Prof. Dr. Yasin AKTAY

Demokrasi trenine öylece bakmak (İç Güvenlik Yasası Dolayısıyla)

TBMM’de birkaç gündür İç Güvenlik Reform Paketi üzerine görüşmeler gerçekleştiriliyor. Doğrusu Meclis’te devam eden sürece “görüşme” sıfatını kullanmak pek de doğru değil. Zira Meclis’teki muhalefet partilerinin müzakere aşamasını sabote etmek amacıyla sergiledikleri performans başka türlü manzaralar ortaya koyuyor.  

Reform Paketi’ne dönük CHP’nin izleyeceği tavır, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği grup toplantısında yaptığı sorumluluktan yoksun konuşma sonrasında, az çok tahmin edilebiliyordu. Hatırlamak gerekirse Kılıçdaroğlu, halkı Meclis’in yapacağı bu yasal düzenlemeye karşı “direnmeye” davet etmişti. Bu direnişin ne şekilde olacağı merak konusu tabi. Molotof kokteylleriyle sokaklara salınacak ateşlerin gazı Pennsilvanya’dan mı gelecekti?

Siyasal ve toplumsal varlığını şiddete borçlu hisseden HDP’nin de bu reform paketinden memnun olacağı düşünülemezdi. Onlar bu şiddetin sadece kendilerinden kaynaklandığı sürece mazur, makbul ve  meşru kalmasını talep ediyorlar. Molotof kokteylini kendilerini ifade etmenin normal bir yolu olarak kabul edilmesini istiyorlar. Kaç kişinin hayatına, kaç işyerinin tahribine yol açarsa açsın. Neticede İç Güvenlik yasası devletin değil, bu şiddete maruz kalmış olan halkın talep ettiği düzenlemeleri içeriyor.

Birileri kendilerini ifade edecek diye hayatları kararan sıradan vatandaşların haklarını koruyan bir yasadır bu. HDP’nin bu yasadan yana mustarip olması basitçe kötü niyetini gösteriyor. Çözüm süreci devam ederken, bu sürecin orta yerinde bile karşı tarafın iyi niyetine nasıl bir kötü niyetle yatırım yapıyor olduğunu gösteriyor. CHP’nin bu süreçte varlığını HDP’nin varlığına armağan etmiş olması ilk anda şaşırtıcı gelebilir, ama aslında bu işin sadece neticesi. CHP’nin asıl armağanı AK Parti’nin yokluğuna armağan olmaya çalışıyor.

Yine de her ikisi bir yana, MHP’nin İç Güvenlik Reform Paketi’nin Meclis’te görüşülmesi esnasında sergilediği tutum tuhaf ötesi bir durum. Hep tuhaflıklar ve çelişkiler içinde bir siyaset, MHP’nin kaderi mi bu? CHP ve HDP’nin Gezi vandalizmi ve 6-7 Ekim olaylarını tekrarlayarak hükümeti demokratik olmayan yollardan değiştirmeye zemin hazırlama amacı taşıyan açıklamalarının peşine MHP’nin de takılmış olması nasıl bir psikolojinin sonucudur? Bu siyaset psikolojiye başvurulmadan açıklanamaz. Zira bunda bir gram akıl bulabilen, MHP’nin siyasal çizgisiyle en küçük bir tutarlılık ve süreklilik bulabilen beri gelsin. 

Muhalefet partilerinin uzlaşmaz ve sorumluluktan uzak tavırları dolayısıyla sağlıklı biçimde tartışılamayan İç Güvenlik reform Paketi aslında vatandaşların güvenliğini sağlamaya; temel hak ve özgürlükleri genişletmeye dönük bir yasama girişimi.

Temel olarak 5 kanunda, toplamda 21 kanunda değişiklik yapılmasını öngören İç Güvenlik Reformu Kanun Tasarısı özellikle son zamanlarda, toplantı ve gösteri yürüyüşü adı altında düzenlenen şiddet eylemlerinde; vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin tehdit edilmesi, can ve mal güvenliğinin tehlikeye atılması, devlete ve esnafa ait bina, araç ve mallara zarar verilmesi, yakılması, hatta bu eylemlerin kimi zaman yağma girişimlerine dönüşmesi üzerine belirmiş bir ihtiyaçtı. Bunun yanı sıra toplumsal güvenliği tehlikeye düşüren bonzai gibi sentetik uyuşturuculara yönelik düzenlemeler de ilgili yasa tasarısına eklendi. Aslında bu ihtiyaç bizzat halk tarafından son zamanlarda sıklıkla ifade edilen bir ihtiyaç. HDP bir yana, diğer iki partide bir gram siyasal akıl olsa halkın sesine bu sefer kulak verirler. Ama galiba bunu beklemek şimdilik yine fazla lüks kaçıyor.

Muhalefetin bu paket dolayısıyla yaratmaya çalıştığı hava hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor. Tasarı ile öngörülen düzenlemelerin tamamı AB müktesebatına uygun. Bu düzenlemenin polis devletine götüren bir girişim olduğunu ya da otoriterleşmeye sebep olduğunu söylemek bu ülkenin demokrasisine ve demokratik geçmişine alenen hakarettir. Çünkü bu tasarıyla önerilen düzenlemeler kendisini ileri demokrasi olarak adlandıran birçok Batı ülkesinden daha gevşek.

Ne yazık ki, muhalefet tarafından itirazlar kanunun herhangi bir maddesine veya ifadesine yapılmıyor. Koparılan yaygarayla sanki özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı sergilenen demokratik bir direniş payesi kapılmaya çalışılıyor, ama bu arada kaybeden toplumun güvenliği ve huzuru oluyor.

Ayrıcı bu yaygara dolayısıyla tasarının içeriğinde var olan çok önemli, ve aslında Türkiye demokratikleşme sürecinde bir devrim sayılabilecek olan en önemli başlıklardan birisini de Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması oluşturuyor. Aslında bu devrim demokratikleşme adına zerre kadar dert taşıyanların birbirleriyle şeref payesini kapma yarışı yapması gereken bir konu ve hiç kuşkusuz tasarının en önemli maddesi bu.

AB yayınladığı İlerleme Raporlarında Jandarma ve Sahil Güvenlik Kanunlarına ilişkin 1998 yılından beri bazı yasal düzenlemeler yapılmasını öneriyordu. Ayrıca dört siyasî partinin önerisiyle kurulan Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu da Jandarmanın tüm yönleriyle İçişleri Bakanlığı’na bağlanması tavsiyesinde bulunmuştu.

Yine bir demokrasi treni geçiyor ve demokrasi lafını dillerinden düşürmeyen her üç parti o trene öylece bakakalıyorlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: