Prof. Dr. Yasin AKTAY

Coronavirüsün küresel iktidarına karşı ve kim kimin evliyası?

Gözle görülmeyen, kulakla duyulmayan, birçok özelliği hala bilinmeyen mini minnacık varlığıyla meçhul düşman Coronavirüs bütün ihtişamıyla emsalsiz bir iktidar kurdu hayatımızda.

Şimdiye kadar hiçbir gücün yapamadığını yaptı, yapıyor. Birbiriyle türlü ihtilaflar içinde bulunan, rekabet eden, savaşan bütün dünya devletlerini kendisiyle meşgul etmek suretiyle, ortak bir sorun temelinde adeta birleştirdi. Küresel yaşam kültürünün vazgeçilmezleri haline gelmiş olan, hani bir saat dursa bütün hayatı sekteye uğratacağı düşünülen bütün kurumları öngörülemez bir geleceğe kadar tatil etti, yaşama alışkanlıklarını değiştirdi, son sürat devam eden hayata ani bir fren çektirdi. Ölmeden önce öldürdü, kıyameti kopmadan önce kopardı.

Ölmeden önce ölmeyi müminler haccla, oruçla, namazla periyodik olarak tecrübe ederler. Bunu tecrübe etmek dini bir görev. Bir inananlar topluluğuyla birlikte hayatın ayrıştıran, bölen, çatıştıran, uzaklaştıran rutinine karşı tevhid eden, birleştiren, ortaklaştıran tecrübeye davet eden çağrıya icabet bize o ölüm tecrübesini, ölümden önce yaşatıyor, bize bizi öğretiyor.

Tabi o tecrübeyi yaşamaya insanlar gönüllü olarak icabet ederler.

Bu tecrübe hayatın bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu öğretir. Ancak, hayatın oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bilmek hayatı ciddiye almamayı değil, bilakis daha fazla ciddiye almayı telkin eder, ama gerçek anlamı üzerinden. Bir nefesine hükmedemediğimiz bir dünyanın sihrine kapılıp aynı özden yaratılmış olduğumuz insanların hukukuna tecavüz etmemeye, insanlara zulmetmemeye, zalimlere de boyun eğmemeye, kula kulluk etmemeye ve ettirmemeye ahdedecek bilince ve iradeye ulaştırır böylece. Bu dünyada kazandığımızı zannettiğimiz hiçbir şeyin bize kalıcı olmadığını, bizim zannettiğimiz hiçbir şeyin bize ait olmadığını, bilakis bizim bütün varlığımızın O’na ait olduğunu anlarız.

İnsanca halimizle, insanca yorum farklarımızla birlikte anlarız tabi. Yoksa bu davete katılan herkeste bu tecrübe aynı etkiyle son bulmuyor elbet.

Nitekim şimdi de böyle bir tecrübeyi başka türlü yaşamaya bizi bir virüs mecbur bırakıyor. Bütün insanlığın bilim adına, teknoloji adına, gelişmişlik adına kat etmiş olduğu bütün mesafeleri bir anda sıfırlayan bir tecrübenin insanlığa hümanizm adına bir miktar tevazu hatırlatması beklenmez mi? Hangi bilgi seviyesine ulaşmış olursa olsun, insanın bilmedikleri hala bildiklerinin yanında ne kadar da az kalıyor…

Aslında bilim felsefesi ile uğraşanlar, hatta bilimin kendisiyle uğraşanlar dünyada genel olarak bu bilince daha fazla yaklaşmışlardır. Bu çevreler 19. yüzyılın müstağni, kibirli hümanizminden uzun zamandır dinle didişmenin anlamsızlığının farkındadırlar.

Coronavirüs bütün dünyayı ilginç bir biçimde ortak düşmana karşı birleştirmiş durumda. Sosyolojideki meşhur kural gerçekleşiyor. Ortak düşman grup bağlılığını pekiştirir ve yeni bir grup bilinci oluşturur.

Bu virüs belki böyle bir rol oynamak üzere hayatımıza girdi. İnsanlık olarak kendi halimize bize anlatmak üzere, bize kendimizi, insanlık durumumuzu öğretmek üzere gelmiş gibi. İlginç bir biçimde böyle bir akıl ve hedef yüklü gibi bu virüse. Biyolojik genetiğini çözersek bu mesajı okuyamayabiliriz ama manevi genetiğinde bu etki açıkça okunuyor.

Tabi yine insanca halimizle, insanca yorum farklarımızla birlikte okunuyor. Bu kadar açık bir durumu yine kendi iflah olmaz marazatı ve mazarratıyla okumaktan geri durmayanlar da olabiliyor.

İsmi zikretmeye değmez birisi Coronavirüsle bilimsel çerçevede mücadele konusunda Türkiye’nin bütün dünyaya örnek çalışmalarına kör ve sağır kalmayı tercih ederek kendince istihza ile “Coronavirüse karşı aşıyı bulsa bulsa Tillo evliyaları bulur” demiş. İstihza edilecek hale geldiğinin bile farkında olmadan.

Tillo’da evliyayı bilmem, çünkü bana göre insanların tamamı evliyadır. Ya Allah’ın evliyasıdır veya şeytanın. Müslümanlar birbirlerinin evliyasıdır, kafirler ise birbirlerinin. Evliya dışında kalan bir kategori zaten yok. Herkes kimin evliyası olduğunu bir şekilde tercih edip bunu belli de ediyor zaten.

Ama Tillo’da İslami ilim geleneği kadar ciddi bir pozitif ilim geleneği de vardır. 250 sene önce Tillo’da İsmail Fakirullah’ın öğrencisi İbrahim Hakkı’nın meşhur “Marifetname” isimli kitabı ve diğer çalışmaları döneminin bütün pozitif ilimlerini derleyen ve çok anlamlı bir bir bütünlük içinde sunan, bunları da İslami bir paradigma içinde de meczeden ileri seviyede eserlerdir.

Bütün üslubu ve kültürü sululuk yaparak sataşarak muhalefet olan birinin bilmesini bekleyemeyeceğimiz bir şey. Baksanıza bütün dünyayı, bilimiyle, tekniğiyle, ulaşımıyla, iletişimiyle, kapitalizmiyle, finansmanıyla felç etmiş ve belli bir temelde tefekküre sevk etmiş apaçık bir durum karşısında bile kör ve sağır kalabilen göz ne görecek, kulak ne duyacak, akıl ne kavrayacak?

Daha kendisinin de bal gibi “evliyadan” olduğunun bile farkında değil? Evliya, evet ama kimin evliyası?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: