Prof. Dr. Yasin AKTAY

Devrim ihraç eden Tunus darbe ithal etmiyor

Üç yıl önce Arap Baharı denilen ve bütün Arap ülkelerini etkisi altına alan süreci başlatan kıvılcımın çakıldığı Tunus”ta geçtiğimiz günlerde uzun süredir devam etmekte olan anayasa müzakereleri nihayet bir uzlaşmayla ve bir anayasa metninin parlamentoda yüksek oranda kabulüyle sonuçlandı. Parlamentoda anayasanın kabul edilmesiyle birlikte bütün partilerin temsilcilerinin olayı birbirlerine sarılarak kutlamaları görülmeye değer bir manzaraydı.

217 sandalyelik parlamentoda 200 milletvekilinin oyuyla kabul edilen anayasa sürecinin bu mutlu sonuna kolay gelinmedi. Tıpkı Mısır”da olduğu gibi Nahda hareketi oyların büyük çoğunluğunu alarak iktidara geldiği andan itibaren bildik korkular ve komplolar harekete geçirilmeye çalışıldı. Nahda hareketi daha göreve başlamadan diktatörleşmekle ve ülke yönetimini tek başına, kimseyle paylaşmadan üstlendiği için eleştirildi.

Oysa baştan beri Nahda ihtiyacı olmadığı halde geniş bir koalisyon kurmayı tercih etmiş ve olabildiğince taviz vermiş oluyordu. Nahda”nın bilge lideri, hiç tartışmasız çağdaş İslam siyaset felsefesinin en önemli isimlerinden Raşid el Gannuşi, kendisi kolayca başkan olabileceği halde, bundan feragat ederek bizzat kendi desteğiyle bir insan hakları aktivisti olan Monsif Marzuki”nin cumhurbaşkanı seçilmesine destek verdi. Kendisi de hükümetten uzak kaldı, ancak bu uzaklığı hükümetin oluşumu ve icraatları üzerinde etkili olmasını engellemedi. Hiç bir resmi görev almadığı halde hükümetlerin kurulması veya dağılması, cumhurbaşkanı seçimi ve anayasanın hazırlanmasıyla ilgili bütün tartışmaların merkezinde Gannuşi belirleyici olmaya devam etti.

Gannuşi ve Nahda”nın sergilediği bu uzlaşmacı tutuma karşılık muhalefetin daha az temsil oranıyla talep ettikleri şeyler makullüğün sınırlarını fazlasıyla zorladı. Tabii muhalefet sadece siyasi tartışmalarda ileri sürdüğü makul olmayan tezlerle sınırlı kalmadı. Siyasi cinayetler işlendi ve bu cinayetlerin ilk dakikalarından itibaren Nahda sorumlu tutulmak istendi.

Nahda”nın da ilk dakikadan itibaren şiddetle kınamasına rağmen Tunus sokakları bu cinayetler dolayısıyla ülkenin İslamcı terör tarafından kuşatıldığı iddialarıyla Nahda”nın sorumlu tutulduğu protestolara sahne kılındı. Eş zamanlı olarak Mısır”da yani Tunus”tan etkilenerek 25 Ocak 2011″de devrimini başlatmış olan Mısır”da benzer süreçler Arap Baharını tersine çevirmenin sonu darbeyle sonuçlanacak entrikaları içindeydiler.

Mısır”da 3 Temmuz”da gerçekleşen darbe teşebbüsü Tunus”ta birilerini umutlandırdı ve harekete geçirdi, bu darbeye karşı dünyanın sessizliği kendilerini cesaretlendirdi, ama bir yerde olan şey her zaman başka yerde aynısının daha kolay tekrarlanabileceğini göstermez. Aksine Mısır”da olanlar Tunus”takiler için sağlam bir ders oldu.

Gannuşi “Mısır”a devrim ihraç ettik, oradan darbe ithal etmeye hiç niyetimiz yok” diyerek, Tunus”ta olağanüstü başarılı bir uzlaşı siyaseti yürüttü. Aksine Arap uyanışına kaynaklık etmiş olan Tunus, muhtemelen bu çizgiden hemen sapma eğilimi gösteren Mısır ve Suriye gibi ülkeler için ortaya koyduğu müzakereci demokrasi pratiğiyle çok sağlam bir model üretmiş oldu.

Arap Devriminin zamansız ve başarısız olduğunu Mısır ve Suriye örneği üzerinden savunanlar için böylece Tunus daha şimdiden çok iyi bir cevap oluşturmuş oldu. İslami referansları dikkate alan Nahda, Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, İslam”a karşı farklı anlayışlar içinde olabilecek bir ülkede İslami siyasetin mümkün sınırlarına dair referans alınacak nitelikte çok önemli bir pratik ortaya koymuş oldu.

Daha radikal diye nitelenen İslamcıların anayasada Şeriata referans beklentisine karşılık Nahda, bunda ısrar etmenin gerekmediğini düşünmüş. Çünkü Şeriat algısı veya kabulüne dair farklı yaklaşımlara sahip olanlarla birlikte yapılacak bir anayasada uzlaşılabilir bir çizgi bulmak gerekiyordu. Bu çizgi yasamanın kaynağı Şeriat olmasa bile çıkarılacak yasaların İslam”a aykırı olmamasının gözetilmesini öngörüyor. Aslında eşyanın aslının ibahat olduğu ilkesinden hareket edildiğinde, İslam”a aykırı olmayan bütün yasamaların tanım gereği İslam”a uygun olacağı anlaşılıyor.

Bu aklı bir içtihat gibi ortaya koyan Nahda hareketi muhaliflerin ısrarını da dikkate alarak hükümetten çekilmiş ama oluşan kabinenin belirlenmesinde rol oynamaya devam etmiş. Bu uzlaşıcı ve özverili tavrı kendisine bir yandan büyük bir saygınlık kazandırmış, bir yandan yönetimdeki etkinliğini dolaylı olarak da olsa ilginç bir biçimde daha fazla arttırmış.

Neresinden bakılırsa Tunus”ta bahar mevsimi yeni dalgalarıyla devam ediyor.

Nahda ve bilge lideri Gannuşi”nin siyasi çizgisi demokrasi için de İslami siyaset için de referans alınacak yeni bir örneklik ortaya koyuyorlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: