Prof. Dr. Yasin AKTAY

Darbem var diyene partisini alıp koşmak

Cumhuriyet tarihinin en büyük telekulak skandalı ortaya çıkmış. Sadece bir soruşturma kapsamında ilgili ilgisiz yedi bin kişi dinlenmiş. Soruşturma kapsamı uyduruk bir konu, asılsız bir ihbar mektubuna dayandırılmış “Selam” örgütü diye sanal bir suç örgütü üretilerek onunla ilişkili istediklerinin ahizesine kulağı dayamışlar.

Bunları hükümet yapmış olsa, normalde şimdi muhalefetin haklı olarak yeri göğü inletmesi beklenirdi. Daha da normalde aslında bu işleri genellikle hükümetler yapar ve muhalefet de tam da burada muhalefetliğini yapar. Hatta bunu hükümet değil de bir suç örgütü yapmış olsa bile muhalefet bunda hükümetin ihmalini, kusurunu veya göz yummasını arar ve bundan dolayı yine muhalefetliğini yapardı. Üstelik bu telekulak vakasında kendi telefonlarını da o kulaklar dinlemiş.

Tabii ki hiç de normal olmayan muhalefetin böyle bir telekulak skandalından hiç şikayetçi olmaması. Kendisini yıllarca gizlice dinlemiş ve hakkında arşivler tutmuş bir casusluk şebekesi açığa çıkarılıyor, ana muhalefet partisi CHP”nin bundan hiç şikayet ettiğini duyan olmuyor. Bunun yerine en iyi ihtimalle bu telekulak şebekesinin servis ettiği dinleme kayıtlarına siyasal koruma sağlayarak servis edilmesine hizmet ediyor. Ses kayıtları doğru bile olsa suç olarak, skandal olarak anamuhalefete yeter, ama üstüne üstlük ses kayıtlarının bir de montaj olduğu ortaya çıkıyor. Durum muhalefetin çivisinin çıkmış olduğunun resmidir bir yanıyla.

“Darbe olsa ilk ben tankın önünde dururum” demek kolay. Ya darbe hiç tank kullanmadan yapılıyorsa? Bunu daha önce söyleyen ana muhalefet lideri şimdiye kadar hükümete karşı harekete geçirilmiş hiç bir darbe girişimine destek vermekten geri durmadı. 28 Şubat”ın 17 yılını geride bıraktığımız şu günlerde darbeye karşı bir konsensüsümüzün bir türlü oluşmamış olduğunun resmini çiziyor başka bir yanıyla.

Cemaat medyası montaj olduğu anlaşılan başbakan ve oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kaydıyla ilgisi olmadığını söylüyor ama yaptığı haberlerle bu işi üstlendiğini göstermiş oluyor. Tıpkı diğer bütün illegal faaliyetleri, yargı içindeki şebekeleşmeyi, 17 Aralık operasyonunu bütün unsurlarıyla üstlendiği gibi. Bütün bu faaliyetleriyle camianın bir darbe teşebbüsünün içinde olduğu gün gibi ortada ve Kılıçdaroğlu bu darbeyi de sahipleniyor.

Daha önce Ergenekon terör örgütü nerede söyleyin de gidip üye olayım diyerek, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi bütün darbe süreçlerini sahiplenen Kılıçdaroğlu”nun şimdi o darbe teşebbüslerinin karşısında yer almış olan cemaatin darbe teşebbüsüne de kaydını yaptırmış olması neyi gösteriyor? Kılıçdaroğlu”nun basitçe darbe tiryakiliğini mi? Nerde bir darbe kokusu alsa, kimin yaptığına bakmaksızın gidip ona yazılmaya sevk edecek kadar aklı baştan alan böyle bir tiryakilik olabilir mi?

Yıllardır Silivri”yi adeta kendine kimlik olarak benimsemiş olan Kılıçdaroğlu”nun şimdi Silivri”dekilere adeta savaş yürütmüş olan Camianın darbe girişimine de yazılması ne anlama geliyor? Herhalde ya ne yaptığını bilmeyen birinin veya baştan beri Silivri”dekilere karşı da bir entrikanın içinde olan birinin davranışları bunlar.

Doğru başlamış olan Ergenekon davasının bir noktadan sonra sulanmış olması ve asıl sorumlularına bir türlü ulaşılmamış olmasını da sanırım hatırlamanın yeridir.

Uzun süre gündemi meşgul eden ve merak konusu olan “1 numara”ya neden bir türlü ulaşılmadığını da sorabiliriz. Bu teknolojiyle, bu organizasyon ve muhaberat kapasitesiyle “1 numaraya” ulaşılamaması başlı başına yeterince manidar bir durum oluşturuyor. Şimdi bütün detayları ortaya çıkan tarz-ı muhaberat ve siyasetten daha iyi anlaşılıyor ki, 1 numara ve etrafındaki bütün numaraların bilgisine ulaşılmış ve bir aşamada onlarla anlaşmaya varılmış, bütün suçlar da önceden yakalanmış olanlara yüklenip iş bitirilmiş.

Aslında o günlerde 1 Numara için olağan şüpheli olarak ismi geçenlerin sonradan ve özellikle bugünlerde nerede durduklarına bakılırsa, bu uzlaşmanın eksik parametreleri de tamamlanmış olur. Aynı kesimlerde Ergenekon soruşturması esnasında hissedilen tedirginliğin bugünlerde camia saflarında militanca bir küstahlığa dönüşmüş olmasını başka nasıl izah edebiliriz?

Hele, Kılıçdaroğlu”nun bütün seçim kampanyasını cemaat muhaberatının servis ettiği malzemelere bağlamış olmasının başka nasıl bir anlamı olabilir?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: