Prof. Dr. Yasin AKTAY

Erdoğan’dan dünya düzenine: Bu böyle gitmez!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu için bulunduğu ABD’de hem Genel Kurul’da hem de katıldığı diğer toplantılarda yaptığı konuşmalarda dünyanın mevcut düzenine muhalefetini en yüksek perdeden dile getirdi. Bu temaslarıyla Erdoğan, kendi siyasetini küresel bir düzeye taşımış oluyor ve bugünün dünyasının adaletsizliğinden ve çarpıklığından mustarip milletler adına dünyanın ana muhalefet lideri rolünü oynuyor.

Dünya düzeni mevcut haliyle adil değil. Adil olmadığı için çözüm üretici ve istikrarı temin edici de değil. En basit meseleler bile BM’nin bugünkü yapısı içinde müzmin sorunlara dönüşebiliyor ve giderek dünyanın başına belalar açabiliyor. 1,5 milyar Müslümanın bulunduğu bir dünyada BM Güvenlik Konseyinde hiçbir Müslüman ülke yok. Bu durum Müslüman dünyayı güç savaşlarının alanı haline getiriyor.

BM’nin kurucu üyeleri kendi aralarındaki savaşları bile kendi ülke sınırlarında değil, Müslüman ülkelerde yapmayı tercih ediyor. Bugün Suriye’de savaşın devam etmesi kesinlikle Suriye halkının kendi arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmıyor, aksine BM’nin kurucu ülkelerinin kendi aralarındaki anlaşmazlığından kaynaklanıyor. Üstelik bunların 5’li yapısı da birbirleriyle anlaşmalarını temin edecek, anlaşmaya zorlayıp daha fazla kan akıtılmasını engelleyecek bir yaptırım gücüne sahip değil. Nasıl olsa savaşları Müslüman coğrafyada cereyan ettiği için bilgisayar oyunu oynar gibi birbirleriyle hiçbir ölümün, yıkımın veya insanlık dramının acısını duymadan savaşlarını sürdürebiliyorlar.

Halep’te yapılacak olan ateşkesi o yüzden ABD ve Rusya görüşüyor, Suriye’de birbirleriyle savaşan gruplar değil. Bu esnada Halep’te çoluk-çocuk, kadınlar, siviller ölmeye devam ediyor.

Bu işte bir çarpıklık olduğunu ve bu çarpıklığın her şeyden önce dünya düzeninin mevcut yapılanmasından kaynaklandığını bir lider olarak bir tek Erdoğan dillendiriyor.O yüzden duymazdan da gelinse, görmezden de gelinse o bir vicdan gibi rahatsızlık vermekten geri durmuyor. Bu düzenin bir parçası olup biraz vicdan kırıntısı olanlarda bir mahcubiyete yol açıyor sözleri, duruşu, varlığı… Kalpsiz dünyanın kalbi, ruhsuz dünyanın ruhu gibi…

Defalarca devirmeye çalıştılar bu sesi kısmak için, darbenin her türlüsünü denediler, itibarsızlaştırmaya çalıştılar, önceki bütün muhaliflere yaptıkları gibi. Ama Erdoğan ne darbelerle devrildi, ne de itibarından bir şey kaybediyor. Onu itibarsızlaştırmaya çalışanlar bile onu gizli gizli dinlemeye, onun sesine gizli kulak kabartmaya devam ediyor. Tarih bu açıdan da tekerrür ediyor. Vicdan bir kez ikaz edildiğinde, karşı karşıya kalınan çetin bir imtihandır artık. Kimsenin mazereti yok bu dünyada. İnsanlığın ve adaletin gereğini bütün dünyanın vicdanına okuyan bir Erdoğan ve Türkiye var.Siyasetin de, uluslararası ilişkilerin de, insanlığın da başka türlü olabileceğini gösteriyor, anlatıyor, öğretiyor…

Erdoğan’ın Türkiye’deki gücü yerleşik güçlere karşı sergilediği haklı, güçlü ve vicdanlı muhalefetten geldi. Bu gücüyle Türkiye’de önemli mesafeler kat etti. Zayıf bırakılmış halkı devlet yaptı. Bugün Türkiye’nin gücü halkının devlet, devletinin halk olmasından, yani devlet ile halk bütünleşmesinden kaynaklanıyor artık. Böyle olduğu için 15 Temmuz’da devlet bir saldırıya uğradığında ona karşı çıkan dipdiri, kazanımlarını iyi bilen ve bunları kaybetmek istemeyen bir halk oldu.

Erdoğan kendi ülkesinde sergilediği ve büyük ölçüde başarılı olduğu bu adalet siyasetinin aynısını dünyada da güdüyor. Bunu yaptıkça okları üzerine çekiyor. Ama bunu sol devrimcilerden farklı olarak salt devrim fantezileriyle yapmıyor. Adaleti her şeyden önce kendi halkının haklarını talep etmek için istiyor. Çünkü Türkiye mevcut dünya düzeninde güçlülerin izlediği siyasetten birinci derecede olumsuz etkileniyor. Suriye’de güçlülerin izlediği politikaların maliyetini Suriye ve Türkiye halkları ödüyor. Erdoğan ise aslında sorumluluğu bütün insanlığa ait olan utanç verici durumu dünyanın gündemine getiriyor.

Dünyanın önceliğinin Suriye’de akan kanın durdurulması olduğunu söylüyor. Muhatapları ise sadece Suriye’yi kimin, nasıl yöneteceği ve kendi paylarına kurulacak olan iktidardan neyin düşeceğini hesaplamakla meşguller.

Bu durum o kadar açık ki, ikili ve kapalı görüşmelerde de Erdoğan’a büyük bir psikolojik ve moral üstünlük veriyor ve sözünü hiçbir şekilde esirgemiyor. ABD’nin başta Esad’la mücadeleyi dillendirirken sonra birden bire Esad’ı unutup DEAŞ’la mücadeleye yönelmesi ve bu uğurda başka bir terör örgütü olan PYD’yi Türkiye’ye rağmen desteklemeye devam etmesi…

ABD’nin PYD’yle girilen ittifakı, ona yapılan yardımları Türkiye’ye izah etme imkanı yok. ABD bu durumu bir çelişki olarak ve dolayısıyla sırtında bir yük olarak taşımaya devam ediyor. Teröristi istediği gibi tanımlama, kendisiyle iyi geçiniyorsa teröristi aklama hakkını sorgulayan ve gücünü tutarlılığından alan bir Türkiye var karşısında.

FETÖ’nün fitne oyunlarıyla Türkiye’yi DEAŞ’ı destekliyormuş gibi gösterip, bilakis Türkiye’yi savunma pozisyonuna itme oyunu tutmadı. DEAŞ’la mücadele konusunda ise hodri meydan diyen bir Türkiye var, bir Erdoğan var. Fırat Kalkanı operasyonu ile kısa bir süre içinde DEAŞ’ın elinden çok önemli mevzileri Özgür Suriye Ordusu unsurlarıyla birlikte başarılı bir biçimde ele geçiren ve 65 ülkenin bir arada yapamadığını birkaç gün içinde yaparak mevcut tezgahın ürettiği DEAŞ efsanesini çökerten bir Türkiye var. PYD’yi DEAŞ’la mücadele bir yana, ikisini birlikte dans ederken enseleyen de Türkiye.

ABD’nin PYD’ye iki uçak dolusu silahı bugünlerde Kobani’ye indirerek Suriye’deki sorunu daha da derinleştiren bir rol oynadığını Joe Biden‘a anlatıyor Erdoğan. Biden bu durumdan haberdar olmadığını söyleyerek aslında ABD iç dengelerinin ne kadar bölünmüş olduğunu açığa vurmuş oluyor.

Mısır’ın darbecisi Sisi, ABD’nin önümüzdeki seçiminde Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin adayları olan Clinton ve Trump‘ın her ikisi tarafından kabul edilebiliyor. Erdoğan “bu ne demokrasi, bu ne lahana turşusu?” sorusunu yüzlerine vuruyor.

Bu ve daha birçok örnek ABD ziyaretinde Erdoğan’ı, sorgulayan, eleştiren ve itiraz eden söylemleriyle ön plana çıkardı.

Erdoğan’ın bu söylemlerini başta Suriye olmak üzere dünyanın çıplak gerçekleri teyit ediyor: Bu böyle gitmez!

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: