Prof. Dr. Yasin AKTAY

Şecaat arz ederken darbesin söyleyenler

Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele üzerinden bir güç ve gövde gösterisi yapma, şecaatini ele güne arz etme zehabına kapılan illegal yapılanma, şecaatini arz ederken sirkatini de ifşa etmiş oldu.

Yolsuzlukla mücadele eden birimin kendisi bir yolsuzluk mantığıyla hareket ediyorsa, hiç bir meşru dayanağı ve yetkisi olmadığı alanlara fütursuzca giriyorsa, ortaya çıkaracağı yolsuzluğun toplumsal temizlenmeye değil daha fazla kirlenmeye yol açacağı gün gibi açıktır. Meşru iktidara karşı bir darbe yapıldığında, bu darbeyi harekete geçiren yanlışlıklar ne olursa olsun, askeri darbenin kendisi bir cürümdür, bir ahlaksızlık, bir tecavüzdür. Zaten uydurduğu bahaneler sayesinde kendisine yeterince halk desteği bulamamış bir askeri darbe olmamıştır.

Bugün tarihimize artık 17 Aralık diye bir darbe teşebbüsü daha yazılmıştır. Bu darbe de diğerleri gibi meşru hükümeti gayrı meşru yollarla devirmeyi amaçlamış bunun için düzmece bir dizi bahane üretmiş, bu bahanelerin geçerliliğini ispatlamak için kendine bağlı medya birliklerinin marifetiyle hakikati en iğrenç şekillerde çarpıtarak önce gerçeklere ihanet etmiş ve tabii bu esnada da fena halde enselenmiştir.

7 Şubat darbe teşebbüsü başbakanı hastayken MİT Müsteşarını ifadeye çağıran savcılar marifetiyle yapılmıştı. Bir ülkenin bütün güvenliğinin sırlarını ve sorumluluğunu tutan bir insan, bir savcının ifadeye çağırması mesafesinde dokunulabilir olduğunda o yargının bağımsızlığı adına ancak kullanılışlı aptallar gurur duyar. Buna rağmen bu darbe teşebbüsü bir savcının haddini bilmezliği olarak geçiştirilebilirdi ama aynı yayın grubunun bütün elemanlarıyla ve ısrarla bu hadsizliği savunmaya geçmeleri darbenin faili meçhul kalmamasını sağlamış oldu.

Sivil toplumun veya cemaatin mensubu diye birilerinin devlet içinde şu veya bu göreve gelmesi normalde demokratik bir toplumda asla sorun teşkil edecek şeyler değildir. Bir göreve gelenlerin toplumsal, kültürel aidiyetlerine de bakılmaz. Yıllarca Türkiye”de bu vatandaşlık kriterinin geçerli olmasının mücadelesini verdik. Ancak bu yapıların kendi aralarında devlet hiyerarşisini bypass edecek şekilde, devlet yetkisini kullanıp devletten bağımsız bir biçimde hareket edecek şekilde ayrı bir yapılanmaya gitmeleri sivil toplumun meşruiyet sınırlarını aşar. Bu artık toplum güvenliğini tehdit eden bir hal almış demektir.

17 Aralık”ta karşımıza çıkan garip cunta yetkisini veya meşruiyetini devletten değil, sadece bir defalığına enselemiş olduğu izlenimini verdiği yolsuzlukla mücadele havasından alıyor. Ama bunu yaparken devlet çarkının işleyişinden bağımsız hareket ettiği için toplumun tamamında büyük bir gerilim yaratıyor.

Yolsuzlukla mücadele ve temizlik hareketlerinin normalde ekonomide, borsada bir rahatlamaya yol açması ve mesela borsanın buna tepki olarak yükselmesi beklenir. Çünkü yolsuzlukla mücadele pazara güven verir ve ekonominin artık daha adil ve hakkaniyetli işleyeceğini hissettirir. Oysa operasyonun başladığı saatten itibaren borsa bu gidişatı endişeyle karşıladı ve bir kaç gün içinde otuz milyar doları bulan bir kayıp gerçekleşti. Yetim hakkını koruma sloganlarını da tepe tepe satan böyle bir operasyonun daha ilk aşamasında yetimlere kesilen faturanın boyutu bu.

Daha iki hafta öncesine kadar dershane meselesini tartışıyorduk. Bu esnada Samanyolu, Bugün ve Zaman yayın grubunun sergilediği akıl almaz propagandadaki abartılar, ithamlar ve kampanyalara bakarak meselenin dershaneden ibaret olamayacağını düşünmüş ve tahminimi söylemiştim. Sanırım tepede birileri Cemaatin tabanını AK Parti”ye küstürmeye, AK Parti”yle arasına onulmaz bir kırgınlık yerleştirmeye çalışıyordu. Bu sayede belki de camianın tabanını başka bir partiye taşımak daha kolay olacaktı. Orada camianın oy oranının aslında hiç önemli olmadığını eklemeyi ihmal etmişim. Gerçekten de cemaatin herhangi bir seçimde AK Parti”ye karşı sadece kontrol ettiği oy oranıyla veya o oyları yönlendirmek suretiyle konuşmayacağını biliyordum ama doğrusu ben bile bu şeklini tahmin etmemiştim.

Cemaat adına hareket edenler şu ana kadar yürüttükleri AK Parti karşıtı kampanyada hiç bir sınır tanımadıklarını gösterdiler. Oysa şimdiye kadar AK Parti iktidarından en fazla kendilerinin yararlanmış olduklarını bilmeyen de yok gibi. Yeni dönemde bu yararı gözden çıkarmaya kendileri açısından değecek nasıl bir hesabın içinde oldukları meraka değer bir konu.

Hocaefendinin bütün saygınlığını riske edecek şekilde bütün varlığıyla kendini çatışma sahasına atması neyin ifadesi? Şimdiye kadar İslam”ın azılı düşmanlarına karşı başvurmadığı (başvurmak ne kelime, onlara karşı sürekli olarak diyalog ve hoşgörüyle yaklaşmışken) bu şiddet ve celali şimdi müminlere karşı sergilemesi neyin ifadesi?

Hukuka, ahlaka, dine, vicdana aykırı davranışlar karşısında bir hüküm olarak işi lanetleşmeye kadar götürmeye onu sevkeden duyguların kaynağı nedir, cidden merak ediyorum.

O hiddet o öfke, şimdiye kadar Allah”a ve Peygamberi”ne karşı alenen savaş açmış insanlara gösterilmemiş, şimdi nerden icap etti?

Oysa hukuka, ahlaka, dine, vicdana aykırı davranışlar, tavırlar ve söylemler için fazla uzağa gitmesine gerek yok. Samanyolu, Zaman ve Bugün yayın grubunun yayınlarına ve tarzına baksın yeter. Orada hukuk, vicdan, izan, ahlak, etik, muhabbet, bulabiliyorsa ne diyelim? Yukarıda Allah var. O adildir, insanlar arasında ihtilaf ettikleri hususlarda en iyi hükmü verecektir. Hiç kuşkunuz olmasın.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: