Prof. Dr. Yasin AKTAY

Çokkültürlülük

Charles Taylor ismini, felsefeyle biraz ilgili olan herkesin bildiğini sanıyorum. Benliğin Kaynakları: Modern Kimliğin İnşası (1989) ile Tanınma Siyaseti (1992) başlıklı kitapları felsefe çevrelerinde yıllarca büyük tartışmalara yol açmış filozof özellikle çokkültürlülük konusunda kendine özgü tutarlı çizgisiyle bilinir. Farklı kültürlerin, cemaatlerin modern bir toplum içinde onurlarından taviz vermek zorunda bırakılmadan bir arada yaşayabilmelerinin imkânını araştıran çalışmalarıyla ateşli bir çokkültürlülük taraftarı profili çizer. Uzun süredir yaşamakta olduğu Kanada”da çokkültürlülük politikalarının dünyanın her tarafından daha ileri bir seviye tutturmasında etkili olduğu düşünülüyor.

Kanada”da farklı etnik ve dinsel grupların taleplerini değerlendirip özgürlük alanlarını genişletme işlerini düzenlemek üzere özel bir çokkültürlülük bakanlığı bile bulunuyor. Bu bakanlığın çözdüğü meseleler ise çok ilginç. Mesela, normalde yasak olduğu halde dininin bir gereği olarak kama taşımak zorunda olduğu bilinen bir Sih müminine resmi görevi esnasında kama taşıma özgürlüğü; yine dini gereği başına sarık geçirmesi gereken bir Hintliye bu özgürlüğü tanımış.

Kültürü besleyen din kadar gelenekleri de ciddiye alan Kanada”da, yerli bir grup, geleneklerinde yeri olduğu gerekçesiyle “balina-avlama hakkı” talep etmiş ve normalde yasak olduğu halde kültürel farklılıklarına saygı çerçevesinde bu hakkı elde etmiş. Bu durum çevreci veya hayvan hakları savunucularınca eleştirilmiş. Ancak Türkiye”den bakınca şaşıracağımız şekilde, eleştiri hayvanların farklı gelenekler gerekçesiyle öldürülemeyeceği temelinde değil aksine, yerli Amerikan geleneklerinin balina-öldürmek gibi bir zorunluluk barındırmadığı temelinde yapılmış. Yani meseleyi türban konusuna çevirirsek, bu tartışma gelip Müslümanların dininin gerçekten türbanı emredip emretmeyeceği sorusuna dayanır. Müslümanların dini bunu emrediyorsa onlara bu özgürlüğü tanımaktan başka bir yol yok.

Çokkültürlülük ilkesinin bu anlayış seviyesine gelmesinde felsefi zemini hazırlayanlardan biri olan Charles Taylor”un geçtiğimiz hafta içinde The Guardian”da karamsar sayılabilecek bir yazısı yayımlandı. Çokkültürlülüğü modern dünyanın insanlığa sunabileceği en makul reçete olarak gören Taylor, bu reçetenin en büyük testini Müslümanlarla karşılaşmada yaşadığını ve modern toplumun bu testten hiç de başarıyla çıkmadığını ima etti. Özellikle Müslümanların başörtüsü görünür hale geldikçe modern insanın tahammül sınırının ne kadar az olduğu ortaya çıkmaya başladı.

Sanki şimdiye kadar çokkültürlülük konusunda kat edilen olumlu mesafe hiçbir zaman gerçek bir farklı kültür deneyimi yaşamamış olmaktan kaynaklanmış gibidir.

Batı”da insanlar çokkültürlülük sözcüğüne giderek kuşkuyla yaklaşmaya başlıyorlar, çünkü bu proje, çalıştıkça Müslümanları batı dünyasında daha etkili veya-görünür hale getiriyor.

Müslümanlar daha fazla görünür hale geldikçe Batı”da insanların aslında “gerçekten de farklı olan” bir kültürü görmeye hiç de hazır olmadıkları anlaşılıyor. Çokkültürlülüğü teorik olarak çok hoş karşılayan ve yücelten modern toplumun bunu pratiğe döktükçe sergilediği hazımsızlık Taylor”u modern toplum hakkında tam bir hayal kırıklığı çizgisine getiriyor.

Her birinin farklı nedenlerle örtünebiliyor olabileceğini hesaba katmaksızın, gördüğü her başörtülüyle birlikte Müslüman toplumlar hakkındaki, “el kesme”, “namus cinayetleri”, “kadının taşlanması”, “İslamcı terör” gibi bütün klişe imajları blok olarak harekete geçen bir zihin var bugün Batı”da. Taylor, bu zihnin asıl sorununun olgular hakkında “blok tasavvur”dan kaynaklandığını düşünüyor.

Parçalanamayan, üniter tasavvur blokları ile düşünüyor modern insan. Bu tasavvur blokları çokkültürlülük projesini giderek sınırlarına yaklaştırırken sekülerliği de değerli bir şey olmaktan hızla uzaklaştırıyor. Neden? Çünkü gerçek bir farklılığı görünce çuvallıyor. Demek ki bu proje, yani din özgürlüğü projesi, din tarafından doğru dürüst bir talep gelmediği müddetçe işleyebilen bir ilke oluyor. Farklı bir dinden din özgürlüğü adına doğru dürüst bir talep geldiği zaman mevcut çokkültürlü laik yapılar bunu sorunsuzca karşılamakta açık bir acziyet gösteriyorlar.

Taylor”un makalesindeki bir ilginçlik de yayınlandığı gün içinde 283 okuyucunun yaptığı yorumlar. Bu yorumların büyük bir çoğunluğu onun Müslümanları hoşgören tutumunu eleştiriyor ve “blok tasavvur” diyerek eleştirdiği yaklaşıma sahip çıkıyor. Türkiye”de hiç de yabancısı olmadığımız bu “blok tasavvur”un bu söylemdeki açık karşılığı İslamophobiadır, İslam düşmanlığıdır ve yöneldiği somut adres başörtüsüdür.

Müslüman olmayanların İslamophobiasını yine zor da olsa anlayabiliriz, ama Müslüman ülkesinde kendine Müslüman diyenlerin “başörtüsünü itham ve yasaklamakta ısrar” yoluyla bu İslam düşmanlığıyla sergiledikleri dayanışmayı nasıl izah edebiliriz?

İrtica korkusunun da, başörtüsü korkusunun da, hatta “mahalle korkusunun” da altında, sonu faşizme varan bu “blok tasavvur”, bu Islamophobia yatıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: