Prof. Dr. Yasin AKTAY

Çözüm sürecinin bitme ihtimalini sevenlere dair

Çözüm sürecinin bitme ihtimali giderek azalıyor ama bu ihtimale tutkuyla aşık, tutkuyla bağlı çevreler var ve süreçte ilerleme kaydedildikçe bu ihtimal biraz nostaljik biraz ütopik tahayyüllerin konusu olmaya yöneliyor. İşin şaşırtmaya artarak devam eden yanı, silahlı Kürt hareketinin sona ermesine Türk sol çevrelerinin neredeyse ağıtlar yakacak hale gelmiş olması.

Çözüm sürecini ”demokratikleşme olmadan barış olmaz” tepkisiyle karşılayanların demokratikleşme yolunda açılan veya açılacak bütün paketleri baştan yetersiz görmeleri, çok net bir biçimde anlaşılıyor ki, paketlerin içeriği veya demokratikleşmenin hızı veya muhtevasıyla ilgili değil. AK Parti eliyle gerçekleşen bir demokratikleşmenin veya bir ilerici devrimin kendi siyasal teolojileri açısından imkansız olduğu anlaşılıyor.

Dolayısıyla işin bu boyutuyla sorun kendi teolojik tasavvurlarında. Bu teolojik tasavvur kendilerini dünyada olabilecek herşeyin tek liyakatli aktörü olarak gören basitçe kibirli bir Mesihçilik. Demokratikleşme paketine yöneltilen eleştirileri dinlediğimizde, o yüzden, içeriğe dair tek bir şey duyamıyoruz. En esaslı sayılabilecek eleştiri, bu paketin sunulma biçimi veya üslubu. AK Parti”nin verdiklerini bir lütuf gibi veriyor olması.

Oysa Başbakan Erdoğan”ın paketi sunarken başlangıçta yaptığı konuşma tam bir demokrasi manifestosu gibi. Baştan aşağıya bu açılımı ve daha fazlasını Türkiye halkının hak ediyor olduğunu, ama şimdiye kadar ülkenin üzerine çökmüş bir devlet zihniyetinin bu en tabii hakları gasp ettiğini ve AK Parti”nin de 11 yıldır bu hakları belli bir siyasi gerçekçilik çerçevesinde restore etmekten başka bir şey yapmadığını defalarca söylüyor. Bunun neresi lütfeder gibi, ihsanda bulunur gibi hak vermek oluyor?

O konuşmayı dinleyip de başbakana bu eleştiriyi yapmak için insaftan izandan tamamen yoksun olmak gerekiyor. Hoş sorgulanmayan ve içtihada kapalı teolojik yaklaşımların içerdiği metafizik öncüller bu insaf ve izanı yok edebiliyor.

Solun bir siyasal teolojisinin olması aslında hiç de garip değil, hatta olmaması mümkün de değil, ancak sorun bu teolojinin hem içtihada alabildiğine kapalı olması hem de insan kategorilerinin fena halde kapalı olması. Üstelik bu kategoriler sabahtan akşama, akşamdan sabaha sınıf analizleriyle vakit geçirirler de, bu sınıfsal kategorilerin gerçeklikte hiç bir karşılığının kalmamış olduğunu bile görmezler.

O yüzden sınıf mücadelesinden dem vururken Türkiye”nin kapitalistiyle, oligarşisiyle aynı safta, üstelik sınıfsal olarak çevreden gelip merkezin çeperlerini zorlayan toplumsal tabakalarla çetin bir savaşa girebiliyor. Sınıfsal olarak daha madun kesimlere karşı bu hıncı Türkiye solcularında üreten veya biriktiren şey nedir, mesela?

Solun özellikle yaşlı kuşağını, son zamanlarda PKK”nın silah bırakma ihtimaline bu kadar öfkelendiren şey ne? Ve neredeyse PKK”yı silah bırakmamaya ikna kampanyalarına sürükleyen motivasyon… Bütün bunların demokratikleşme sürecinin içeriğine yönelik somut eleştirilere hiç ulaşmıyor olması, aslında olayın tek bariz yönü. Gerisi, pek de anlamlı bir analiz gerektirmiyor.

Bir de daha çözüm sürecinin ilk aşamalarında, Tokat-Reşadiye”deki saldırı haberi üzerine BDP”li Emine Ayna”nın adeta sevinçten dört köşe olmuş ve müjde verircesine gülerek ”çözüm süreci bitmiştir” diye verdiği tepkiyi hatırladığımızda çözüm ihtimali konusundaki karmaşık duyguları bir nebze anlayabiliriz.

Daha paket açıklanmadan paketin kabak olduğunu söyleyenlerin tavırlarının rasyonel değil duygusal olduğu açık. Bunca çabayı ”kabak” diye nitelemeye verilecek mantıklı bir cevap yok aslında. Ama duyguların bir mecaz üzerinden ifade edilmesi yine de analiz için, sözü faydalı, yani bir şekilde anlamayı ve anlaşmayı kolaylaştıracak bir noktaya taşımamız için bir fırsat verir.

Bu fırsatı değerli Kürt mütefekkiri Vahdettin İnce”nin yaklaşımını aynen aktararak değerlendirmek istiyorum. Star Gazetesindeki usta işi söyleşisinde Fadime Özkan soruyor?

”BDP paketten ”kundir- kabak çıktı” demişti. Siyasi alanla ilgili düzenlemeler, farklı dillerde propaganda, özel okulda anadil eğitimi, andımızın kalkması, yer isimlerine iade yolunun açılması… Bunlar Kürtler açısından kabak mıdır hakikaten?”

Vahdettin İnce de cevap veriyor: 

”Uzaktan bakınca ”Petêx” (kavun) de bazen ”Kundir”(Kabak) gibi görünür. İyice yaklaşmadan, kokusunu almadan, tatmadan karar vermemek gerekir bence. Paketin ”Kundir” mi ”Petêx” mi olduğunu hükümetin uygulamaları gösterecek. Bana gelince henüz tatmadım ama, az biraz bostancılığım olduğu için kokusundan ”Petêx” olduğu çok açık. Ayrıca usta aşçılar ”Kundir”den de en az ”Petêx” kadar lezzetli tatlılar yapabilirler. Kürt siyasal hareketi paketin ”Kundir” çıkması için duaya çıkmış gibi çok acele karar vermişe benziyor.”

Kaçıranlar için dindar Kürtler, demokratikleşme ve Kürt siyasal hareketleri üzerine bu nefis söyleşinin tamamını okumayı şiddetle tavsiye ediyorum.

Demokratikleşmenin müzakere temeline oturması için teolojik yaklaşımların biraz içtihada açık olması, bazı duyguların da biraz rehabilite edilmesi lazım galiba.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: