Prof. Dr. Yasin AKTAY

Dersim”de bir sempozyum ve demokrasi paketi

Önümüzdeki hafta başbakan Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanması beklenen demokratik açılım paketi esasen 11 yıldır kesintisiz olarak devam etmekte olan bir demokratikleşme programının sadece bir halkasını oluşturacaktır. Paketin tamamen ve sadece AK Parti tarafından hiç kimsenin görüşüne kulak verilmeden hazırlanıyor olduğu yönündeki eleştirilere bakıldığında, öyle sanılabilir ki, süreç Fransa”dan ve birer Fransız gibi izleniyor.

Bir defa hazırlanan paketin AK Parti mutfağında hazırlanan bir öneri paketi olduğu unutuluyor. Bir yandan paketin içeriğinde aylardır, belki de yıllardır toplumun farklı kesimlerinden gelen öneriler, eleştiriler ve katkılar zaten mündemiç. En son akil insanların yaptıkları çalışmalarla ortaya koydukları raporlardan siyasi imkanlar ölçüsünde değerlendirilebilecek olanlar pakete yansıtılmıştır. Diğer yandan açıklanacak olan paket, açıklandığı anda bir yasa metni haline gelmiş olmayacaktır. Asıl süreç ondan sonra başlayacaktır. Öneri paketinin bir boyutu parlamentoda yasa çıkarmayı da gerektireceğinden, zaten tartışmadan muaf olamayacaktır. Dolayısıyla demokratikleşme paketi dolayısıyla bir tartışma özlemi içinde olanların endişelenmesini gerektirecek bir durum yok. Tartışacak daha çok zamanları ve fırsatları olacaktır.

Ancak bu vesileyle tekrar hatırlamak ve hatırlatmak gerekir ki, bu paket Türkiye”nin demokratikleşme sürecindeki ilk adım veya aşama değil, sonuncusu da olmayacaktır ve şimdiye kadar açılmış olan demokratikleşme paketlerinin toplamından şimdilik kelimenin tam anlamıyla gerçek bir “Sessiz Devrim” oluşmuş bile. Kamu Güvenliği Müsteşarlığının yayınladığı aynı başlıklı kitap, bu devrimi bütün boyutlarıyla ortaya koyuyor.

Bu devrimi daha iyi anlamak ve derinlemesine hissetmek için belki gerekmez, bulunduğunuz yerden de mutlaka görebilirsiniz, ama bir Şırnak”a, bir Siirt”e bir Van”a bir Tunceli”ye de gidip oradan da bakmakta fayda var.

Bu yazıyı Tunceli”den yani nihayet asıl isminin iadesi beklenen Dersim”den yazıyorum. II. Uluslararası Dersim Sempozyumu, Tunceli Üniversitesi”nde yurtiçinden ve yurtdışından geniş bir katılımla ve tam bir düşünce şöleni havasında gerçekleşiyor.

Demokratikleşmenin mutlaka yasal düzenlemelerle ilgili bir boyutu var. Ancak asıl önemli boyutu, bana göre vatandaşlık kalitesini geliştirmeye dönük sosyolojik politikalarda yatıyor. “Her ile bir üniversite” uygulamasının bu anlamda Güneydoğu şehirlerinde demokrasi kültürünün gelişimine nasıl köklü bir katkıda bulunduğunu çok çarpıcı bir biçimde görebilirsiniz.

Açıkçası bu şehirlerde yeni kurulan üniversiteler giderek büyüyor ve dün itibariyle inanılması zor olan bir gelişimin hem sahnesi hem aktörü haline geliyorlar. Üniversiteler bulundukları şehrin sadece demografik gelişimine değil aynı zamanda şehrin kültürel derinliğinin artmasına ve farkındalığına da çok önemli bir katkıda bulunuyorlar. Her üniversite yer aldığı şehrin tarihini, folklorunu, kültürünü, coğrafyasını arkeolog titizliğiyle kazıyarak cevherini açığa çıkarıyor.

Tunceli Üniversitesi de sadece beş yıl önce kuruldu ama daha şimdiden şehrin her bakımdan gelişiminde çok etkili ve önemli bir aktör haline gelmiş bulunuyor.

Devlet Tunceli”ye neden üniversite kurar? Orayı dönüştürmek, asimile etmek için mi? Oraya devletin Tunç elini bir kez daha vurmak için mi?

Belki eski devlet anlayışı olsaydı, “Tunceli” ve “Üniversite” zaten bir araya gelmezdi ama illa ki gelecek olsa, ancak bu denklemde, yani Dersimliye devletin Tunç elini hissettirecek bir denklemde gelirdi. Oysa Tunceli Üniversitesi, devletin şimdiye kadar inkar ettiği, aşağıladığı, görmezden geldiği Kürt ve Alevi kültürünün araştırılması ve geliştirilmesi için bölümler ve merkezler açmış durumda. Bu bölümlerde okuyan öğrenciler ve araştırmalar yapan öğretim üyeleri Alevi kültürünün derinliklerini ve zenginliklerini araştırmak, geliştirmek ve ortaya koymakla meşguller şimdi.

Olağanüstü empatik, entelektüel ve müspet kişiliğiyle rektör Prof. Dr. Durmuş Boztuğ, üniversitede düşünce özgürlüğünün seviyesi hakkında sorular soran ve kendisini yüzüne karşı sorgulayan öğrencisine ifade edilebilecek en radikal düşüncelere bile hiç bir şekilde soruşturmanın açılmadığını ve bundan sonra da açılmayacağını büyük bir özgüvenle ifade ediyor. Üniversitenin kendisi aslında buralarda düşünce özgürlüğünün bir bakıma teminatı gibi çalışıyor. Yeter ki, görüşler şiddeti başka görüşler üzerinde bir haksız rekabet unsuru olarak benimseyip uygulamasın.

Prof. Boztuğ, açılım süreci başladığında sürece desteğini açıkça ifade eden bir rektör olarak bu tavrının nedenini basitçe bir siyasi görüş ifade etmek veya hükümeti desteklemekle değil tamamen akademik temelde açıklıyor: “Açılım sürecini destekleyen senato kararını aldık çünkü açılım olmadan, Kürt sorunu çözülmeden ben kendi üniversitemi geliştiremiyorum. Çünkü Tunceli Üniversitesi olarak hem kaliteli öğrenci hem de yeterli öğretim üyesi çekebilmem, mevcut şartlarda mümkün olmuyor. Ancak açılım süreciyle ilgili mevzu sadece başladığından bu yana bile hissedilir derecede bu konuda iyi gelişmeleri hissetmeye ve yaşamaya başladık.”

Herkes gözünü açmış kulağını kabartmış bugünlerde başbakanın açacağı demokratikleşme paketini beklerken, şu ana kadar nereden nereye gelmiş olduğumuzu hatırlamayı ihmal etmemek lazım.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: