Prof. Dr. Yasin AKTAY

Demokrasinin gençleştirilmesi ve sorumluluk

Bir haftadır Parlamentolararası Birlik’in (PAB) Genel Kurul toplantısı dolayısıyla Afrika’nın şirin ülkelerinden Zambiya’nın başkenti Lusaka’dayız. PAB dünya parlamentoları arasında Birleşmiş Milletler paralelinde çalışan 1889 yılında kurulmuş en eski uluslararası oluşum. 130’un üzerinde ülkenin parlamentosunun bu birliğe üyeliği var. Genel Kurul toplantısı her yıl, biri üye ülkelerden birinde, diğeri ise Birliğin merkezinin bulunduğu Cenevre’de olmak üzere iki defa toplanıyor. Ana konuları dünyada demokrasinin seviyesinin geliştirilmesi, parlamentoların aktif ve verimli çalışmasının sağlanması, sürdürülebilir kalkınma ve insan haklarının geliştirilmesi. Bu ana konular istikametinde her yıl bir alt konu seçilip üzerinde odaklanılıyor. Böylece bütün dünya demokrasilerinde belli konular etrafında ortak bir sorumluluk ve duyarlılık alanı oluşturulmuş oluyor.

Bu sene Lusaka’daki toplantıda ele alınan ana konu Demokrasinin Gençleştirilmesi ve Gençliğe Ses Verilmesi başlığını taşıyordu. Ülkelerin temsilcileri bu konuda kendi ülkelerinin vizyonlarını, mevcut durumlarını ortaya koyuyor ve kendi açılarından bu konu etrafında dünyadaki duruma dair mesajlarını iletme fırsatı bulmuş oluyorlar. Genel Kurul toplantılarına paralel olarak sorunlu alanlar veya ülkelerle ilgili, parlamentolardan gelen raporlar istikametinde kapalı oturumlar ve toplantılar da düzenleniyor. Özellikle parlamenterlerin haklarıyla ilgili sorunlar varsa bunlar masaya yatırılıyor.

Demokrasinin Gençleştirilmesi ve gençlerin sesine kulak verilmesi üzerine çok sayıda ülkenin temsilcisi söz aldı ve konuştu. Biz de bu konuda kendi konumumuzu ortaya koyma fırsatı bulduk.

Türkiye’de gençlik kategorisinde sayılan 20 milyonun üzerinde nüfus var ve bunlar bir yandan Türkiye’nin dinamiğini oluştururken, bir yandan da çok iyi planlamaların yapılmasını gerektiren başarılı siyasetin en önemli test alanını oluşturur. Çok açıktır ki, ihtiyaçları, yönelimleri ve gidişatı tam anlaşılmayan ve gereği yerine getirilmeyen bir genç nüfus bir avantaj olmaktan ziyade birçok sosyal problemin kaynağı haline gelme riski taşır.

Kuşkusuz, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için, bugün olduğundan daha çok gayret göstermek zorundayız.

Dünyada bir çok ülke ve toplum genç nüfusuyla ve demokrasisiyle gurur duymaktadır. Duymalıdır da. Fakat bunların kalitesi ancak “katılım” dediğimiz sihirli kelimeyle ölçülebilmektedir. Katılımcı demokrasi olmadan, genç nüfus toplumun zayıf bir unsuru olarak kalmaya mahkumdur.

Demokratik hakların kullanılması çerçevesinde, seçme yaşının 18’e düşürülmüş olması, 2006 yılında milletvekili seçilme yaşının 30’dan 25’e, bir vizyon olarak da 18 yaşına düşürülmesinin gündeme alınmış olması gençliğin siyasal katılımı ilgili önemli bir alan açmıştır. Önceki dönemlere kıyasla, parlamentomuzun ortalama yaşı gün geçtikçe düşmektedir. Örneğin 2011 yılında 51 olan ortalama parlamenter yaşı, şu an 45’lere kadar durumda.

Demokratik siyasal katılımın önündeki engeller büyük ölçüde daha demokratik olmayan siyasal katılım alanlarına yönelmeyi beraberinde getirebiliyor. Bugün muzdarip olduğumuz terörün bütün insan kaynağı gençliktir. Ne yazık ki, Ankara, Paris, İstanbul, Brüksel saldırılarının hepsinde intihar bombacıları veya saldırganların hepsi gençti ve saldırıları sonucunda ölenlerin büyük çoğunluğu da genç insanlardan oluşuyordu. Gençliğin meşru ve demokratik siyasal alana katılımı demokrasinin gençleştirilmesi başlığında önemli bir yer tutuyorsa da başka bir anahtar sözcük de bu siyasetleri belirlemeli. O da sorumluluktur. Sorumluluk hem gencin yüklenmesi gereken, hem de gençlere karşı mevcut siyasal karar alıcıların daha ağır hissetmeleri gereken bir değer. Gençlere daha güvenli, kendi geleceklerini daha iyi kurmalarına imkan tanıyacak bir dünya devretme sorumluluğumuz var. Gençlerin dünyasını zehirleyen ve onları kendi yaşıtlarına veya genel olarak insanlığa karşı gözü kara birer caniye dönüştüren ideolojik zehirlenmelere karşı koruma sorumluluğumuz var.

ZAMBİYA’DAN İZLENİMLER

PAB üyesi milletvekilleri (İlksen Ceritoğlu Kurt, Çorum; Ebubekir Gizligider, Nevşehir; Aytuğ Atıcı, Mersin; Hasan Sert, İstanbul; Şahap Kavcıoğlu; Bayburt) ve Meclis Genel Sekreteri İrfan Neziroğlu ile birlikte katıldığımız toplantının gerçekleştiği Zambiya Afrika’nın Güneyinde toplam 7 ülkeye komşu şirin, nispeten huzurlu ve güvenli bir ülke. 2011 yılında yeni büyükelçilik açtığımız Afrika ülkelerinden biri. Son derece verimli arazileri ve bakır madenleri var.

Zambiya, Bulunduğu bölgede, demokratik seçimlerle yönetimin değiştiği ve yönetimin el değiştirmesi esnasında herhangi bir asayiş sorununun yaşanmadığı ender ülkelerdendir. Komşularıyla herhangi bir sorunu bulunmuyor. Afrika’daki anti kolonyalist akımlarının öncülerindendir. Apartheid döneminde Güney Afrika Cumhuriyeti’nde kapanan ANC Lusaka’da faaliyetlerini sürdürmüş, Rodezya’nın ve Namibya’nın ırkçı yönetimlerine karşı mücadele edenleri Zambiya her açıdan desteklemiştir. Angola ve Mozambik iç savaşından kaçanlar Zambiya’ya sığınmıştır.

Zambiya’da yatırım ortamının genel itibarıyla güvenli olması ve ülkede siyasal istikrarsızlık yaşanmaması, özellikle kalkınma yardımlarında bulunan Batı menşeli uluslararası sivil toplum kuruluşlarının rahatlıkla faaliyet gösterebilmesine imkân sağlamaktadır.

Batı ülkeleri, “İşbirliği Ortakları” adı verilen gayrıresmî bir yapılanma çerçevesinde, Zambiya’ya halk sağlığı, iyi yönetişim ve aile içi şiddetle mücadele gibi alanlarda ekonomik ve sosyal kalkınma yardımlarında bulunmaktadır. Bu çerçevede Batı ülkelerinin Lusaka’da yerleşik Büyükelçiliklerinde çok sayıda kalkınma uzmanı görev yapmaktadır.

Türkiye’nin de 2011 yılında açılmış olan Büyükelçiliğiyle 35 milyon dolara ulaşan bir ticaret hacmi geliştirilmiş ama potansiyel kesinlikle bundan çok daha fazla olduğu halde, henüz bu ülkeye bakanlık düzeyinde bile bir ziyaret gerçekleşmiş değil. Oya gerek büyükelçiyle gerek görüştüğümüz işadamlarıyla burada Türkiye açısından atıl duran ve ama mutlaka işlenmesi için özel ilgi gerektiren zengin bir potansiyel olduğu izlenimi aldık.

Tarım, turizm, eğitim, sağlık ve altyapı/konut sektörlerini ülkemizle öncelikli işbirliği alanları olarak belirlenmiştir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: