Prof. Dr. Yasin AKTAY

Din ve asker sevgisi için zorunlu dersler

Bu aralar sessiz sedasız 301”den yargılanmakta olan Öğretmen-Sen”in genel başkanı Yusuf Tanrıverdi”nin suça mesnet teşkil eden sözlerinin bir kısmını “her gün gazetelerde okumaya alıştığımız türden düşünceler” diye sunmuştum son yazımda.

Öyle dedim, ama e-posta kutuma gelen mesajlar Tanrıverdi”nin el attığı mevzunun yani Milli Güvenlik dersleriyle ilgili liselerde yaşanan sorunlarla ilgili değerlendirmelerin gazetelerde çok da her gün karşılaştığımız türden olmadığını hatırlattı.

Liselerde MG derslerinin muvazzaf subaylarca ve üniforma içinde veriliyor olmasının okullarda nasıl bir durum yarattığı, öğrencilerin çağdaş, demokratik, laik ve irfanıyla vicdanıyla hür olması beklenen kişilikleri üzerinde nasıl bir etki yaptığı gerçekten başından beri göz ardı edilen bir konu.

Doğrusu Tanrıverdi”nin konuşmasının “her gün rastlanılan türden” olan tarafı el attığı mevzunun kendisi değil, sadece bu mevzuya el atma biçiminin aşina olduğumuz “eleştiri” sınırlarını aşmıyor olmasıydı. Yoksa liselerde MG derslerinin muhtevası ve görevli askerce alabildiğine serbestçe, denetimsiz uygulanan müfredatıyla ilgili, sorunlar şu ana kadar pek ele alınmış değil. Tanrıverdi, demokrasi kültürüyle yoğrulmuş bir gençlik yetiştirmek istiyorsak bu derslerin işlevlerini ve bir öğretmen olarak her gün bir çok lisedeki uygulamalardan dolayı ortaya çıkan sakıncalarını oturup açıkça ele almalıyız diyor. Bunu asla askerlik kurumuna karşı aşağılayıcı en ufak bir ima taşımaksızın, sadece daha demokratik bir gençlik ideali adına yapıyor. Hatta bu eleştirileri mevcut uygulamanın askerlik kurumunun da saygınlığını zedeleyen boyutlarına işaret ederek yapıyor.

Tanrıverdi”nin 301”den davalık olan söylediklerinde yine de her gün gazetelerde gördüğümüz türden başka sözler de var. Sadece MG derslerini değil, “zorunlu din derslerini” de eleştirmiş. Bu tarz zorunluluklarla ve muhtevanın içine sembolik-politik hınçlar da serpiştirilince lise öğrencilerine ne askerlik sevgisi ne de din sevgisi kazandırılabiliyor.

Bugünlerde yeni Anayasa hazırlıkları dolayısıyla gündeme gelen zorunlu din dersleriyle ilgili aslında söylenmesi gereken asıl şey, eğitimin muhtevasında her türlü devlet zorlamasından aşamalı olarak vazgeçmenin, eğitim sürecine ebeveyni daha fazla dahil etmenin lüzumudur. Bugün bir din dersi değil ki, neredeyse bütün dersler en az din dersinin içeriği kadar ideolojiktir. Milli eğitim sisteminin en önemli sorunu fazlasıyla ideolojik olmasıdır. Yoksa tabii ki ebeveyninden izinsiz olarak hiç kimseye zorunlu olarak bir dinin dayatması şeklinde bir eğitim verilemez, verilmemelidir.

BİZDE TAHSİLLE OLUR DİN CEHALETİ

Ancak Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu”nun bu tartışmalar dolayısıyla geçen günlerde yaptığı açıklamayı da önemle dikkate almak gerekir. Zorunlu olan din dersi belli bir dinin veya bir mezhebin dayatılması olmadığı sürece, yani öğrencileri din gerçeği ve dünyadaki, Türkiye”deki dinler ve mezhepler hakkında bilgilendirmeyi amaçladığı sürece, böyle bir ders alabildiğine zorunlu olmalıdır.

İsteyenin ayrıca kendi dininin eğitimini de istediği kadar alması şartıyla herkesin sadece kendi dini hakkında değil dünyadaki veya ülkedeki diğer din veya mezhep-meşreplerin farkında olmasını sağlayacak bir din eğitiminin muhtevası üzerinde anlaşmak o kadar zor olmamalı. Yeter ki bu alana da kaybedilmemesi gereken bir mevzi gözüyle bakılmasın.

Dün Emre Aköz”ün Nuriye Akman”a verdiği mülakatta işaret ettiği acı gerçek, yani medya sektöründe çalışanların bile din konusundaki cehaletlerinin ortaya çıkardığı traji-komik görüntüler bu sayede belki zamanla azalır. Bu da az bir kazanım olmaz, çünkü din konusundaki cehalet toplumsal barışın en büyük tehdididir. Bir dine inanmayabilirsiniz, onun eğitimini de almayı tabii ki istemeyebilirsiniz, bu en doğal hakkınızdır, ama o dine inanan insanlarla bir arada yaşamak zorundaysanız o insanların dini inançlarını kültürlerini, örflerini öğrenmek en temel medeni ilişkileri sürdürebilmek açısından bile bir zorunluluktur. Bugün halkın büyük bir çoğunluğunun inançlarına yabancı, yabancı olduğu için de iki cümlesinde beş pot kırabilen, kaba saba bir medya veya aydın kültüründen muzdaribiz.

Aslında bugün dinle ilgili olduğu muhakkak olan başörtüsü konusunda yaşadığımız sorunun özünde de din konusundaki bu cehaletin ortaya çıkardığı medenilik sorunundan başkası yatıyor değildir.

Başkalarının hassasiyet alanlarıyla ilgili ne kadar kolay ahkâm kesilebiliyor?

İşin kötüsü bu öyle bir cehalet ki, bulaşanı utandırmıyor, aksine bu cehalet bir prim kaynağı haline gelebiliyor. Tam da ancak tahsil ile kazanılabilen türden bir cehalet yani…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: