Prof. Dr. Yasin AKTAY

Darbeden devrime: 15 Temmuz

Bir çok tarihi olaydan sonra Türkiye’de artık hiç bir şey eskisi gibi olmaz denilir ya… Bu söz herhalde yaşananlardan sonra en çok 15 Temmuz’a yakışacaktır. Gerçekten de 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de herşey değişmiştir. 50 yıldır Türkiye’yi ele geçirmek için sinsice planlar yapmakta ve inanılması zor bir güç biriktirmiş olan karanlık örgüt 50 yıllık birikimini o gece ülkeyi esir almak üzere boca ederken herhalde istemeden Türkiye’de destansı ve emsalsiz bir gerçek Devrimin yaşanmasının da önünü açmış oldu. Tabii ki o karanlık örgütün istediği ve özenle, yıllardır, sinsice planladığı sadece alçakça bir darbeydi. Ama onların planladığı ne ise, ortaya çıkan başka bir şey oldu.

Açıkçası, ortaya çıkan en net şekliyle ve gerçek anlamıyla bir halk devrimi oldu. Halkın silahlı güç karşısında ölüme meydan okuyan çıkışıyla devleti sahiplendiği ve millet olmanın muhtevasını en anlamlı şekliyle doldurduğu muhteşem bir ayaklanma. Kendinden bildiği, kendini en iyi şekilde temsil ettiğini hissettiği, kendisini özdeş gördüğü bir liderin talimatlarına uyup ölümüne meydanlara doldu insanlar. Çok değil, sadece birkaç saat içinde dünyanın en disiplinli, en ne yaptığını bilen, en vakur ve en asil direnişlerini sergileyerek sonuca gittiler.

Birkaç saate kalmadan, liderlerini bertaraf edip ülkeyi esir almaya tevessül etmiş, Türkiye tarihinin en gözü dönmüş darbesine dünyayı dar ettiler. Bunu yaparken de silah kullanmadılar, şiddete karşı şiddetle mukabele etmediler, kendilerini birbirlerine düşürmeyi planları arasına koymuş olan darbeci teröristlerin hiçbir tuzağına düşmediler. Hepsi de o kadar senkronize, o kadar ahenk içinde hareket ettiler ki, Türkiye’nin her yanında aynı asil davranışları, aynı kahramanlık örneklerini, aynı inanç ve cesaret sahnelerini sergilediler.

15 Temmuz, kuşkusuz yol açtığı bir dizi sosyal ve siyasi sonuçlarıyla birlikte Türkiye’deki bir çok şeyi değiştirmiş olacaktır. Asker-sivil ilişkilerinden, askeri kurumların başka türlü asla dokunulamayacak, ancak müzmin sorunların kaynağı olan niteliklerine kadar bir çok şey. Ama aslında Türkiye’de ve hatta dünyada devrimlerin tabiatıyla ilgili yaptığı önemli katkıyla sosyolojinin müfredatını da baştan sona revize ettirecektir. Güçlü toplumu, sivil toplumu, demokrasi talebini sadece kendilerine ait bir meziyet gibi gösteren Batılı oryantalist sosyolojiyi utandıracak ve bütün müfredatını tepetaklak edecek bir olaydır 15 Temmuz Devrimi.

Sağ-Sol siyaset dilini de, tarihsel değişimle ilgili bütün teorik yaklaşımları da sil baştan ele almayı gerektirecek bir olay. Bu olayı gözardı edecek, hakkıyla değerlendirmeye yanaşmayacak hiçbir sosyolojinin veya siyaset teorisinin bundan sonra irabtan mahalli olmayacaktır.

Bu değişimin tezahürlerini ele almaya devam edeceğiz elbet. Sözün burasında sosyal medyada gezen oldukça koyu ama gözü ve vicdanı açık bir solcunun gözünden bir 15 Temmuz anlatımıyla sizleri başbaşa bırakayım:

”Ben 64 yaşında CHP’li sol görüşlü bir insanım.

Şu ana kadar Ak Parti’ye ve Tayyip Erdoğan’a karşı içimde hep bir nefret vardı.

Erdoğan’ın gitmesini istiyordum, hele bir gece 10 dan sonra içkiyi yasaklamasından sonra nefretim iyice arttı.

Hep gitmesini istedim seçimle gitmiyorsa darbeyle gitsin istiyordum ta o darbe gecesine kadar.

TRT’de spiker “ordu yönetime el koydu” dedi.

Benim içimden birşey koptu.

Yılardır olmasını istediğim şey olmuştu, ama huzursuzdum.

Sokaklardan gelen sesleri duyunca dışarıya çıktım, baktım herkes akın akın arabalarına koşuyor korna sesleri Allahu Ekber seslerini duyunca korktum savaş mı çıktı n’oluyor dedim. Milletin telaşını, gözlerindeki öfkeyi görünce korktum, bu işin içinde bir iş var dedim, eve dönüp TV izlemeye devam ettim.

Erdoğan milleti meydanlara çıkması için çağrı yapıyordu ama o daha çağrı yapmadan millet sokaklara çıkmıştı zaten, gözümle gördüm.

Sonra bi baktım TV’ye, TRT basıldı, ateş eden askerleri gördüm, havaalanları Boğaz Köprüsü insanlarla doldu taştı, üzerlerine gelen tanklara kafa tutanları, tankın altına yatanları, havaalanında kafasını cama geçirip cumhurbaşkanı için ağlayan insanları, tankı durdurup üzerine binip tankı kışlaya götüren adamları, darbecilere geçit vermeyen kadınları , bağıranları, tekbir getirenleri, koskoca tankları, jetleri geri püskürten insanları gördüm, kıyamet kadar insan vardı sokaklarda.

O anda, tam orda, bende bi değişiklik oldu. Bunun vatan mücadelesi olduğunu milletin iradesine demokrasiye karşı yapılan bir darbe olduğunu anladım .

Geç de olsa bir şeyi daha anladım.

Tayyip Erdoğan giderse vatan gider, ülke gider, millet gidermiş, doğruymuş. Yemin ederim rahat batmış bize.

Bu Gezi olaylarında insanlara dışarıya çıkmayın çağrısı yapıp “yüzde elliyi evlerinde zor tutuyoruz” derdi Erdoğan. Ben de “bize göz dağı veriyor senin seçmenin sünepenin teki dışarıya çıkacak g… mü var onlarda” der, adamları küçümserdim.

Şimdi anladım o adamlar ölümü bile göze alarak çıktı dışarı. O adamlar 250 şehit verdi ama yine de bir tek sitem, bir tek kötü söz çıkmadı ağızlarından.

Bizimkiler Berkin Elvan için ortalığı yakıp yıkmıştı, ben de bizim çocukları kahraman zanneder övünürdüm onlarla.

Yemin ederim o gece o meydanlarda canlarını ortaya koyarak mücadele edip hepimizin geleceğini kurtaran o insanların hiç tiksinmeden tek tek ayaklarını öperim şuan.

Adamlar, “Abdülhamid’i öldürdünüz sustuk. Menderesi astınız yoktuk. Özal’ı zehirlediniz yoktuk ama ERDOĞAN’ı yedirmeyiz” derken çok ciddilermiş.

Ben hep öylesine diyorlar zannedip dalga geçerdim. “Peh peh peh ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız” derdim.

O gece anladım bu adamlar dünyaya meydan okuyacak hatta yakacak kadar güçlü ve kararlılar vallahta destan yazdılar, billahta destan yazdılar.

Tayyip Erdoğan’ın yanında ona çok bağlı halkı var ama bunun dışında çok güçlü bir şey daha var onu koruyan.

İşin en güzel yanı birden o partili şu partili demeden hepsinin bir anda toplanmasıydı. Diğer sağcılar da vardı sanırım, birlik olmaları ayrı bir güzellikti. Zaten ben bu olanları milletin kahramanca mücadelesini TV’de izleyince hüngür hüngür ağladım, buna çocuklarım şahittir.

Orda dedim bundan sonra ben ya fetoşun yanında yer alıp vatanımı bu köpeklerle bölüşecem, ya da Erdoğan’ın ve milletin yanında yer alıp ülkemde özgürce yaşamaya devam edecem..

Eskiden nefret ettiğim birine hiç kimseye olmadığım kadar hayranım şu an helal olsun herkese 🙂

Bundan sonra benimde bir partim yok her zaman yanınızdayım..”’

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: