Prof. Dr. Yasin AKTAY

Demek ki, ne oldum dememeli

Eski bir Yunan atasözü “Tanrı, çok zeki kullarını çok aptalca şeylerle sınar. Bu sınamalarda basitçe kaybetmelerini de kıs kıs gülerek seyreder” der. Bu atasözünü en çok AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan karşısında, sol entelektüel kesimin içine düştüğü durumları gördüğümde hatırlarım.

Son iki yazımda Aylık Sosyalist Kültür Dergisi Birikim’in, Gezi, 17-25 Aralık ve son olarak PKK üzerinden sol ve şiddet ilişkisi üzerine sergilemekte olduğu tutumlara dokunmaya çalıştım. Şu köşenin sınırları içinde çok teferruatlı, örnekli bir eleştiri olamadı doğal olarak. Kırk yılık Birikim’in bu üç hadiseyle ilgili söylemleri, tutumları, tabii AK Parti ile ilişkiler bağlamında da örnek ve ibretlik olaylar olarak üzerinde uzunca durulmayı fazlasıyla hak ediyor. Sosyal bilimciler için sol ile şiddet, iktidar, strateji, taktik, kimlik, yerlilik, siyasallık milliyetçilik gibi bir dizi anahtar kelimeyi kendine özgü bir yolla ilişkilendiren son derece münbit bir alan olduğu açık.

İlk yazımdaki dokundurmaya karşı 40 yıllık Birikim’in sahibi Ömer Laçiner orantısız bir öfke ve sertlikte tepki vermiş. Cevap vermiş diyemiyoruz, çünkü bütün ifadeleri öfke nöbetine kapılmış asabi bir ruh hali içinde, mantık silsilesinden ziyade duygusal devinimi daha rahat izlenebilen sözler. Bu duygusal devinimde kibir ve nefret en dikkat çekeni. Eleştireni ciddiye almadığını söylese de bal gibi eleştiri zülfü yâre dokunmuş, bunu biliyor ve görüyor.

Kırk yıl emek vermiş olduğu bir Birikim’e dokunulmasına karşı bu kadar hassasiyetle yaklaşmasını anlayabiliriz, ama bu emek onu ne dokunulmaz ne de eleştiriden muaf kılar. En basit bir eleştiriye karşı sergilediği bu ağzını bozan “otoriter öfkesi”, son zamanlarda takıntı haline gelmiş olan nefret nesnesi Erdoğan’a atfettiği otoriterliği hiç aratmıyor. O yüzden ne Gezi hadisesi ne de 17 Aralık ve en son HDP-PKK ilişkisine dair eleştirilerimize bir cevap vermediği gibi 40 yıllık tarih ve Birikim’ini bazı şeylerin kendisine asla isnat edilemeyeceğinin bir garantisi gibi gösteriyor.

O yüzden “Birikim’den hoşlanmayan ama asgari düşünsel namusu olan herkes, bu “kırk yıllık” derginin “esbab-ı mucibe”lerinden birinin de devrimin ancak şiddet ve silahla gerçekleşebileceğine dair gayet yaygın zihniyet kalıbını kırmak olduğunu bilir ve teslim eder” diyor.

Doğru, sol ve şiddet arasındaki ilişkiye dair, hatta sosyalist Kürt hareketi ile PKK arasındaki ilişkiye dair de Birikim dergisinin geçmişte sergilediği kendine özgü tutum bilinmiyor değil. Zaten şaşırtıcı olan ve “kırk yıllık birikime ne oldu” sorusunu sordurtan şey de bu değil mi? Birikim’in geçmişte şiddete karşı sergilediği bu teorik tavır, pratikte Gezi ve PKK’nın HDP şiddeti karşısında yaşadığı imtihanda hiç de yol gösterici olamamış. Aksine her iki olayda da ortaya konulan şiddetin şiddet olmadığına, kabul edilebilir, tolere edilebilir sınırlarda olduğuna ikna etmenin telaşına düşürmüş. Demek ki, insan ne oldum dememeli. Kırk yıl sonra karşılaştığınız bir imtihanda biriktirdiğiniz bütün değerlerle ters düşecek şekilde çuvallayabilirsiniz.

HDP Laçiner’e şiddetten, mesela PKK’dan uzak bir parti gibi mi görünüyor acaba? Birikim’in, PKK’yla olan bütün ilişkilerine rağmen HDP’ye verdiği desteğe bakılırsa bu ilişkiyi görmüyor olması mümkün değil. Seçim sürecinde PKK’nın önce BDP sonra HDP’nin bütün seçim kampanyalarını bizzat yürüttüğünü sağır sultanlar duymuş durumda. Buna dair Birikim’de en ufak bir eleştiri duymadık ama bu süreci bitirmeye dönük operasyonları Erdoğan’ın savaş politikasına bağlayan, dolayısıyla PKK’nın dilini doğrudan kullanan bir dizi yazı okuduk.

Benim bildiğim ve eskiden okuduğum Birikim yazarları demokratik özerklik iddialarını ve PKK’nın eliyle bugünlerde yapılan uygulamalarını tipik faşizm örnekleri olarak değerlendirir, yargılardı. Oysa şimdi bu derginin sayfalarında bu uygulamaları “savaşa karşı siyasetin restorasyonu” olarak güzelleyen yazılar okuyoruz. Kürtlerin istediği partiye oy vermesine bile izin vermeyen, baştan aşağı bir toplumu faşizanca bir uygulamayla örgütleyip esir alan KCK’nın uygulamalarına “demokratik özerklik” yakıştırmasını kabullenmenin kendisi baştan sona tam bir entelektüel zavallılık örneği.

Birikim’in her türlü milliyetçiliğe ve bilhassa Türk milliyetçiliğine karşı sergilediği hassas tavır meşhurdur. Milliyetçiliğe karşı olmak, Marksist sosyalist bir ilahiyatın icaplarından. Bunu anlayabiliriz, ama PKK’nın veya HDP’nin Kürtlük adına ortaya koyduğu milliyetçiliğe karşı neden aynı hassasiyeti görmüyoruz? Birikim için PKK’nın şoven milliyetçiliğini diğerlerinden ayrı kılan ne üstünlüğü var?

Laçiner beni Birikim’in karikatürünü yaparak ona saldırmakla suçluyor. Hiç bunu yapmama gerek var mı? Son iki yıldır AK Parti eleştirisi konusunda sergilediği takıntı kendi görüntüsünü ne hale sokmuş farkında bile değil. Hatırlatalım ki, daha AK Parti’nin başlangıç aşamalarında bile AK Parti’yi kendi ismiyle isimlendirmeye direnmiş, ona en asgari saygıyı takınmaktan imtina etmiştir Birikim. Bu tavrı onun baştan beri AK Partiye ve Erdoğan’a karşı ne kadar önyargılı olduğunun en tipik örneğidir.

Bu yazısında da “AKP yandaşı, muktedirin ağzından konuşma” gibi kırk yıllık birikime sahip birinin ağzından ayık kafayla çıkmayacak ifadeler kullanıyor Laçiner. Senin AKP dediğin hareketin Türkiye’de bir geleneği, bir duruşu ve her konuda ortaya konulmuş, ülkeyi bir noktadan bir noktaya taşımış, her yerde gururla savunulabilecek sağlam bir pratiği var. Yakıp yıkmaktan ve takıntılı bir mızmız muhalefetten başka hiç bir pratiği ve vizyonu olmayan sol-sosyalist hareketin yandaşı olmak, asıl hesap verilmesi gereken, mahcup olunması gereken yandaşlık değil mi?

Laçiner’in yazısındaki tek kayda değer espri başlığına koyduğu “Yasin yerine” ifadesi. Bir eleştiriye karşılık beni öldürmüş, aklı sıra ruhuma Yasin’i de okumaya kalkmış. Tabii abdest almayanların Yasin okuması mümkün değil, ama okusa da, bilmeli ki, bizim itikadımızda Yasin-i Şerif ölülere değil, dirilere okunur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: