Prof. Dr. Yasin AKTAY

Çocuklar öldürülmesin, yargıçlar da dinlensin

Türkiye”yi “kafes”e sokmaya çalışanların planladıkları eylemleri yan yana tahayyül etmeye insanın en kötü kâbusları bile yetişemez.

“Çocuk ziyaretçilerin en fazla olduğu saatlerde denizaltı müzesine yerleştirilmiş olan bombaların patlatılması”.

Bu zamanlamada gözetilen hedef eylemin etkisinin daha fazla olması, olayın yükleneceği paravan İslami bir örgüt üzerinden AK Parti zamanında “şımartılmış İslami terör tehdidi” imajının yaratılması.

Allah muhafaza, bu eylemin gerçekleştirilmesi bir söylenti veya basit bir dedikodu olmanın çok ötesine de geçmiş. Yerleştirilmiş bombalar patlatılmalarına ramak kalmışken bulunmuş, ama bulunan bombalar tam da olaydan dolayı zanlı olması gereken makamlara teslim edilmiş, onlar da ne hikmetse delil niteliğindeki bu bombaları hemen imha etmişler.

Başka neler yapılacakmış neler…

Üstelik bütün bunlar Ergenekon operasyonunun başlamasından epey önce değil, daha geçtiğimiz Mart ayında planlanmış. Amaç hükümete karşı bir kaos ortamı yaratarak devrilmesini sağlamak. Şimdiye kadar bu kapsamda yapılmış olanlar, ortaya çıkmış olanlar, bu planın çocuk oyuncağı olmadığını göstermeye yetiyor da artıyor bile. Ortaya çıkan cephanelikler, bilgiler ve ilişkiler ağı bütün bu planların sırf fantezi olsun diye yapılmamış olduğunu anlatmaya yetiyor.

Yani tehdit bir vehimden ibaret değil, karşımızda hiçbir şekilde alışkanlıklarından ve ısrarından vazgeçmemiş bir terör örgütü, iktidarı ele geçirmek için çocukları hunharca öldürüp bunun sorumluluğunu başkalarına atacak kadar sinsi ve gözü dönmüş bir cinayet şebekesi var. Sadece insan öldürmeyi değil, öldürdükleri insanlarla ilgili gerçekleri de katleden, bunun insanlarda oluşturacağı bilinci de körelterek, çarpıtarak, birkaç kademeli bir cinayeti planlayabilen cürüm şebekesi, kötülüğün bütün sınırlarını da zorluyor.

Bu şebekenin oluşturduğu tehdidi hafifletici herhangi bir cümleyi kuranlar, evet, gerçekten de bir işbirliği töhmeti altında kalmaktan kurtulamazlar.

Bugün ülkenin hâlâ en acil ve en önemli tehdidi bu şebekenin hunharca yöntemlerle sürdürdüğü iktidar mücadelesidir.

Bu şebekeyi ortaya çıkarmaya çalışan mücadele, “çocuklar öldürülmesin” mücadelesidir. Bu mücadele “insanlar faili meçhul seri cinayetlerle karanlık iktidar oyunlarının oyuncağı haline getirilmesin” mücadelesidir.

Bu kadar karanlık bir şebekenin bu kadar pervasızca planlar yapması, ordunun, medyanın, üniversitenin, toplumun, siyasetçinin, emniyetin ve her şeyden önemlisi yargının içinde bir desteği olmadan mümkün değildir.

Günlerdir Taraf gazetesinin yayınladığı Kafes planında hiçbir haber değeri görmeyen medyanın yargıda dinleme olayına takılarak bir “sivil istibdat” görüntüsünün peşine düşmüş olması en basitinden bu şebekeyle işbirliğinin açık bir göstergesidir.

Allah”tan korkmadıkları gibi kulundan da utanmıyorlar. Ergenekon davası Türkiye standartlarında sanıkların haklarına en fazla titizlenilen dava olarak tarihe geçmiştir bile. İsnat edilen suçların örgütlü mahiyetine ve eldeki delillere bakıldığında tutuklu sayısı hiç de fazla değildir. İyi takip edilip ortaya çıkarılmadığı takdirde körpe çocukların katliamı ve Türkiye”de milyonlarca insanın ebediyen susturulması sözkonusudur. Bu şebekenin niyetine ve planlarına, hatta bunları gerçekleştirmek üzere şimdiye kadar göstermiş olduğu alabildiğine gerçek performansa bakan vicdan sahibi birinin, bu süreçteki takibi “istibdat” olarak nitelemesi mümkün değildir.

Anlaşılıyor ki ortaya çıkarılmış cinayet şebekesi hâlâ faal durumda ve faaliyetleri devam etmekte, üstelik kendini ülkenin gizli iktidarı gibi görüp buna oynarken, bunları hükümetin masum ve demokratik muhalifleri imiş gibi 28 Şubat”ın mağdurlarıyla denklemek…

Hele tutukluların sanığı oldukları suçları “hükümete muhalif olmak” ile açıklamaya çalışmakla bir tür kendinden menkul hakemlik triplerine yatanlar, ya sayı saymayı bilmiyor veya hiç istibdat görmemişler.

Şimdiye kadar bu ülkede sayısız dinleme vakası olmuş ve bu konuda skandal nitelikte kayıtsızlık sergilemiştir yargı mensupları. Ergenekon davası sözkonusu olduğunda birden bire özel hayat ve özgürlük kahramanı kesilmeleri onların da bu dava kapsamında neden mutlaka olağan şüpheliler kapsamında olması gerektiğini yeterince açıklamıyor mu? Yargı mensuplarından beş on kişi, üstelik mahkeme kararıyla dinlendi diye kıyametleri koparanlar, bu davanın en önemli sanıklarından Levent Ersöz”ün bırakın başka davalarını, izinsiz, hukuksuz ve sayısız dinleme kayıtlarından dolayı da yargılanıyor olduğunu hesaba katıyorlar mı acaba?

Peki yargı mensuplarının dinlenmesine karşı sergilenen infialle nasıl bir “muafiyet” veya “dokunulmazlık” iddiasında bulundukları da dikkat çekiyor mu acaba?

Oysa her şey bir yana bir yargıcı veya herhangi bir insanı dinlemek için olabilecek en makul ve haklı gerekçe bu davada fazlasıyla mevcuttur: Çocuklar öldürülmesin!

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: