Prof. Dr. Yasin AKTAY

Dış politikada başarının ölçüsü

Irak”ta son günlerde yaşananlar, IŞİD namlı örgütün bir anda bütün Irak”ı kuşatacak bir etkinlik düzeyine ulaşması ve Irak”ı fiilen geri dönülemez yeni bir mecraya sürüklemiş olması başından itibaren Türkiye”nin durduğu yeri haklı çıkaran gelişmeler. Türkiye”nin IŞİD gibi bir örgütle isminin anılmasını öncelikle baştan itibaren bütün muhalefeti tek bir sepete doldurup üstüne de ”cihadist-terörist” damgası vurmaya çalışan Esatçı bir taktik.

Maşallah, bu taktiğin Türkiye”deki gönüllü ve hararetli uygulayıcılarına baktıkça, katil Esad”ın katliam makinasının başında bu kadar uzun kalabilmesinin sebebini başka yerlerde arama ihtiyacı bile hissetmiyoruz.

Esad”ın zulmüne başkaldıran koskoca bir Suriye halkı var ve bu halkın milyonlarcası bu zulümden kaçmak zorunda kalıyor.

Türkiye canlarını güç bela kurtarmak üzere ülkesine sığınanlara kapısını sadece kapatmamış oldu ve bu halkın bütün dünyaca tanınan meşru temsilcileri olan Ulusal Konseye ve onun askeri temsilcisi olan Özgür Suriye Ordusuna açıktan destek oldu.

Halihazırda Suriye”de Esat ile asıl derdi olan Suriye halkının doğal bir savunma refleksi olarak ürettiği bu yapılanmadır. Bu hareket son derece haklı ve meşru, dünyanın da sessiz kalamadığı bir harekettir.

Esat ve ülkemizdeki uzantıları muhalefetin bu meşruiyetini zedelemek için bütün dünyaya sürekli El-Kaide veya IŞİD resimleri göstererek savaştıklarının bunlardan ibaret olduğunu göstermeye çalışıyor. Ee, dünyanın kafası karışıyor tabi, nasıl olsa hiç kimsenin hiç bir şeyden haberi yok ya..

Oysa herkes bu fotoğraflardan o günün politikası doğrultusunda işine geleni alıyor. Esat ve katliamlarını dert ediyormuş gibi görünenlerin aslında ya hiç bir dertleri olmadığı veya dertlerinin bambaşka olduğunu bu süreç içinde herkes görmüş de oluyor.

Bu arada olan her gün yüzlercesi hunharca katledilen Suriye halkına oluyor. Her gün komşu ülkelere onbinlercesi iltica etmeye devam ediyor. Suriye toprakları ya ölmek veya göç etmek suretiyle giderek insansızlaşıyor.

Suriye”de sorunun bu kadar derinleşmesinin önüne baştan beri geçmek isteyen ve bu doğrultuda çaba gösteren tek ülke Türkiye oldu. Olayın bir mezhep çatışmasına gitmemesi hususunda en yüksek duyarlılığı sergileyen de Türkiye oldu. Ancak ne yazık ki, mezhepçi reflekslerle hareket edenler, Türkiye”nin insani duruşunu da mezhepçilik penceresinden görüp göstermekten geri durmadılar. Oysa aynı şey Şiilere yapılsa, aynı tavrı göstermeye hazırdır Türkiye.

Nitekim dün Başbakan Erdoğan”ın Viyana”da seslendiği, şiddetle kınadığı kişiler, insanları Şii diye öldürmeye çalışanlardı.

Türkiye Irak”ta da baştan beri mezhepçi politikaların maliyetini en iyi gören bir yaklaşım sergiledi. Başbakan Erdoğan üç yıl önce Sünni(ci) dünyada da bir miktar şaşkınlık yaratan Necef ziyaretinde tarihe geçecek sözü söylemişti: ”Ben Sünni olmadan önce Müslümanım.” Bu ziyareti yaklaşmakta olan mezhepçi gerilime karşı tavrını ortaya koymak için açık ve net bir biçimde yapmış, bu sözleri de o bağlamda söylemişti.

Ancak Türkiye”nin mezhepçilik konusunda sergilediği bu duyarlılığı ne yazık ki ne İran ne de onun güdümündeki Maliki yönetimi sergilemedi. Maliki, başa geldiği saatten itibaren bariz bir mezhepçi siyaset izledi. Sünni kesimi açıkça dışlayan, onları tahkir eden, bastıran uygulamalara imza attı. Sünni kesimin önde gelen siyasetçilerini terör ithamıyla kendi kontrolü altındaki mahkemelerde mahkum ettirdi.

Uzun zamandır Sünni şehirlerinde durmaksızın ortaya konulan protesto gösterilerini hafife aldı. Bu protestoları güçle, nihayetinde İran”ın yardımıyla bastırabileceği zehabına kapıldı. Oysa o protestolar giderek artmakta olan ve patlama noktasına ulaşmakta olan bir hıncın da işaretleriydi. IŞİD”in kısa süre içinde bu kadar hızlı yayılabilmesi, örgütün kendi gücünden ziyade bu hınçla buluşmuş olmasından ileri geliyor.

Bu saatten sonra patlamış olan bu hıncı sakinleştirip sağduyuya davet etmenin yollarına bakmak, bütün tarafların birbirlerini saygıyla karşılayacağı yeni bir anlaşma zeminini yakalamaya çalışmaktan başka bir yol yok.

Aslında, bu patlama ABD”nin zaten çok önceden iflas etmiş olan işgal politikasının yeni bir faturası. İşgal sonrası oluşturulan düzenin sosyolojik ve tarihsel dengeleri hiç bir şekilde hesaba katmamış olduğu görülüyor.

Bugün terörle mücadeleyi birinci önceliği haline getirmiş olan ABD”nin bizzat kendi politikalarının terörü besleyen yatakları oluşturduğunu görmesi gerekiyor. Irak”ta Baas”a karşı diye Maliki”ye teslim edilen ve arkasına bakılmayan bir Irak”tan kaostan ve terörden başka bir şey çıkamazdı. Maliki”nin sorunların üstüne gitme metodu da farklı değildi zaten. Ülkeyi bir arada tutabilmek için Şii eksenli yeni bir Baas rejimi uygulamaktan başka bir yöntemi olmadı.

Aynı şekilde, Suriye”de Esad”ın iktidardaki varlığı uzadıkça her türlü terörün buraları mesken edineceği çok belliydi, Esat var oldukça da o bölge terör yuvası olmaktan çıkamayacak. Bu da besbelli.

Gelişmeler Türkiye”nin dış politikasının iflasını değil, baştan itibaren ne kadar haklı bir çizgide olduğunu gösteriyor.

Bölgede olup bitenlerde elbette tek belirleyici aktör Türkiye değildir. Esasen hiç bir gelişmede tek bir belirleyici aktör olmaz. Ama bazı ülkelerin siyasetlerinin nereye doğru gittiği konusunda Türkiye baştan itibaren net bir görüşe sahip oldu. Bugün Türkiye Orta Doğu”da baştan itibaren söylediklerini ve yaptıklarını hatırlatarak yüzünün akıyla ve haklı olmanın gücüyle konuşabilecek tek ülke konumundadır.

Şu yaşananlar karşısında dış politikanın başarısının en önemli ölçüsü de bu olmalı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: