Prof. Dr. Yasin AKTAY

Düşen Rus uçağı ile birlikte düşen maskeler

Türk Ordusuna bağlı askerî unsurların hava sahasını (10 kez ihtar edilmesine rağmen) ihlâl eden bir hava aracının ihlâline izin vermemesi, düşen hava aracının Rusya’ya ait olduğunun anlaşılması ile bambaşka bir boyut aldı. Krizin sıcaklığıyla uluslararası kamuoyunda ve Türkiye’de bir anda Rusya ve Türkiye arasındaki bu ihtilafın sıcak bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği konuşulmaya başlandı.

Krizi bir alt perdeden ele alan telaşe memurları Rusya’nın Türkiye’nin gaz vanasını kapama ihtimalinden bahsetmeye başlayarak toplumda bir panik havası yaratmaya gayret ettiler. “Hep muhalif” “cins aydın»ımızın depreşen Putin sevdası ile öyle bir ortam oluştu ki neredeyse hiç kimse Türkiye, Rus uçaklarını neden vurdu sorusunu sormadı. Hatta bazı aklıevveller “17 saniyelik ihlâl yüzünden uçak mı düşürülürmüş” deme noktasına kadar meseleyi vardırdılar. Aydın Doğan medyası ve Paralel çete diliyle konuşan kalemşörlerin hiçbirisi Türkiye’nin egemenlik haklarından bahsetme lüzumu görmediler.

Öyle ki bazılarında uzun uğraşlara rağmen demokratik yollardan devirmeyi başaramadıkları AK Parti iktidarını Putin’in takviye vitesiyle devirebileceklerine dair ufak çaplı da olsa bir umut belirdi. Bizim kendilerine göre demokrasi aşığı hep muhalif aydınımızın ülkesindeki en mutedil muhalif düşünceyi bile insanlık dışı yollarla ezen Putin’e gösterdiği ilgi ve yakınlık iktidara gelirlerse siyaset perspektiflerinin ne olabileceği üzerine de tahminlerde bulunmamızı kolaylaştırdı.

Mesele aslında oldukça basit. Türkiye’nin angajman kuralları çerçevesinde kendi hava sahasına yaklaşan “milliyeti belirsiz” hava araçlarına müdahale etmesi sınırları üzerindeki egemenliğinden ve uluslararası hukuktan kaynaklanan en tabii hakkıdır. Bu hak kullanılırken hiçbir makam ve merciden onay alınmak mecburiyeti de söz konusu değildir. Rus uçaklarının Türkiye’nin hava sahasını ihlâl ettiklerine dair bilgi NATO kaynaklarınca da doğrulanmıştır.

Ortada tüm bu bilgiler varken, yavuz hırsız ev sahibini bastırır cinsinden bir uyanıklıkla Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’den özür beklediğini ifade etmesi akılla izah edilebilir bir şey değil. Votkayı çok sevdiği söylenen Putin’in böyle bir lafı ayık kafayla etmediğini zannediyorum. Bu, bir anlamda Rusya, Ukrayna toprağı olan Kırım’ı işgal ettiği için Ukrayna’nın özür dilemesi gibi bir şeydir. Kısacası absürt. Ancak bu absürtlüğün tek sorumlusu son dönemlerde ayık kafayla dolaşmayan Putin değil.

Rusya’nın bu özür aymazlığının sebebi ABD Başkanı Obama’nın “smart power” adını verdiği “devekuşu doktrini”nin ve Avrupa Birliği’nin bir dış politika perspektifine sahip olmayışının Rusya Devlet Başkanında yarattığı özgüvendir. Zira uluslararası hukuku hiçe saymanın, devletlerin egemenlik haklarına saldırının Rusya açısından hiçbir yaptırımı söz konusu değildir. Neticede Türkiye gibi egemenlik hakları konusunda hassas bir ülkeden aldığı tepki Rusya’ya ağır gelmiş olabilir.

Hele hele olayın sıcaklığıyla Rusya Devlet Başkanı’nın Türkiye’yi DAEŞ’ten petrol almakla suçlaması devlet ve devlet adamı ciddiyetine yakışmayacak derecede düşük, yakışıksız bir iddia olmaktan öteye geçemez. Böylesine mantıksız bir iddiada bulunmanın tek gerekçesi olabilir. Rusya, Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ederek bir yapılageliş oluşturmaya çalışırken karizmasının Türkiye tarafından çizilmesinin yarattığı hayal kırıklığıyla, zeitgeiste müracaat ederek bir anlamda Türkiye’ye karşı bir Haçlı Seferi çağrısı yapıyor. Rus Dumasından bir temsilcinin düşürülen savaş uçağının tazminatı olarak Ayasofya’nın Ortodoks âlemine iade edilmesinden bahsetmesi tam da bu hedefin içeriğini dolduracak bir argüman olarak ele alınabilir.

Dahası çizilen karizmasını Suriye’nin kuzeyindeki masum Türkmenlerin ve sivil halkın üzerine bomba yağdırarak toparlayacağını zannetmesi tam bir düşkünlük göstergesidir. Rusya’nın bu şekilde Suriye’ye müdahale etmesi, bölge insanlarının üzerine yıllardır eleştirdiğimiz usullerle bomba yağdırması Sovyetler döneminde bölgede oluşan Rus figürünü tamamiyle tersine çevirecek, 19.yüzyılın Moskof gavurundan yoldaş olmaz tekerlemesini toplumsal hafıza tekrar hatırlamaya başlayacaktır.

Rusya, çarlık döneminden beri Ortadoğu’da belirli aralıklarla etkin olmayı, belirgin bir nüfuz kurmayı denedi ancak başarılı olamadı. Şimdi Suriye’deki konjonktürel durum sebebiyle bölgeye yerleşebileceğine dair umut beslemeye başlayan, yeni Rus Çarı olma hevesi ile hareket eden Putin’e bölge insanlarının yaklaşımı Rusya’nın bölgedeki geleceğinin çok uzun olmayacağını gösteriyor. Diğer bir deyişle Suriye sınırında düşen bir uçak değil Rusya’nın bölgedeki itibarıdır. Yeni Çar Putin’in, Bolşeviklerin bölgede bıraktığı az çok olumlu sermayeyi tüketmesidir. Zira şimdi Putin’in Esed’den bir farkı yok bölge insanı için. Bölgede ona kılavuzluk eden iki unsur Esed ve PYD. Kargaları kılavuz edinenlerin hazin sonu ise tarihin en ilgi çekici bahisleridir. Bu gidişle Putin’in hikâyesini de bu bahisler arasında okuyacak gelecek nesiller.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: