Prof. Dr. Yasin AKTAY

Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç”ın bazı gazetecilerle sohbeti esnasında Anayasa”nın ilk üç maddesinin bile istenirse değiştirilebileceği yönündeki sözleri ertesi gün gazetelere manşet oldu. Bana göre son derece isabetli ve umut verici olan bu sözleri hem muhalefet hem de AK Parti milletvekilleri tarafından ağır eleştirilere konu oldu. Kılıç da akşam TBMM açılış resepsiyonunda yine sohbet ettiği gazetecilerle konuşurken sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve Anayasa”nın ilk üç maddesinin değişemeyeceğini en iyi kendisini bildiğini söyledi. Böylece muhtemelen Anayasa değişikliği ile ilgili açılmış çok umut verici bir fasıl şimdilik kapanmış oldu.

Ama söz açılmışken hatırlatmakta ve bir iki konunu altını çizmekte büyük fayda var.

1. Anayasasında “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” ifadesi bulunan çok nadir ülkelerden biriyiz.

2. “Değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” ifadesi Anayasanın 4. Maddesi olarak 1982”de, yani 12 Eylül darbesinin hazırlamış olduğu Anayasa metni ile birlikte hayatımıza bu kadar şekilli biçimde girmiştir. Ondan önce de 1961 Anayasasının 9. Maddesinde yine değiştirilmesi teklif edilemeyen bir hükümden bahsediliyor ama bu hüküm sadece “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü” nü kapsıyor. Ondan önce bizzat Mustafa Kemal”in yazımına katkıda bulunduğu hatta en önemli belirleyicisi olduğu 1921 ve 1924 anayasalarının hiç birinde böyle bir madde yok.

1961”de 27 Mayıs darbecilerinin ilk defa Anayasaya koymayı akıl ettiği madde ise sadece Cumhuriyet şeklini iktiza eden bir madde iken, 1982 darbecileri tarafından “dokunulmaz maddelerin” kapsamı iyice genişletilmiş ve neredeyse istendiğinde bütün Anayasayı kapsamak üzere yorumlanabilecek şekilde yazılmış. Bu sefer Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu hükmü ile yetinilmemiş, bu cumhuriyetin ” toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu hükümlerini de içerecek şekilde uzatılmış. Bir sonraki maddede de Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu, dilinin Türkçe olduğu, bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayrak olduğu, millî marşının “İstiklal Marşı” olduğu ve başkentinin Ankara olduğu hükümleri de sayılarak bütün bu hükümlerin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesi teklif edilemeyeceği 4. maddede belirtilmiş.

3. Şimdi bu hükümlerin hepsi tabii ki değiştirilmesi kolay kolay zaten kimsenin aklına gelmeyecek hükümler. Çoğu Türkiye”de kimsenin itiraz edebileceği hususlar değil. Ama doğrusu ne kadar uzlaşma konusu olsa da kul yapımı bir hükmün “değiştirilmesi teklif edilemezlik” korumasına alınması, hem akla aykırı hem de gelecek nesillerin iradesine ipotek koymak anlamına geliyor. Buna kimsenin hakkı yok. Ayrıca unutmayalım ki, Anayasa Mahkemesi TBMM tarafından yapılmış bazı değişiklikleri doğrudan bu maddelerin içerikleriyle ilişkilendirerek kendine buradan bir çıkış yolu bulmuştu. Bu yol ise bir kez açıldığında “değiştirilmesi teklif edilemez” maddelerle ilişkilendirilemeyecek hiçbir anayasa değişikliği bulunamaz. Böylece milletiyle, devletiyle, TBMM”siyle, siyasetçisiyle koskoca Türkiye Cumhuriyeti birkaç yargıcın yorum vesayetine bağlanabiliyor. Bu tehlikeyi gördük, hep birlikte yaşadık.

4. Ama oraya kadar gitmeyelim. İsterseniz bu maddeleri kimin koyduğunu tekrar hatırlayalım ve bu “değiştirilmesi teklif edilemezlik” düşüncesine neden mahkûm olmamız gerektiğini sorgulayalım. Bugün darbecilerin yaptığı her iş yargıya açıldığına göre, darbecilik eylemi bütün kapsam ve sonuçlarıyla birlikte mahkûm edildiğine göre o darbecilerin başımıza ördüğü bu kokmuş çorabı neden hala başımızda tutmaya devam ediyoruz?

Hiç bir meşruiyetleri zaten bulunmayan darbecilerin yaptıkları anayasa bugün sorgulanırken onların Anayasanın girişine koydukları bu ağır bariyere neden takılalım? Yani darbeciler bu “değiştirilmesi teklif edilemeyen” maddeler arasında bir de mesela Kenan Evren”in konuşma ve demeçlerinin de hayatımızda yol gösterici olacağı hükmünü koysalardı (ki bu pekala mümkündü o şartlarda) o da mı değiştirilemeyecekti? Böyle şey olabilir mi?

5. Aslında bugün geçici 15. maddenin kaldırılmasıyla birlikte, yani darbecilere yargı yolunun açılmasıyla birlikte Anayasanın bu ilk üç maddesine dokunulmazlık duvarı ören zihniyeti daha kolay görebilecek ve hesaplaşabilecek hale gelmiş bulunuyoruz. Bu fikrin absürtlüğü de içerdiği akla ziyan faşizanlığı da görüp kaldırabilecek durumdayız. Bunun siyasi ve psikolojik şartları oluşmuştur.

O yüzden yeni anayasa hazırlık sürecinin işe Anayasanın 4. maddesini kaldırmakla (değiştirmekle uğraşmaksızın) başlaması yerinde olur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: