Prof. Dr. Yasin AKTAY

CHP”nin önündeki tarihi fırsat

12 Haziran seçimlerinin karşımıza çıkardığı en net sonucun AK Parti”nin galibiyeti olduğu bir gerçek. Birilerinin bu gerçeği bile bir tartışma konusu yapabiliyor olmasını “insan tabiatı” diye geçiştirebiliriz. Gerçekten hümanizmin çizmeye çalıştığı bütün insan idealizmine karşılık insan tabiatının bir de böylesi bir yanı vardır. Mucizeler karşısında bile binbir açıklama veya bahaneyle gördüğünü başka türlü yorumlama, görme veya gösterme potansiyeline sahiptir insan tabiatı. Buna takılmayalım.

AK Parti”nin Erdoğan”ın karizmatik şahsiyetiyle bütünleşen bir yanı var, bu da doğru, ancak bu şahsiyeti doğuran son derece güçlü ve derin bir sosyolojik zeminin var olduğunu da gözardı etmek doğru olmaz. Bu, daha şimdiden son seçim dönemi olduğunu ilan etmiş olan Erdoğan sonrası için AK Parti”nin durumunu incelerken daha sık yoklamak durumunda kalacağımız bir gerçek.

Bu sosyoloik zeminde dindar, -siyasette değilse bile yaşam tarzında- muhafazakar, son 60 ylıdır yaşanmakta olan toplumsal alt-üst oluşlar ve hareketliliklerde yükselmekte olan geniş sınıfsal kitleler var. Merkeze karşı çevrede, üst sınıflara karşı alt sınıflarda konumlanan bu kitleler yaşanmakta olan toplumsal değişimde merkeze yürüyüşlerinde karşılaştıkları direnç karşısında kendi merkezlerini oluşturdu. Bir yandan mevcut merkezin sınırların zorlarken, bir yandan da bu merkezin kapılarını açmasını beklemeksizin kendi alternatif merkezlerini oluşturup oradan kendi sınıfsal çeşitliliğini de yarattılar. O yüzden artık basitçe alt sınfılar veypa çevre güçleri diyemeyeceğimiz kadar kendi bütünselliklerine sahip yeni bir sosyolojik kitleyi yarattılar.

Bu durum klasik sağ-sol-merkez veya alt-üst sınıf kategorileriyle açıklanamayacak bir karmaşıklığa ulaştı. Haklarında yapılan ve klasik kategorilere sıkışıp kalmış analizlerin, durumu ıskalamasının sebebi de bu. AK Partinin sosyolojik zemini görülenden çok daha derinlerde yatıyor ve o yüzden şimdiye kadarki bütün siyasi ezberleri bozan sürprizlerle ortaya çıkıyor.

Bu gelişmenin AK Parti ile ilgili kısmı için şimdilik bunu söylemekle yetinelim.

CHP”ninse, seçimlerden başarıyla mı başarısız mı çıktığının hesabını yapmak doğal olarak o kadar kolay olmuyor. Çünkü görünürde oylarını bir önceki genel seçimlere nazaran yüyzde 5 (yerel seçimlerle karşılaştırılırsa yüzde 2,6) kadar artırmış. Fazlalıksa fazlalık var, bunu nasıl başarısızlız sayacağız?

Seçimlerden hemen sonra alelacele harekete geçen parti içi muhalefet (tabii ki Baykal ve ekibi başta olmak üzere) kendilerinin partiyi yüzde 28”lerde bıraktığını söyleyerek parti yönetimini istifaya çağırdılar. Oysa hem baz alınan rakım (28) sadece anketlere dayanıyor, bir seçim sonucu yok ortada, hem de CHP aslında seksenlerden beri (Baykal ödnemi de dahil olmak üzere) bu rakamı daha önce hiç görmemiş. Dolayısıyla aslında bir bakıma Kılıçdaroğlu”nu başarısız saymak kelimenin tam anlamıyla haksızlık sayılır.

Kılıçdaroğlu”nun bir talihsizliği, doğrusu, karşısında tam da kendisinin ve ekibinin bir türlü fark edemediği, anlayamadığı bu farklı sosyolojik arkaplanıyla duran Erdoğan ve AK Parti”nin bulunması. Bunu anlayamaması tabii ki bir eksiklik ve başarısızlık, ama bu onu seleflerinden daha kötü kılmıyor. Eski CHP”nin laiklik söylemleriyle aldığı ve alabileceği oyun en üst sınırı 2007”de ortaya çıktı: yüzde 20. Ondan vazgezçmesi sanılanın aksine CHP tabanında bir daralmaya yol açmadı, aksine oylarını daha da artırabildiğini gösterdi.

Diğer yandan AK Parti”nin kendini yenileyememiş bir CHP”ye karşı, demokrat ve icraatçı yanıyla yenilmesi zaten mümkün değil, çünkü toplum asla orda değil. Kendini yenilemiş bir CHP”nin ise AK Parti”nin çok az boşluk bırakabildiği konularda kendine bir alan açması da o kadar kolay değildi. Açıkçası Kılıçdaroğlu”nun karşısında kendini göstereceği bütün alanlarda yaptıklarıyla kendini kanıtlamış çok güçlü bir iktidar var. Propagandasını iktidarın yaptıklarını küçümsenmesi veya inkarı üzerine kurduğu zaman halk nezdinde inandırıcılığını yitirmekten başka bir sonuç elde edemiyor.

Elinde kala kala demokratikleşme alanı kalıyor ki, aslında kim ne derse desin o alandaki söylemleri karşılığını fazlasıyla buldu. Ancak onda da inandırıcılık sorunu yine başgösterdi, çünkü sıcağı sıcağına fiilen yapmış olduklarını inkar anlamına gelen söyledikleri, halkta daha büyük bir desteğe dönüşecek bir itimat telkin etmeye yetmedi.

Unutmamak gerekir ki, CHP”nin demokrasi tarihinde yüzde 40 bandını aşıp iktidar olabildiği veya iktidara alternatif olabildiği tek dönem yetmişli yıllardır ki, bunda Ecevit”in 1971 muhtırasına karşı sergilediği, parti içinden başlayıp parti siyasetine dönüşen söylemi temel belirleyici etken olmuştur. CHP”nin iktidar için siyaset alanını daha yeni keşfetmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdiye kadar iktidar için siyaset dışı kaynaklardan alınmaya alışılmış yardımlar kesilmiş bulunuyor. CHP”nin halktan başka güvenebileceği kimse kalmamıştır ve ilk denemesinde bence azımsanmayacak bir sonuç almıştır. Bu sonucun devamına ve tamamına ermesi için önüne çıkacak fırsatları kaçırmaması gerekiyor. Yeni anayasa çalışmaları bu ilk fırsatı veriyor. Bu çalışmalarda AK Parti”den daha demokrat olduğunu kanıtlama fırsatı bile sunuyor. Bu fırsatı değerlendirip değerlendirmemek Kılıçdaroğlu”nun elinde. Değerlendirme yolunu seçerse AK Parti”ye gerçekten alternatif olabilir, seçmezse, daha şimdiden o seçimlerin sonucunu da söyleyebiliriz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: