Prof. Dr. Yasin AKTAY

CHP”nin 18 Brumaire arayışı

Sosyalizmin tarihinde liderliğe atfedilen role dair çok güçlü bir eleştiri geleneği vardır. Karl Marx”ın meşhur Louis Bonapart”ın 18 Brumaire”i, tarihsel ve sosyolojik koşullar oluşmadan sadece bir liderin (genellikle alavere dalavere veya darbe yoluyla) iş başına gelmesiyle, onun kotardığı veya kotarabileceği bazı radikal-görünür değişimlere, sosyalizan gibi görünen hareketliliklere fazla umut bağlanamayacağı hususunda doktriner bir uyarı niteliğini taşıyordu. Burjuva liberalizmlerinin veya Bonapart”ın liderlik kabiliyetleriyle öncülüğünü yaptığı veya sekteye uğrattığı bazı değişimlerden sosyalizm adına fazla umutlanmamak, onları daha doğru yorumlamak üzere Marx”ın bu uyarısı şu veciz ifadelerle devam eder:

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullarda değil, kendilerine verilmiş olan ve geçmişten kalan koşullar altında… Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker. Onlar, kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle, tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunalım çağlarında korku ile geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar, tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer eğreti kılıkla ve başkasından alınma ağızla ortaya çıkmak üzere, onların adlarını, sloganlarını, kılıklarını alırlar.”

Sol kendi toplumunun ve tarihinin doğru dürüst analizini yapmaktan uzaklaştığında, kendi başarısızlıklarını tabii ki olmadık yerlerde, olmadık nedenlerde arayıp durmuştur. Türk solu ise bilhassa Kemalizmle tarihsel dansında bir tür 18 Brumaire beklentisinden hiç kurtulamamıştır. Mustafa Kemal”in şahsından Türkiye”nin bütün kaderini değiştirecek bir rol beklentisi Türk solunu Sosyalist doktrin açısından bile ciddi bir illete duçar kılmıştır. Mustafa Kemal Türkiye”nin kaderinde nasıl bir role sahip olmuşsa olmuştur, bu role bir de sosyalist bir gelecek beklentisini yüklemek Türk solunun kurucu itikadını oluşturmuştur.

Bugün Kılıçdaroğlu”nun liderliğine atfedilen role bakıldığında CHP”nin şahsında Türk solunun liderlik unsuruna zannedildiğinden çok daha fazla beklenti yüklendiğini gösteriyor. Kemalizmle olan ilişkisi dolayısıyla bu zaten hep böyleydi denilebilir tabii ki, ama bu atıf biraz da siyasi rakiplerinin bu konudaki başarılarına bir öykünmeden de ileri geliyor gibi.

Daha açıkçası AK Parti”nin siyasetteki bütün başarısını Tayyip Erdoğan”ın kişisel karizmasına borçlu olduğu yönündeki bir varsayıma fena halde ikna olmuş bir tabaka var CHP”de.

Oysa AK Parti”de Tayyip Erdoğan”ın şahsının mutlaka çok önemli bir bağlayıcı ve sürükleyici rolü var olsa da AK Parti”nin altında çok güçlü ve köklü bir sosyolojik zemin de vardır. Türk solunun ihmal ettiği Marx”a kulak verecek olursak, bu zemini var edenin Erdoğan değil, aksine Erdoğan”ın karizmatik liderliğini mümkün ve anlamlı kılanın bu zeminin kendisi olduğunu söylemek durumunda kalırız.

Türkiye”nin tarihsel koşulları bugün muhafazakârlık, değişim, ekonomik ve sosyal açılım, insan hakları ve demokratikleşmeyi aynı anda talep ederken bu taleplerin hepsine birden başarılı bir biçimde cevap veren özelliğiyle Erdoğan kişiliğinin tarihsel bir buluşmasından bahsedebiliriz.

CHP”nin ihtiyaç duyduğu karizma, onu gerçekten iktidara alternatif hale getirecek bir karizma ise bu, zamanın ruhundan uzak kalamaz. Bugün zamanın ruhu daha fazla demokratikleşme, özgürlükler ve insan haklarının geliştirilmesi istikametinde seyrediyor. Bu ruha karşı üretilecek bir siyaset dünyanın en karizmatik liderini bile kısa süre içinde tüketir, karizmasını yerle bir eder. Kaldı ki karizmanın bir kısmı doğuştan Allah vergisi özelliklere dayanıyorsa da azımsanmayacak bir kısmı da başarıya dayanır. Mustafa Kemal”in bile karizmasında kendi kişisel özelliklerinden ziyade başarısına yüklenebilecek miktar çok daha fazladır.

Kılıçdaroğlu ile birlikte yeniden oluşan Parti Meclisi”ne giren isimlerden ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sencer Ayata, güçlü sosyolojik nosyonuyla sadece CHP içinde değil Türkiye”nin genel siyasi yapısında, liderliğin gerektirdiği karizma ile toplumsal süreçler arasındaki ilişkiyi en iyi takdir edebilecek isimlerdendir. CHP”nin bundan sonraki süreçlerde Türk siyasetine hem katkı yapan hem de küçülmekten kurtulup daha fazla büyümesini temin edecek koşulları çok iyi görüp okuyacak birikime sahip olduğunu düşünüyorum. Son günlerde orta sınıf hakkındaki analizleri ciddi bir eleştiriyi hak ediyorsa da, Ayata”nın siyasete girmesini hem CHP için hem de Türk siyaseti için önemli bir şans olarak görüyorum. Yine de siyaset ile akademi dünyası arasındaki o anlaşılması ve kavranması güç denge içinde rolünü nasıl oynayacağı hususunda kendisinin de önünde çetrefil bir test alanının bulunduğunu kaydetmeden geçemeyeceğim. Hele sözkonusu olan CHP”nin zor siyaset denklemleri olunca…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: