Prof. Dr. Yasin AKTAY

Firavun”un korkusu, eceline çare değil

Firavun”un korkusu mazlum insanlar için çok pahalıya mal oluyor.

Firavun”un korkması kulağa hoş geliyor, doğrudur, gözleri kamaştıran gücü ve ihtişamına karşılık korkuyor olduğunu bilmek mazlum insanların kalbine bir teselli veriyor. Doğrusu yaşamaları ölmekten beter hale gelmiş mazlumlar için Firavunun korktuğunu biliyor olmak az teselli edici bir şey değil.

Firavunun korkusunu yenme yolu bütün gücüyle mütenasip bir biçimde tedbirler almaya başlamakla, korkusunun nesnesine karşı olağanüstü derecede orantısız güç uygulamakla başlar.

En meşhur Firavun korkusu yönettiği ve zulmetmekte olduğu köleler arasından birinin çıkıp kendisini tahtından indireceğine dair duyduğu kehanetten kaynaklanır. Bir rivayete göre bu kehanet gördüğü bir rüyanın yorumuna dayanır. Firavun, o yoruma “nihayetinde bir yorumdur” deyip olayı geçiştirmemiş, o yoruma dayanarak o yıldan itibaren uzun süre İsrailoğulları”nın yeni doğan bütün erkek çocuklarını doğar doğmaz acımasızca öldürmeye başlamıştır. Böylece nihai sonundan kurtulabileceğini sanmıştır. Bebek katliamları üzerinde kendi koltuğunun güvenliğini sağladığını düşünmüştür.

Oysa Firavun”un sonunu tam da aldığı bu vahşi tedbirler getirmiş olacaktır. Belki öyle bir yoruma bu kadar itibar edip bu şiddette tedbirler almaya kalkışmasa İsrailoğulları”nda ona karşı bu kadar büyük bir hınç oluşmayacak, İsrailoğulları”nda kendilerini bu zulümden kurtaracak bir kahraman beklentisi oluşmayacaktı.

Erkek çocukları doğar doğmaz öldürülen bir kavmin âhı ve hıncı karşısında hangi Firavun durabilir? Böyle bir zulme maruz kalan bir halk için, hayatın, zalimin hakkından gelmek için yaşamaktan başka bir anlamı kalmaz.

Bugün Firavun Sisi”den ibaret değil. Firavun”un kâbusunu gören de sadece Sisi değil. Bugünün dünyası artık öyle görünüyor ki topyekûn Firavuni bir dünya. Doğal olarak, Firavun”un kâbusunu aynı anda birçok kişi görüyor.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin petro-dolar zengini liderleri Firavun”un gördüğü rüyayı görüyor ve Mısır”ın, Tunus”un, Libya”nın, Yemen”in hatta Suriye”nin bahtı kara mazlumlarından kendi gelecekleri için bir tehdit görüyorlar. Bu mazlum ülkelerin uyanışında kendi sonlarının yaklaştığını hissediyor ve akılları sıra tedbirlerini alıyorlar. Aldıkları tedbirlerle kendi mukadder sonlarından kurtulabileceklerini sanıyorlar. Kurtulamıyorlar.

Dünyanın her yanında açlık, zulüm, haksızlık, ahlaksızlık almış başını gidiyorken içine düştükleri refahın kendilerinden geldiğini sanıyorlar. Bunun kendilerine çetin bir imtihan olduğunu bile anlamış değiller.

Yıllardır kendi meşruiyetlerini kurdukları Filistin davasını bile sadece istismar ediyor olduklarını artık herkes görüyor. Filistin davası için şimdiye kadar etkili bir adım bile atmayı denemediler, buna karşılık bu davanın kendilerine bir resmi ideolojik malzeme sunduğunu çok iyi görüp sonuna kadar sömürdüler.

Gerçek bir İslamî davetten korkup nefret ettikleri kadar başka hiçbir şeyden korkup nefret etmediler. Şimdi Arap Baharı süreciyle ayağa kalkan Afrika”nın yiğit gençlerinin karşısında korkudan ne yapacağını şaşırmış bulunuyorlar. Askeri darbeler yaparak, yaptırarak, o darbeci vekillerine en vahşi, en acımasız, en insanlık dışı katliamları yaptırarak kendi sonlarından kaçabileceklerini vehmediyorlar.

Kaçamayacaklar. Aldıkları bütün tedbirler sonlarını daha fazla hazırlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Nihayetinde Firavun”un sonu da bizzat kendi aldığı tedbirler yüzünden gelmişti.

Firavun”un kâbusunu gören tabii ki sadece Sisi ve sadece Suudi Arabistan veya diğer Körfez liderleri değil. Müslüman Kardeşlerin işbaşına gelmesiyle birlikte Ortadoğu”da Camp David düzeninin yıkılacağı kâbuslarını gören İsrail de, ABD de, AB de Firavun”un kâbusunu görüyor, onun korkusunu ve tedbirlerini bugünün şartlarında yeniden üretiyorlar.

Şimdiye kadar ürettikleri bütün değerleri, tapındıkları bütün tanrıları bir çırpıda yiyip tüketme pahasına kâbuslarına dört elle sarılıyorlar. Devreye soktukları sosyal bilimcilerden kâhinleri, medyatörlerden büyücüleri ve din adamlarından ve ideologlardan bel”amlarıyla korku imparatorluklarının kadrosunu tamamlıyorlar. Ama başlarına gelmesi mukadder hale gelmiş olan sonları “kendi kendini doğrulayan kehanet” olarak yeniden tekrarlamaktadır.

Mısır”da olanlara bu saatten sonra kimin darbe deyip demediği artık hiç önemli değildir. Darbe demeyenlerin, demekte tereddüt edenlerin nasıl bir kâbus içinde uyandıklarını anlayabiliyoruz. Ama onlar için artık kötü haber şudur: Musa yola çıkmıştır, kurdukları Firavuni düzenin sonu da mukadderdir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: