Prof. Dr. Yasin AKTAY

Entegrasyona geç kalmak

“Abim entegrasyon diyorsun, burada köpekler bile asimile oluyor. Hiç dikkat etmiyor musun? Sokakta her gün yüzlerce köpek görürsün ama hiç birinin havladığını duyamazsın. Niye? Çünkü asimile olmuşlar. Köpeğin köpekliği kalmamış”

Genelde Avrupa’daki entegrasyon politikalarıyla ilgili 3. kuşak bir Türk gencinin biraz da esprili sözleri, entegrasyon hakkındaki bir algı biçimini çok iyi ifade ediyor. Pek tabii ki, Türk gençlerinin tamamının bakışını yansıtmıyor. Belki ayırımcılık algısı ağırlıklı olarak bir başarı hikâyesi tutturamamış olmakla, yeterli dil bilgisine ve iletişim kanallarına açık olamamakla ilgili olabilir ve bu da anlaşılabilir bir durum. İnsan iletişim kanallarını verimli kullanamadığında işi duygusallığa daha fazla vuruyor ve bu durumda gerçeğe dayalı bilgilerden ziyade duygusal etkileşimler algıları daha fazla belirliyor.

Almanya ekonomisi küreselleşmeden en çok etkilenen ülkelerdendir. Yüzlerce fabrika ucuz emek ve maliyet arayışıyla dünyanın değişik yerlerine taşınırken ardında büyük bir işsizler ordusu bırakıyor. İşsizlik artışının ilk vurduğu kesim zaten en önemli mesleği işçilik olan Türkler oluyor. Bu da Türklerin hem hoşnutsuzluğunu hem de haklı-haksız taleplerini artırıyor. Verilen oranlarda Türklerin işsizleşme oranı Alman kökenli olanların iki katından daha fazla. Almanya’nın geleceğine veya Almanya’daki geleceklerine dair yoğun bir karamsarlık duygusunu besliyor bu durum. “Alamancılar” eskisi gibi Türkiye’ye para aktaramıyorlar, kazandıkları neredeyse kendilerine yetmiyor. Buna mukabil, geçmişte Türkiye’deki birçok faaliyete, sektöre aktarmış oldukları kaynaklara yeterli bir karşılık bulamamış olmak ayrı bir kırgınlık kaynağı.

Bir gün dönme beklentisi içinde yaşarken, gün gelmiş artık kalmaya karar verilmiş, ama Almanya’nın şartlarına ayak uydurma konusunda neredeyse telafi edilemeyen bir gecikmişliğin bedelini ödüyorlar. Bu gecikmişlik duygusu hem Türkler arasında hem Türkiye tarafında hem de Alman yönetimi tarafında ayrı ayrı yaşanıyor.

Türkler Almancayı öğrenmekte, Almanlarla doğru dürüst ilişkiler kurmakta, kendi eğitim ve kültür kurumlarını oluşturmakta, kalifiye elemanlar yetiştirmekte, kısaca kendilerini bir Alman toplumu olarak görmekte gecikmişler.

Türkiye Almanya’daki ailelerin sorunlarını görmekte, onların sorunlarına eğilmekte, onları gizli bir finans kaynağı olarak görmekten öte kendi ekonomilerine ve kültürlerine sahip bir topluluk olarak görmekte gecikmiş.

Almanya ise gelen işçilerin her şeyden önce insan olduğunu anlamakta, bunların ayrı bir kültür ve inanca sahip olduklarını, kendinden farklı bir zihniyete sahip olabileceklerini, bu farklılığın kendisi için bir imkân olduğunu anlamakta gecikmiş ve hâlâ gecikiyor. Başta bizzat kendisinin tecrit ettiği ve şehirlerinin belli bölgelerinde gettolar halinde yaşamalarını sağlayarak Alman toplumuyla kaynaşmasını hiçbir şekilde öngörmediği Türklerin bugün entegrasyonuna yönelik gecikmiş siyasetler uygulamaya çalışıyor. Bu gecikmelerin doğal olarak çok farklı komplikasyonları oluyor.

Almanların sanayiye, kapitalizme ve Aydınlanmaya gecikmişliği meşhurdur. Bu gecikmişlik, bugün kendisi için yeni bir durum olan kültürel karşılaşma sorunuyla baş etme çabalarında da tekerrür ediyor. Fransız, İngiliz, İspanyol, Hollandalı, hatta Avusturyalılar sömürgecilik ve işgal faaliyetleri dolayısıyla başta Müslümanlar olmak üzere farklı kültürlerle daha önce karşılaşmış, bu kültürlerle baş etmenin farklı politikalarını geliştirmişler. Almanya, tarihinde sömürgecilik olmadığından, Müslüman bir nüfusla belki ilk kez karşılaşıyor, sorunlarıyla bu yolla ilk kez yüzleşmiş oluyor. Müslüman nüfusla karşılaşma şekli, bu şekilde bir sömürge ilişkisinin olmaması, bu karşılaşmadaki gecikmişlik, aslında Almanya’ya büyük bir avantaj sağlıyor.

Almanya, tıpkı diğer konulardaki gecikmişliği zamanla bir avantaja dönüştürmeyi bildiği gibi bunu da bir avantaja dönüştürebilir. Dünyanın ileri ülkeleri arasında bir yarış konusu olan çokkültürlülük ve demokrasi performansını yüksek düzeyde tutturup bir model oluşturmasına vesile olabilir. Ama bunun için tabii ki bu kültürün hermenötiğine yeterince duyarlı olması, bu nüfusun duyarlılıklarını yeterince iyi okuması gerekir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: