanma biçimiyle ilgili kuşkusuz herkesin dikkatini çeken Türkiye’yle bariz farklarını zikretmeden geçmeyeceğim. Bizimkinin aksine Fransa kamuoyu ilk günlerde asla kendi hükümetini ne istihbarat zafiyetleriyle suçladı, ne de bu olay dolayısıyla kendi hükümetlerini suçladı. Hatta kendi aralarında bir görüş ayrılığı bile sergilemeden terörü lanetledi, teröre karşı tam bir birlik görüntüsü sergiledi. Bu da kuşkusuz birilerine dert birilerine de ders olacak bir fark.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: