Prof. Dr. Yasin AKTAY

Darbe karşıtlığı bile bir uzlaşma konusu olmuyorsa…

Stratejik Düşünce Enstitüsü”nün 27 Mayıs dolayısıyla düzenlediği söyleşi programının konuğu ismi demokrasi mücadelesiyle özdeşleşmiş olan eski Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli idi. Doç. Dr. Yusuf Tekin”in sunduğu programda Bozbeyli 27 Mayıs günleri için paha biçilmez anılarını aktarırken darbe dönemlerinin karakterine ışık tutan ve aslında neden darbe gibi ahlaksızlıklara karşı hiçbir zaman tamamen güvenli bir durumun oluşamadığını açıklayabilecek tipik olaylara değindi.

Demokrat Partililerin avukatlığını yaparken Yassıada mahkemesine intikal etmiş toplam 400 bin ihbar mektubundan bahsetti mesela. O zamanlar Türkiye”nin nüfusunun hepi topu 30 milyon olduğunu hesaplarsanız 400 bin ihbar mektubu inanılması gerçekten zor bir rakam. Türkiye”de bugün toplumun büyük ekseriyetinin lanetleme seviyesine gelmiş olduğu darbe ortamı vaki olduğunda 30 milyonluk ülkenin 400 bini bu ortamdan faydalanarak en yakınındaki komşusunu, arkadaşını, meslektaşını, mesai arkadaşını o korkunç zulüm ortamının içine itmeye teşebbüs edebiliyor demek.

Bozbeyli”nin bahsettiği ihbar mektupları berberin başka bir berberi, marangozun başka bir marangozu, akademisyenin mesai arkadaşı başka bir akademisyeni, öğretmenin kendi meslektaşı başka bir öğretmeni ihbar etmesinden ibaretmiş. Biriyle bir şekilde rekabeti, hesabı-husumeti olan herkes kaleme sarılıp diğerini itlaf etmenin yolunu darbecilere ihbar etmekte bulmuş. Hani şu meşhur “biz asırlarca beraber yaşadık, bir ve beraber, bir orman gibi kardeşçesine” edebiyatı bir yana, bu hikâye başka bir yana.

Unutmayalım ki 28 Şubat sürecinde de askerin geleceğini haber vermesiyle veya arada bir yoklamasıyla birlikte bir anda daha aşağı kalmayan bir ihbar ve fişleme furyası başlamıştı. Kim bilir kaç muhteris ve kifayetsiz akademisyen kendi mesai arkadaşlarına karşı avantaj elde edebilmek için bu ahlaksız yola başvurdu. En azından içinde olduğum için aynelyakin biliyorum, bizzat kendi mesai arkadaşlarımız tarafından olmadık vasıflarla fişlendik.

En son Ergenekon davalarıyla birlikte aşikâr olan o fişleme dosyalarında fişlenerek ihbar edilenlerin hemen hepsi mesleki alanlarının en iyileri, ihbar edenler ise işi gücü bırakmış kendilerine darbe sonrası vaat edilmiş olan makam ve mevkilerin cakasını satmakla uğraşıyorlardı. Şaka değil, sadece iki-üç sene öncesine kadar üniversitelerde eninde onunda bir darbenin olacağına inandırılmış ve bu darbe sonrası ortama dair beklentiler içine sokulmuş yığınla akademisyen dolaşıyordu. İşin aslını bilmeyenler bilimle zerre kadar ilgisi olmayan o akademisyenlerin pervasızlıklarına, akademi ahlâkına ve âdabına hiç uymayan cahil cesaretlerine ve küstah tavırlarına bir anlam vermekte zorlanıyordu.

Darbecilik bütün ahlaksız eylem ve niyetleri içinde barındıran yüz kızartıcı bir suçtur. İçinde yetki gaspı var, hırsızlık var, emanete hıyanet var, yalancılık var cinayet var. Ne yazık ki bu yüz kızartıcı suç, Türkiye”de hâlâ ne darbeleri yapanların ne de onları destekleyenlerin yüzünü kızartmıyor. Baksanıza 27 Mayısı yapanlar utanıyorlar diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu”na eski milli birlik üyesi birisi oradan “utanmıyoruz” diye seslenebiliyor. Darbe karşıtlığı etrafında bir konsensusun oluşamıyor olması gerçekten bir toplumun sağlıklı ve adil bir biçimde bir arada yaşaması açısından ciddi bir sorundur. Darbeciliği önlemenin yolu sadece darbe yapabilecek olanlar üzerinde bir baskı oluşturması değil, darbeden çıkar yol umanların da bunu akıllarından geçirdikleri için yüzlerinin kızarmalarının sağlanmasından geçiyor galiba.

Türkiye”de insanların bir kısmı darbeyi birbirlerine karşı koz olarak kullanabilme ihtimalini etik açıdan dışlayamıyorlar. Çünkü darbe ortamından kendine doğabilecek bir fırsat ihtimali birilerinin aklını çelmeye yetiyor.

27 Mayıs”ı veya tarihimizin diğer kara lekelerini bir hesaplaşma ve rövanş ve intikam havasına sokmak elbette ki gerekmiyor. Doğrusu o tarihte yapılanların vahameti hâlâ gün yüzüne tam da çıkmış değil. 50 yıl sonra 27 Mayıs”ın bu kadar çok gündemde olması, darbenin 50 yıl geride kalmış olmasının verdiği rahatlıktan değil, aksine hâlâ darbe niyetlilerinin aramızda bulunmasından kaynaklanıyor. Bugün Türk tarihinin en adil muhakemesiyle yargılananların yapmaya niyetli oldukları darbelerde yargılama nasıl oluyormuş, bu vesilelerle hem kendilerinin görmesi hem de herkesin görmesi gerekiyor.

Ayrıca ne de olsa bugün belki hep hayâ ile hatırlamamız gereken gerçek üstünlüğünden gurur duyduğumuz mevcut hukuk düzeninin bu ahlaksız darbeyle tesis olunduğu gerçeğidir. Bu gerçek adalete olan inancı hiçbir zaman rahat bırakmayacak bir gerçektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: