Prof. Dr. Yasin AKTAY

CHP”nin hukuk avından arta kalana göz dikmek

Cumhurbaşkanlığı seçimi sathında, hükümet kanadı 367”nin toplantı değil karar yeter sayısını ifade ettiğini Anayasanın ilgili hükümlerine göre ısrarla savundu ve Meclis Başkanı daha önce açıkça ilan ettiği gibi 184”ü bulduğu anda seçimi başlattı. Anayasa”ya uygunluk konusunda hiçbir kuşkusu bulunmayan bir tavırdı bu. Doğrusu Türkiye”nin kendini özellikle AKP karşıtı olarak konumlandırmamış olan bütün Anayasa hukukçuları 367”nin toplantı yeterliği için şart olmadığını ısrarla savundu.

Buna rağmen hükümet tavırlarıyla CHP”nin Anayasa mahkemesine sergilediği güvenden daha fazlasını hükümetin sergilemiş olduğu görüldü. Daha doğrusu, Anayasa”nın ilgili metinlerinin bütün apaçıklığına rağmen, hükümet kanadı Anayasa mahkemesinin kendi lehine bir sonuç vermeyeceği ihtimalini çok yüksek gördü. Çünkü Anayasa mahkemesinin karar verme tarzı konusunda şu ana kadar sergilemiş olduğu eğilimler, memleketin en yüksek adalet kurumunun kararlarını adalet terazisiyle değil siyasi hesaplara göre verebileceğine dair bir endişe beslemiş. Bu endişe çok da yersiz değil. Mahkeme üyelerinin büyük çoğunluğu hükümete aleni muhalefet etmekten hiçbir şekilde çekinmeyen Cumhurbaşkanının seçtiği kişilerden oluşuyor. Hükümet Anayasa mahkemesine en az CHP kadar güveniyor yani.

Belki daha iyimser bir ihtimal, hükümetin düşük de görse böyle bir ihtimalin bir süre itibar görerek, iktidarında yer aldığı ülkeyi bir gerilim ortamına sürüklememesini umuyor. Her halükarda hükümet muhalefetin tezini sanki muhalefetten daha fazla destekleyecek şekilde 367 şartını varsayan bir yaklaşımla mecliste 367 sandalyeyi tamamlamaya çalıştı. Genel kurula giren birkaç CHP”li de hemen meclis zabıtlarına kaydedildi ki, bu da “yeter sayı” kavramı telaffuz edilerek yapıldı.

Oysa 367 sayısını tamamlamak için hem Erdoğan”ın hem de Gül”ün kapısını çaldığı Ağar ve Mumcu da 367 sayısının toplantı için şart olmadığını ısrarla vurguladılar, buna karşılık tam bir “Cin” fikirlilikle Genel Kurul”a girmemeyi tercih ettiler. Bu da onların Anayasa metninin açıklığı dolayısıyla aksini savunamadıkları halde Anayasa Mahkemesi”nden tam da CHP”nin istediği sonucun çıkacağı beklentisiyle başvurdukları bir kurnazlık olarak geçti kayıtlara. Yoksa böyle bir tartışma kopmuşsa kendi tavrınızı temayüz ettirmenizin yolu bu tartışmayı bitirecek şekilde Genel Kurul”a katılarak “ret” oyu vermekti. Ağar ve Mumcu bunu yapmak yerine CHP”nin aşırı yorumlarla durumu zorlayarak ve ilişkilere güvenerek giriştiği hukuk avından, düşük de olsa bir ihtimal CHP”nin elde edeceği kazançtan arta kalana göz dikmiştir. Bu durum basitçe CHP”nin peşine takılıp kalmak olarak bile yeterince ifade edilemez.

Herkes siyasetin çok ince hesap ve manevralarla ve de rasyonel değerlendirmelerle yapıldığını düşünür ya. Bu doğrudur. Ama bu, herkesin çok akıllıca davrandığı anlamına gelmiyor. Örneğin Mehmet Ağar biraz kendi çıkarını hesaplıyor olsaydı, siyasetteki son atraksiyonlarının bir şekilde yankı bulabilmesinin en önemli sebebinin hükümete karşı görece daha makul olan tavrı olduğunu görürdü. Türkiye”de bugünkü muhalefetin dilinin ince bir sihri vardır. Ağar arkasında Susurluk bagajı olan bir isimdir ve siyasette tutunma şansı yoktur.

Buna rağmen yakın zamanda onun biraz şanslı görünmesini hatta AKP”lileri biraz endişelendirecek kadar parlamasını sağlamış bir görüntüsü vardır. O görüntü R. Tayip Erdoğan”ın ağabeyinin cenazesinde Erdoğan”la birlikte tabutu taşıyan görüntüsüydü. Bugün Erdoğan”ın siyaset sahnesinde ulaşmış olduğu sihirli etki öyle bir boyut kazanmıştır ki, muhalefette başarılı olmak için bile onunla olumlu bir yaklaşım içinde olmak gerekiyor. Mehmet Ağar Susurluk bagajı dolayısıyla, hatta 28 Şubat sürecinde darbecilerle beraber demokrasiye karşı saf tutmuş olan geçmişi dolayısıyla “siyasete şartlı tahliye edilmiş bir partinin” lideri gibidir. Bugün sergilediği tutumla tekrar demokrasinin normal ve haklı güçlerine değil demokrasi dışı güçlere yol açan sürece, üstelik tavrını açıkça ifade etmekten de kaçınarak, katkıda bulunmuştur.

Erkan Mumcu içinse bir değerlendirme bile gerekmiyor. O hukuk katliamına verdiği destekle partisinin sabık liderinin yanındaki yerini almıştır bile. Doğrusu o kadar ayak sürüdükten sonra bu sürece vereceği destekten ben şahsen bir bereket de ummuyordum.

Sadece şu soru onun son atraksiyonları dolayısıyla bir kenarda asılı durmalıdır: seçimlere katılmak için ileri sürdüğü ve adına demokratikleşme dediği şartlar, acaba Cumhurbaşkanlığı makamında kimin bulunduğu takdirde gerçekleşebilecek şartlar olduğunu düşünüyor? Mumcu gerçekten bunu mu istiyor?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: