Prof. Dr. Yasin AKTAY

Diktatörlerin katliam yarışı ve haklı olmanın gücü

Mısır ve Suriye”de eski rejimin diktatörleri kendi halklarına karşı katliam yarışına girmiş bulunuyor. Diktatörün Mısırlı taze darbeci olanı önce tamamen silahsız, barışçıl eylemci, Ramazan ayında oruç başlangıcı sabah namazı kılanların üzerine rastgele ateş açarak yüzün üzerinde kişiyi öldürdü yüzlercesini de yaraladı.

Diktatörün Suriyeli Baas olanı yine Ramazan ayında oruç, teravih, sahur, Halid Bin Velid demeden sivil halka uçaklarıyla yaptığı bombardımanlarla birim zamanda ölüm sayısında rekorlar kaydetti.

Mısırlı darbeci olanı ona yine Ramazanın manevi ortamına bakmaksızın Rabia meydanında yine silahsız halleriyle Teravih sonrası insanların üzerine açtığı rastgele ateşle ikiyüzün üzerinde insan öldürüp yine binlerce insanı yaraladı.

Suriyeli olanı yarışırcasına aynı işlere devam etti. Bu arada Mısır”daki darbeyi tebrik etmeyi, bunun siyasal İslam”ın sonu olarak ilan etmeyi de ihmal etmedi. İran ve Hizbullah bunu nasıl duydu nasıl anladı bir türlü anlayamadık.

Diktatörün Mısırlı olanı çıtayı en son Adeviye meydanında dünya tarihinin kaydedebildiği en vahşi katliamla hayli yükseğe koydu. Barışçıl hallerinin tanklardan ve toplardan daha güçlü olduğunu ilan etmiş olan göstericilere yaylım ateşi açarak, çoluk çocuk ayırt etmeden 2600 kişiyi vahşice katledip, 10 binin üzerinde kişiyi de yaraladı.

Suriye kasabı bunun altında kalır mı? Adeta Mısır”daki rakibiyle yarışırcasına, çıtayı onunkinden de daha yukarıya koydu. Suriye”deki krizin başlangıcından beri kaydedilmiş en yüksek ve en vahşi katliam bu zamanlama içinde yapıldı. Masum çocuk cesetlerinin yanyana dizildiği o korkunç görüntü tam bugünlerde verildi. Hepsi de uyurken ölüme en vicdansız en kalleş kimyasal silahla yakalanmış o çocukların cesetleri hangi güç mücadelesinin zaferini garanti edebilir?

Bu tabloya bakıldığında, içinde çocuk, kadın, sivil katliamı var, insanlığa karşı en ağır suçlar var. Hadi artık darbeyi de, demokrasiye karşı suçları da bütün bunların yanında hafif suç sayalım, o da var.

Bu tabloda bir çok ülkenin ağır sorumluluğunun yanısıra, sadece yapanların değil, buna seyirci kalanların da suç ortaklığı var. Bu tablo hiç kimsenin yüzünü başka yana çevirip görmezden gelebileceği bir tablo değil. Yüzünüzü ne yana çevirseniz gözünüzün içine kadar batacak bir tablo bu.

Bu tabloya bugün sessiz kalanlar hiç kuşku duymayın eninde sonunda insanlık vicdanında ağır cezalarla mahkum olacaklardır. Tıpkı halihazırda ahları göğe yükselmekte olan mazlum halklarla ve bu halklarla dayanışma içinde olan maşeri vicdan nezdinde mahkum oldukları gibi.

Buna rağmen bu tabloya dünyanın kurulu düzeninin ülkeleri gereken tepkiyi vermiyor. Havaya bakarak ıslık çalmaya devam ediyor. Yüzsüzlük ediyor, ilkesizlik ediyorlar. Kendi halklarının nezdinde şahsiyetsiz, ilkesiz katliamlara çanak tutan liderler konumuna düşmeyi göze alarak olup bitenlere bazı dengeler adına sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Gerçi yukarıda Allah var, tam olarak sessiz de kalmıyorlar, bir kısmı katliamı yapanları destekliyor. Bir kısmı da, ellerindeki medya imkanlarıyla gerçekleri olabildiğince tahrif etmeye çalışıyorlar. Daha önce kutsal kitaplarını tahrif etmiş insanlar tarihi tekrar ettiriyorlar. Bugün benimsedikleri demokrasi, insan hakları gibi değerlerini ilk gerçek imtihanda tahrif ediyor, kendi inşa ettikleri putları yiyorlar.

Bütün bu olup bitenler karşısında göze çarpan tek şey, dünya devletlerinin bir değerler iflası içinde olduğundan başkası değil. Zira bütün bu olanlar karşısında ahlaken yapılması gereken şey bellidir. Darbeye darbe denilecek, katliama katliam denilecek ve buna karşı net bir tavır takınılacak. Şimdi dünyanın tamamının bu konuda ortak bir tavır koyması halinde bu tür şeyler belki de dünyanın hiç bir yerinde olmayacak, böylece belki insanlar bu konuda güvende olacak.

Oysa dünyanın önde gelen ülkeleri bu en temel konularda bir tavır koyamadı veya çok sinsi hesaplarla aslında İslam dünyasını zaptu rapt altına almaya çalıştı. Her ne hesapla yapmış olurlarsa olsunlar iflas ettiler, kaybettiler.

Bu tablo karşısında kazanan belki tek ülke Türkiye. Bir tek Türkiye konjonktür hesapları yapmadan olup bitenlerin adını olduğu gibi koymakta ısrar etti, zulme isyan etti.

Türkiye”nin bu isyanının onu yalnızlığa ittiği söyleniyor. Bu yalnızlığa düçar olmamak için önerdikleri, eli kanlı diktatörlerle ve darbecilerle hiç bir şey olmuyormuş gibi iyi ilişkiye devam etmek mi? Böyle bir şey olabilir mi?

Kaldı ki, kim demiş Türkiye yalnız diye? Aksine herkesin bal gibi doğru ve haklı olduğunu bildiği Türkiye”nin tavrı, herkesin kabusu haline gelmiş bulunuyor. Uluslararası ilişkilerde yeni dengelerin kurulması mukadder ve bugün bu dengelerin unsurları olanların geleceğin dünyasında konumlarını sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Çünkü bu düzen bu haliyle sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Bunu herkes biliyor. Türkiye”nin yalnızlığını sadece bazı devletlerin tutumuyla ölçmeye kalkışırsanız dünyadaki değişimin dinamiğini de kaçırmış olursunuz. Oysa Yıldıray Oğur”un bir TV programında çok iyi ifade ettiği gibi dünya sadece 200 devletten ve onların yöneticilerinden oluşmuyor.

Bugün olup biten herşeyi medyanın bütün tahriflerine rağmen olduğu gibi görebilen altı milyar halk var. Bugün hem Suriye hem Mısır dolayısıyla Türkiye ile sorun yaşadığı söylenen devletlerin yönettiği halkların büyük çoğunluğu kendi devletlerinin değil Türkiye”nin siyasetini doğru buluyor ve destekliyor.

Aslında herkes bunun farkında ve Türkiye”nin ilkeli siyasetinin bu hasta devletlerin kalbine saldığı bir korku var. O korkuyu gerçekten bilseniz, göreli yalnızlığın nasıl bir güç gösterisi olduğunu da bilirdiniz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: