Prof. Dr. Yasin AKTAY

CHP’nin Suriye konferansı

CHP’nin İstanbul’da gerçekleştirdiği “Uluslararası Suriye Konferansı” ne yazık ki, şaşırtmadı. İktidarda kalabilmek adına kendi halkından bir milyon insanı gözünü kırpmadan en vahşi şekilde katletmiş, halkının evini başına geçirmiş, şehirlerini yakıp yıkmış, gerektiğinde kimyasal silah kullanmış ve böylece yaşanamaz hale getirdiği ülkesinden halkının yarısını kaçmak zorunda bırakmış bir diktatör Esad Şam’da bir toplantı düzenleyecek olsa kendisi açısından muhtemelen daha iyisini yapamazdı.


Peki bu toplantı dolayısıyla şaşırmayı ummuş muyduk? Ne yalan söyleyeyim, CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun baştan beri Suriye ve Suriyelilerle ilgili politikaları başka türlü bir sonuca ihtimal vermiyordu, ama yine de nihayet ilk defa Suriye konusunu bir konferans düzeyinde ele almaya karar verince hele bunu “bütün tarafların çağrılacağı bir toplantı” olarak duyurunca, insan şaşırmayı umuyor, istiyor.

Sadece Esat yanlılarının davet edildiği ve neredeyse Suriye’deki sorunların bütün sorumluluğunu Türkiye’ye yükleyen ve çözüm isteniyorsa Esad’la hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etmeyi öneren bir mesaja bağlanmış konferans. Ne İran’a ne Esad’ın kendisine ne ABD’ye, ne PKK’ya veya Suriye’de etnik temizliğin maşası olarak sistematik katliam ve tehcirlere imza atan PYD’ye hiç eleştiri yok. Varsa yoksa Türkiye’nin oradaki cihatçılara desteği var. Türkiye’nin oluşturacağı güvenli insani koridoru “başka ülke topraklarında konut yapmak” olarak, yani bir tür işgal olarak niteliyor. Yahu orada zaten şu anda işgalci olarak ABD ve PYD var, onlardan yana hiçbir rahatsızlığın yok da bir tek Türkiye’nin orada kendi ülkesine sığınmış Suriyelilerin geri dönebileceği güvenli bir yer oluşturmaya mı itirazın? Hangi ülkenin siyasi partisisin sen?

Cihatçı derken bile Türkiye’ye neticesi apaçık iftira olan Esatçı (tabi PKK’nın da paylaştığı) bir dil kullanılıyor. Malum Esat’a ve bütün diktatörlere bakılırsa ülkelerinde muhalif yoktur, haksızlığa uğradığı için itiraz eden kimse yoktur, varsa yoksa teröristler vardır.

Peki, öyleyse neden halkının 10 milyonu kaçmış durumda? Suriye halkının hepsi terörist mi? Bu tür ihtilaflarda temel ve tartışılmaz bir veridir: Mülteci beraberinde ülkesinin meşruiyetini de getirir. CHP biraz sosyal demokrasi, insan hakları, insanlık onuru falan hatırlamak isterse bunun üzerinde biraz düşünmeli önce. Türkiye’ye sığınmış her insanın mutlaka bir veya birkaç akrabası Esat rejimi tarafından katledilmiş durumda.

“Komşumuz Suriye’de çatışmaların sona erdirilerek, barış, huzur ve istikrarın tesis edilmesi ve Suriyeli sığınmacılar meselesinin uluslararası hukuk ve insan hakları ekseninde çözümü Türkiye için temel ve öncelikli bir hedef olmalıdır” gibi beylik bir cümle kurulmuş ama ardından Türkiye’nin politikalarına aynı gerekçelerle vermiş veriştirmiş.

Bu konuda belli ki Türkiye’nin ne yaptığından haberi bile yok. Soçi’de, Astana’da, Genevre’de Türkiye neyin peşinde? Birinci önceliği savaşı durdurmak ve Suriye’yi bütün Suriyelilerin güvenerek geri dönebileceği bir istikrara kavuşturmak değil mi?

Ah, bizimkisi de soru mu şimdi? Akdeniz’de Rusya var, Yunanistan var, İsrail var? ABD var neden bir tek Türkiye yok?” sorusunu bir de haykırarak dillendiren bir siyasi partinin liderine biraz fazla ağır gelmez mi bu soru?

Şöyle devam edelim o halde. Türkiye’de, AK Parti’ye verip veriştiren böyle bir konferansı yapmak kolay. Bu konferansın bir benzerini gerçekten de Esat’a muhalif yazar ve siyasetçilerle birlikte Şam’da yapmayı deneseniz? Arada da Esat’a kendi halkına nasıl davranması gerektiğine dair bir-iki tavsiyede bulunsanız bari.

Konferansın neticesi, Suriye’de istikrarın sağlanması adına Türkiye’nin Esad rejimiyle ilişkilerini normalleştirme tavsiyesine bağlanmış. Neyi sağlayacak bu normalleştirme? Esad’ı ne kadar kurtarır? Esad zulmünden kaçıp çevre ülkelere veya dünyanın öbür ucuna sığınmak zorunda kalmış Suriye halkını ne kadar kurtarır, onların ülkelerine dönüşleri için nasıl bir güvence sağlar?

Esad dünyanın güvencesini verse bile Suriyeliler bu saatten sonra nasıl güvenip tekrar Esad’ın insafından başka hiçbir güvencenin bırakılmadığı yurtlarına dönebilecekler? Mesele Türkiye’nin Esad’la arasını düzeltmesiyle çözülecekse hadi bunu biz de tavsiye edelim, ama gelin bu teklifi bir de Esad’ın hayvan şebihalarının işkencelerine mazur kalmış, evleri barkları yıkılmış, yakınları katledilmiş, tecavüze uğramış ve nihayetinde kaçmak zorunda kalmış olan sığınmacılara yapın isterseniz. Onlar Esad’ın sözüne veya sizin arabuluculuğunuza güvenip dönebilirler mi evlerine?

Her seçim döneminde onlara karşı kışkırttığınız nefretle, nihayet bir sosyal demokrat parti olarak Türkiye’de zihinlere kazıdığınız “yabancı düşmanlığı” acısıyla ne kadar ikna edebilirsiniz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: