Prof. Dr. Yasin AKTAY

Demokratik özerklik: “Bu mudur?”

MGK veya Genelkurmay nasıl anlamış olursa olsun, Anadil talebi konusunda Diyarbakır”da çok farklı bir anlayış zemini oluşmuş durumda. Kimse Anadil talebini resmi dilin Türkçe olmaktan çıkarılması veya iki resmi dil oluşturulması olarak anlamıyor. Aksine Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde devletin hizmet sunumuna ve eğitim düzenine Kürtçenin de eklenmesi isteniyor.

Bugün dünyanın her tarafını gezen ve karşılaştırma imkânı bulan Kürtler bu talebin karşılanmasının hiç de zor olmadığını ve dünyanın birçok yanında sayısız örneğinin bulunduğunu görüyorlar. Ayrıca bölgenin tarihsel geçmişinde hatta bugününde eğitimin farklı dillerde gerçekleşme pratiği hiç olmamış değil ve bunun düzenlemesi de yine imkânsız değil. Bölgede hâlâ ayakta kalmayı başarmış medreselerde eğitim üç dilde birden yapılmaktadır ve burada yetişen öğrenciler dil zenginliğinin bütün bereketini yaşamaktalar.

Bu basitlikte bir talebin bu kadar sert bildiriler veya siyasi muhalefetle karşılanması, asıl tehlikeli olan ve bu talepleri bir süre sonra bu düzeyde kalmaktan çıkarabilecek şeydir.

DTK”nin gündeme getirdiği demokratik özerklik projesi ise yine herkes tarafından çok sorunlu bulunuyor. Öngörülen özerklik kimin özerkliği olacak? Kürtlerin mi, bölgenin mi, partinin mi, yoksa örgütün mü?

Tartışmaya açılan taslak metinde öngörülen, bütün Kürtleri sokaktan, mahalleye, köyden şehre kadar örgütlemiş olan bir örgütün kendi haline bırakılması talebinden başkası değil. Bu örgütlemeye Kürtlerden itiraz edenlere ne olacağının bir açıklaması yok? Böyle bir yapıda muhalefete de yer olacak mı mesela? Yoksa bir Kürt Kemalizminin bütün unsurlarını içeren “bütünleşmiş, kaynaşmış, sınıfsız, imtiyazsız bir kitle” mi yaratılmış olacak?

Açıkçası DTK”nın veya BDP”nin “demokratik özerklik” hayali kendi insafına terk edilmiş bir halk ve toprak talebinden başka bir anlam ifade etmiyor. Kendisi özerk olacak ama idare ettiği halkın payına bu özerklikten sadece totaliter ve otoriter bir rejim düşecek. Bunun adı da “demokratik özerklik” olacak.

Örgüt olarak Kürtleri temsil etmediğini veya tüm gücünü silahlı baskı ve tehditten aldığını söylemekten vazgeçtik, ama silahı bırakıp ovaya inmeyi kabul etti diye, siyasetin tek aktörü olma taleplerini hangi akıl ve vicdan ölçüsüyle tartacağız? Açıkçası demokratik özerklik projesi olarak sunulan taslakta öngörülen model budur? BDP”nin veya PKK”nın bölge siyasetinin tek aktörü olarak tanınması ve öngörülen özerklik modeli altında bölgenin yönetiminin kendisine ikta edilmesi.

Böyle bir yapıda muhalefete de yer olacak mı mesela, diye sormuştuk. Yaratılacağı farz edilen ve tek parti döneminin tipik “bütünleşmiş, kaynaşmış, sınıfsız, imtiyazsız bir kitle” toplumunda farklı sesler “fitne” olarak nitelenecek, ya “vatan haini” ya “işbirlikçi”, veya “iktidar yanlısı” denilerek itibarsızlaştırılacak, yetmedi, yasal olarak hesap vermek zorunda olmayan yedek güçlerce bertaraf edilecek.

Bırakınız çok uzak olanları, daha önce Osman Baydemir ve Orhan Miroğlu gibi Kürt siyasetinin saygın isimlerine yöneltilen tehdit ve hakaretleri hatırlayalım. Son günlerde herkeste saygı uyandıran entelektüel birikimiyle Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Galip Ensarioğlu ile Baro başkanı Emin Aktar”a karşı sergilenen tavırlar bu “kaynaşmış kitle” anlayışının tipik örnekleri.

Son olarak Doç. Dr. Mazhar Bağlı”ya karşı uygulanan iftira, linç ve infaz kampanyası ise bu kaynaşmış kitlenin oluşturulması uğruna nasıl bir ahlaki tefessühün göze alınabildiğini gösterdi. Bağlı”nın KCK operasyonuna dair yaptığı yorumlar dolayısıyla bu çevrenin öfkesini çekmiş olduğu herkesin malumuydu. Söyledikleri eleştirilebilirdi ve zaten eleştiriliyordu.

PKK”nın internet sitesi FıratNews”e konulan bir metinde bazı duyumlara dayandırılarak Bağlı”nın bazı kız öğrencilere tacizde bulunduğu yazıldı. Bu konuda hiçbir delil gösterilmemiş, ama sanki bu konu ispatlanmış ve kesinleşmiş gibi bu sefer üniversite, gerekli soruşturmayı yapmıyor olmakla suçlanmış. Bu da yetmiyor gibi, aynı çevre tarafından örgütlenen kalabalıklar üniversite önünde taşıdıkları pankartlarla bir eylem düzenleyerek bu uydurma haber üzerinden hem üniversite yönetimini hem hükümeti hem de Bağlı”yı protesto ederek tam bir haysiyet cellatlığına soyunuyorlar.

Üniversite yönetimi ve savcılık sözkonusu haberde iddia edildiğinin aksine ne bugün ne de geçmişte Bağlı hakkında yapılmış hiçbir şikayetin bulunmadığı açıklaması yaparak olayın mahiyetini aslında yeterince açıklamış oldular, ama olan “demokratik özerklik” talebine konu olan bölgede farklı düşüncelerinden dolayı haysiyet lincine maruz kalan bir üniversite öğretim üyesine oldu.

Değerli Diyarbakırlı vicdan sahibi entelektüel Vahdettin Bahadır”ın deyimiyle “insan kendi hareketlerine dikkat ederek düzgün olmaya çalışabilir, ama iftiraya karşı yapabileceği hiçbir şey yok.”

Görevi her şeyden önce insanların bu tür yargısız infazlara kurban gitmelerine karşı çıkmak olan İHD”nin ilk yapması gereken bu olayı enine boyuna araştırmak mıydı yoksa bir politik intikam konusu olduğu açıkça anlaşılan bir dedikoduya peşin peşin itibar edip Bağlı”nın kellesini isteyen linç kalabalıklarının arasına karışmak mıydı?

Aslında sözümona demokratik özerklik projesi için yol yakınken sormamız gereken soruyu yukarıda verdiğimiz bütün örnekleri hatırlatarak şimdiden soralım: Bu mudur?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: