Prof. Dr. Yasin AKTAY

Cumhurbaşkanından şık hareketler

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül seçilişinin üçüncü sene-i devriyesini çok şık hareketlerle tamamlıyor.

Geçen hafta Hrant Dink”in kardeşini makamında kabul ederek baş başa görüştü. AİHM”nde görülen davasına Türkiye adına yapılan ve Hrant”ı suçlamaya devam eden skandal savunma dolayısıyla tazelenen acısını muhtemelen bir nebze dindirmiş ve devlet adına sergilenen en hafif ifadesiyle lakaytlığın dayanılmaz ağırlığını bir nebze hafifletmiş oldu. Hrant”ın bu ülke topraklarında başına gelenlerin hepsinden yana hepimizin payına düşen hicabı bu milletin başı olmanın vakar ve sorumluluğuyla ifade ederek yüreklere su serpti.

Gündemdeki referandum bağlamına münasebetsizce sokulan Öcalan”la görüşme konusu da yine her açıdan bir çuval inciri berbat edecek hale gelmişken devreye girip herkesin aklını başına alması doğrultusunda nazik ama etkili uyarısını yaptı. Akan kanın durması konusunda yapılması gereken bir tek Öcalan”la görüşmek kalmışsa, onunla görüşmenin önüne siyasi kavganın ortasından fırlayıp çıkan basit bir kurnazlıkla söylenmiş sözlerin peşine takılmanın anlamı ne?

Cumhurbaşkanının bu konudaki müdahalesi en acil sorunumuzun barış olduğunu ve bu barışın günübirlik basit siyasi kavgalarla kolayca tehlikeye atılabileceği, o yüzden bu konuda herkesin çok dikkatli olması gerektiğini hatırlattı. Nitekim onun açıklamasından sonra tartışmanın seyri de biraz daha akıl eksenine oturmaya başladı.

Hatırlandı ki, Öcalan”la görüşmeyen zaten kimse kalmamış, ama aynı ölçüde bu görüşmeler şimdiye kadar hiçbir işe yaramamış. Birileri şimdiye kadar tepe tepe kullanmış Öcalan”ı ama bu kullanımın hiç biri barış üretmek üzere değil, sadece savaşı, kaosu ve militarizmi daha fazla beslemek üzere olmuş. Oysa bugün sorunun gelip dayanmış olduğu noktada Öcalan”ın şahsı veya imgesi göz ardı edilerek sorunun çözümü doğrultusunda hiçbir adım atılamadığı gibi, Öcalan gerçeği hiçbir zaman olmadığı kadar barış denklemlerinin içinde yer alabilecek noktaya gelmiştir. Bu durumda sayın Gül”ün mükemmel bir zamanlama ve ağırlıklı devreye girerek söylediği gibi: “Terörle sadece silahla mücadele de edilmez. Bütün imkânlar ortaya konur…. Yeri geldiğinde diplomasi, yeri geldiğinde TSK devreye girer.”

Bu sözler kimsenin bilmediği şeyler değil, yeni bir bilgi de içermiyor, ama bu sıradan sözlerin doğru zamanda ve münasip biri tarafından söylenmesi çok önemlidir. Tam da ülke barışı konusunda ciddi mesafelerin alınmışken, bu çabaların berhava olmaya yüz tuttuğu bir aşamada devreye girmek önemli…

Bunlar gerçekten çok şık hareketler.

Bu güzel hareketlere dün de Tarabya köşkünde Kürt sorunuyla ilgili kafa yoran önde gelen kanaat önderleriyle yaptığı toplantı eklendi. Referandum sürecinde askıya alındığı izlenimi kasıtlı olarak verilmeye çalışılan demokratik açılımın Kürt sorunuyla veya terörle ilgili kısmına dair devletin iradesinin kendi himayelerinde devam ettiği izlenimini başarılı bir biçimde vermiş oldu sayın Gül. Aslında sürecin büyük bir adımının kendisinin Norşin”e adınca hitap ettiği gezisinde atıldığını hatırlamak yeridir. Böylece Kürt kimliğine yönelik devletin tavrındaki paradigma değişimini de tespit etmemizi sağlamıştı. Bugün o değişimin arkasında durduğunu, bunların önceki siyasetçilerde olduğu gibi sürç-ü lisan ile ve bir defalığına ağızdan çıkmış sözler değil gerçekten de bir paradigma değişimine dayanan adımlar olduğunu gösteriyor

Bunlar gerçekten şık hareketler ve onları daha şık yapan gelip geçici olmaktan öte giderek Gül”ün riyaset modelinin kalın çizgilerini oluşturuyor olmalarıdır.

Üç yıl önce bugün seçilişi Türkiye”de nadiren ortaya çıkan bir mutabakat oranı ve tarzıyla gerçekleşmişti sayın Gül”ün. Ama aynı oranda da yine belki hiçbir selefinin seçiminde görülmeyen bir direnç ve muhalefetle de karşılaşmıştı. Her ne kadar eski seçilme usulünün (TBMM tarafından seçilen) son temsilcisi olsa da seçim süreci selefleri arasında halkı azami derecede işin içine katan bir olay olmuştur. Bu arada seleflerinin hiç biri hakkında seçilirken o kadar çok “tarafsızlık” kuşkusu veya baskısı olmamıştı.

Üç yılın sonunda şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki, aynı ölçüde seleflerinin hiçbirinin olmadığı kadar herkesi kucaklayıcı oldu, tarafsızlık pratiğini de en sahici biçimde uygulayanı o oldu. O yüzden üç yılın sonunda bu açıdan bir performans değerlendirmesi yapmak gerekirse seçilmesine destek olanları yanıltmadığı gibi seçimine muhalefet edenlerden ideolojik bir takıntısı olmayanlar arasında hissedilir bir memnuniyet oluşturduğu söylenebilir.

Üç yıllık görev süresi boyunca bir çok alanda büyük farklar ortaya koyan sayın Gül”ün üçüncü yılına bir tür anma etkinliği gibi bu yoğunlukta güzel hareketlerle girmiş olması ayrıca dikkate şayan olmuştur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: