Prof. Dr. Yasin AKTAY

Çivi çiviyi söker, budur bunun ilacı

İç politikadan dış politikaya artık baş döndürücü bir hızla ilerleyen açılım siyasetini yorumlamaya yetişilemiyor. Başta “Kürt açılımı” gibi çok mevzi bir tanımlama sınırında tutulan bir siyasetin adının kısa bir süre içinde “demokratik açılım” olarak tashih edilmesi bir çok kesimi tatmin etmedi. Onlar bir defa telaffuz edilmiş olan Kürt açılımının bütün muhtemel kötü çağrışımlarından ve kullanımından medet umdular.

Toplumun beklentilerinin ne yönde olduğuna bakılmaksızın sergilenen şiddetli muhalefete “çivi çiviyi söker” dercesine girişilen Ermeni açılımı, ardından Suriye sınırının coşkuyla açılması, yetmedi Irak”la imzalanan seri mutabakatlar açılım stratejisinin kendi ivmesini ve desteğini sadece muhalefetin insafına bırakamayacağı mesajını çok açık bir biçimde vermiş oldu. Öyle görünüyor ki açılımların birinin bitmesi beklendiğinde hem sonu gelmiyor hem de diğerlerine sıra gelmiyor. Oysa ara arkaya girişilen açılımlar öncekilerin ivmesini de artırıyor. Demek ki “buymuş bunun ilacı”.

CHP lideri Baykal”ın iç siyasetin en sığ denizlerinde kalarak önerdiği “kameralı fanteziler” alabildiğine çocuksu bir siyaset hamlesi olarak geçiştirilecektir. Demokratik açılım sürecinin artık Türkiye”nin iç dinamiklerini bile fazlasıyla aşmış olduğunun muhtemelen farkında değil. Farkında olsaydı, sergilediği muhalefet ile hedeflediği hatırı sayılır orandaki milliyetçi-ulusalcı belki de Kürt-karşıtı potansiyeli toparlayacak şovenist söyleme yaptığı yatırımın, kısa sürede sonuç verir gibi olsa bile, kısa süre içinde tam bir ölü yatırıma dönüşme ihtimalini de yok sayamazdı.

Belli ki hem CHP hem MHP bütün hesaplarını Kürt sorununun çözümüne girişen AK Parti”nin risklerini büyütme üzerine kurmuşlar. Türkiye”de artan milliyetçilik veya ulusalcılığa oynamanın yeterli bir politik kâr alanı bulunduğuna iknâ olmuş görünüyorlar, ancak morallerini bozacak gelişmelerin çok da uzak olmadığını haber vermek zorundayız.

Kandil”den ve Avrupa”dan gelip güvenlik güçlerine bugün teslim olması beklenen PKK”lı gruplarla birlikte başlayacak bir sürecin toplumda estirebileceği rüzgar sürecin üreteceği “politik kâr” beklentilerini tamamen boşa çıkaracaktır.

Hükümetin arka arkaya bir çok alanda gerçekleştirdiği açılımlar, Türkiye”nin güçlü bir bölgesel aktör olmasıyla ilgili, ama atılan adımlar onu daha da güçlü kılıyor, üstelik bu güç hiç kimseyi rahatsız da etmiyor. Aksine Türkiye”nin hem ABD hem Rusya, hem AB ve hem de bütün Orta Doğu ülkeleri için üstlenmiş olduğu enerji geçişi veya bölgesel istikrar unsuru konumu onu bu güçlü pozisyona bir bakıma mahkum da ediyor. Süreç Türkiye”nin kendi iç meselelerini daha demokratik yollarla çözmeye, demokrasisini daha yüksek bir standarda kavuşturmaya mecbur da bırakıyor. Tabii buradan birileri bizim güçlü olmamızı istiyor veya onaylıyor, güçlü olmamız birilerinin de işine geliyor diye güçlü olmaktan feragat etmemiz gerektiği sonucunu çıkarmak isteyenler çıkarmaya devam etsin.

Hükümetin programında ve felsefesinde başından beri bulunan bu tür açılımlar için bu kadar elverişli bir dünya ortamının bugün oluşmuş olması AK Parti hükümetinin talihi olarak okunabilir. Sezer”in Cumhurbaşkanlığı döneminde iç politikada hükümetin yaşadığı sorunlar ile Bush”un ABD başkanlığı döneminde özellikle Orta Doğu”da yaşanan sorunlar bir bakıma paralellik arz ediyor.

Cumhurbaşkanlığına Gül”ün gelmesinin Türkiye”de yarattığı rahatlama ortamına paralel bir rahatlama Türkiye için Obama”nın Amerika”nın başına gelmesiyle birlikte komşularıyla ve İsrail ile çalışma ortamında yaşanmış görünüyor.

Obama”lı ABD”nin AK Parti”nin Orta Doğu politikasını kendi çıkarları açısından öngörmüş olduğu anlaşılıyor. Bu bakımdan son zamanlarda İsrail ile yaşanan gerginlikler, Konya semalarında düzenlenmesi planlanmış tatbikatın İsrail yüzünden iptal edilmesinin ABD politikasıyla da tersleşmek anlamına gelmediği çok açıktır. Obama”lı ABD”nin bölge için hesaplarında saldırgan, Siyonist bir İsrail”in artık yeri olmadığının çok açık işaretidir bu. Obama seçildiğinde, daha birinci dakikadan itibaren, bunun Amerika”nın politikasında hiçbir değişikliğe yol açamayacağı kehanetinde bulunanlar için kanımca bakışlarını gözden geçirmeleri için iyi bir fırsat sunuyor bu durum, ama bu ayrı bir konu.

Demokratik açılım Türkiye”nin artık iç sorunu olmaktan çıkmıştır. Açılım, Türkiye”yi bölgesel hatta küresel bir aktör olmaya taşıyacak büyük bir yolculuğa yelken açmasıyla ilgilidir. Muhalefet liderlerinin de kendilerine bu çapta bir ülkenin muhalefeti olmanın gereklerine uygun roller arayarak bu büyük gelişmeye uyum sağlamalarının zamanı çoktan gelmiştir.

Belki işe, bugün teslim olması beklenen PKK”lıları böyle bir ülkenin muhalefeti olmanın gereklerine uygun bir olgunlukla karşılayarak başlayabilirler.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: