Prof. Dr. Yasin AKTAY

Doğu Akdeniz havzasındaki stratejik rekabet ve mazlumların ahı

Rusya’nın Suriye’de gerçekleştirdiği müdahalenin büyük ölçüde NATO’nun savunma stratejilerini ve reflekslerini ölçme amacı taşıdığı, NATO’nun izlediği yanlış politikaların bir neticesi olduğu üzerinde önceki yazılarımızda durmuştuk. Meselenin küresel boyutunun bölgesel boyutundan daha büyük olduğu söylenebilir. Elbette bu yaklaşım Rusya’nın Suriye’deki mevcut durumu değiştirmeyi amaçlamadığı anlamına gelmez. Ancak mesele Suriye’nin küresel bir karşılaşma alanı haline geldiği gerçeği göz ardı edilerek yorumlanırsa sağlıklı bir netice elde edilemez.

Rusya’nın Suriye’deki müdahalesinin zamanlaması elbette manidar. Rus savaş uçaklarının DAEŞ mevzileri ile birlikte muhaliflere ait lokasyonları da bombalaması, Hazar Denizinden fırlatılan füzeler gibi askerî girişimlerle Rusya’nın Suriye’deki iç savaşa sert bir biçimde müdahil olması Esed rejiminin önemli ölçüde zayıfladığı, Esed’in rejim saflarında mücadele edecek asker bulmakta zorlandığını itiraf ettiği bir dönemde geldi. Zira muhalifler artık doğrudan Hizbullah ve İran’ın askerî varlıklarıyla çarpışmaya başlamışlardı. Dolayısıyla müdahale rejimin dış destek ihtiyacının oldukça arttığı bir dönemde geldi ve Rusya’nın Suriye üzerindeki nüfuzunu kurumsallaştırabilmesinin önünü açtı.

Diğer taraftan Suriye’nin yıkıcı bir iç savaş sonrasında parçalanma ile neticelenebilecek bir sürece girdiğini düşünen Rusya, Suriye’deki pozisyonunu güçlendirerek bölünme senaryosunun gerçekleşmesi halinde nüfuzunu koruyacağı bir lokasyon inşa etme amacına da yönelmiş gözüküyor. Dahası bu müdahalenin sadece Suriye’de değil, Irak ve Lübnan’da da bir parçalanmayı tetikleyeceği, şiddetli iç savaşların ortaya çıkmasına sebep olabilecek gelişmelerin önünü açabileceği söylenebilir.

Rusya’nın Suriye’deki nüfuzunun kurumsallaşması her türlü senaryoda Rusya’nın etki alanını bölgede belirgin hale getirecektir. Bu çerçevede Rusya’nın orta ve uzun vadede Suriye’de en önemli beklentisinin ABD’nin bölgesel varlığını dengeleyecek bir üsse sahip olmak olduğu söylenebilir. Bu amacını da büyük ölçüde gerçekleştirdiği görülmektedir. Peki bu üs, dahası Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun kurumsallaşmaya başlaması küresel siyaset açısından ne ifade etmektedir?

Belki de bu süreçte üzerinde en az durulan meselenin Rusya’nın enerji güvenliği olduğu söylenebilir. Bilindiği üzere Rusya, özellikle 2000’li yıllarla birlikte Putin’in şahsında, ülke içerisinde enerji şirketlerinin devletleştirilmesi ve bu politikanın dış politika ile eşgüdümlenmesi ile birlikte hem ekonomik hem de siyasal anlamda uluslararası politikada tekrar önemli bir aktör durumuna gelmeyi denedi. Bunu önemli ölçüde başaran Rusya’nın Avrupa Birliği’nin, yani sanayileşmiş Batılı ülkelerin önemli bölümünün enerji tedarikçisi haline dönüşmesi ile pozisyonunu tahkim ettiği söylenebilir.

Bu pozisyonunu kaybetmek istemeyen Rusya’nın Avrupa Birliği’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabaları neticesinde ortaya çıkan birtakım projelerin akamete uğramasında etkili olduğu biliniyor. Çünkü Rusya’nın son dönemde inşa ettiği devlet aygıtı, geniş coğrafyasını popüle etmede ve ekonomik çarkları hareket ettirmede en önemli girdi olarak enerji kaynaklarını kullanıyor. Dolayısıyla enerji kaynaklarının arzında ortaya çıkabilecek bir talep düşüklüğü, felaket senaryosu olarak bu enerji talebinin durması durumunda Rusya bu geniş coğrafyasını popüle etmekte sorun yaşayabilir ve dahası ekonomik çarkları durma noktasına gelebilir.

Son dönemde Doğu Akdeniz havzasında Avrupa Birliği ve ABD’nin bir biçimde teşvikleriyle genişlemekte olan petrol-doğalgaz arama ve dünya pazarlarına sunma çabası Rus devleti açısından yukarıda bahsedilen senaryoların gerçekleşmesi ihtimalini beraberinde getirmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde sanayileşme konusunda ciddi mesafe kat edemeyen ancak enerji arzını arttırması ile oldukça büyük bir ihracat kalemine kavuşan Rusya açısından Doğu Akdeniz havzasında yaşanacak gelişmelerin dışında kalmak stratejik açıdan riskli sonuçlar doğurabilir.

Rusya’nın Suriye’de gerçekleştirdiği müdahaleye küresel politikanın bir de bu veçhesinden bakmakta fayda var.

Rusya şu ana kadar Suriye’ye bu kadar doğrudan girmedi ama burada İran ve Hizbullah’ı kendi stratejik hedefleri doğrultusunda fena halde çalıştırmış olduğu görülebilir. Yani “Siyonist rejime karşı direniş hattından” bahseden İran’ın hiç bir anlamlı kutsalı kalmamış mücadelesinin tamamı bir noktada gelip Rusya’nın stratejik hesaplarına eklenmiş oluyor. Büyük hesabınsa neresine denk düştüğüne beşiklerinde ölen çocuklar, yuvaları darmadağın olan milyonlarca masum Müslümanın ahları şahitlik ediyor.

Doğu Akdeniz havzasındaki stratejik rekabet ve mazlumların ahı – Prof. Dr. Yasin AKTAY, Yeni Şafak Gazetesi

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: