Prof. Dr. Yasin AKTAY

Chomski’yi de Zizek’i de baştan çıkaran propaganda

HDP Güneydoğu’da PKK’nın yürüttüğü hendek terörünü bir direniş hareketi olarak benimsemekle kalmayıp bunun tanıtım ve propaganda söylemini de üstlenmiş görünüyor. Kürtlerle PKK ve HDP’nin arasını giderek daha fazla açan bu kadar akla ziyan bir eylem biçimini bu kadar şiddetle savunmanın mantığını çözebilmek gerçekten çok zor. TBMM’de istediğini söyleyebilme, istediği siyaseti, demokrasi zemininde takip edebilme imkanı yakalayabilmiş bir siyasi hareket hendek terörü gibi bir eylem biçiminin siyasal sözcülüğünden neden medet umar?

Hendek terörünün devam ettiği her gün bizzat HDP’ye oy vermiş kesimlerden PKK’ya ve HDP’li siyasetçilere nefret artmakta, lanet okuyanların sesleri daha da duyulmakta. Buna rağmen HDP’liler siyasi misyonlarını tamamen bir hendeğe gömmüş gibi davranmaktalar.

Açıklaması bu kadar zor bir tutumun PKK veya HDP’nin Kürtlerle ilişkisi düzeyinde açıklanması zor olsa da, kabul etmek gerekir ki, bu siyaset tarzı muhatap olarak Kürtleri değil başka kesimleri alıyor. Yani Kürt halkının hayatı mahvedilmek pahasına kazılan hendeklerin lansmanı batılı dünyaya ve içimizdeki oryantalistlere yapılıyor ve burada bir özgürlük mücadelesi verildiği izlenimi verilmeye çalışılıyor.

Bu terörün Kürtlerin hayatında neye mal olacağı kimin umurunda. HDPKK’nın Kürtlerle ilişkisi zaten çok açık değil mi? Onlar evlerinin önüne kazdıkları hendekler yüzünden evlerinden kaçanlara “biz sizin için buradayız, sizi kurtarmak izin yapıyoruz, nereye kaçıyorsunuz?” dediler de kimi inandırabildiler. Kürt halkı açıkça, “bizim böyle bir kurtuluşu istediğimizi de nereden çıkardınız?” diyerek bu terörü reddetti, ama özyönetim peşindeki militanları, bu ret hiç bir şekilde durdurmaya yetmedi.

Nasılsa bu vahşi görüntüyü altına istenilen yazıyı yazarak satın almaya, bu görüntüyü olduğundan faklı olarak, istenilen şekilde görmeye hazır bir gönüllü aptallar kitlesi var.

Akademisyenler bildirisine imza atanlar evlerinin önünde hendek kazılan insanların nasıl bir perişanlığa gark olduğuyla ilgilenemeyecek kadar yüksek siyasetle ilgililer nasılsa. Kendi evlerinin önüne bir kanalizasyon veya telekomünikasyon çalışması için bile bir çukur kazılmasına tahammül edemeyecek insanların Doğu’da kazılan hendeklere yaptıkları ağır makyajlı güzellemelerin de alıcıları çıkıyor. Çarpıtarak katlettikleri hakikatleri, maktul halleriyle elin Noam Chomsky’sine de Slavoc Zizek’ine de yedirdiler.

Bunlar gibi bir sürü akademisyeni, felsefeciyi adeta baştan çıkardılar. Aslında bir bakıma da iyi ettiler. Bu gibi zevatın şimdiye kadar ürettikleri bilginin içinin ne kadar boş olduğunu, gerçeklikle bağlarının ne kadar kopuk olduğunu, içlerindeki bastırılmış duyguların ne kadar da söylediklerinden uzak olduğunu görmemizi sağladılar. Zizek’in veya Chomsky’nin tavırları Kürtlere olan aşkından değil elbet, Müslümanlara ve bilhassa Türkiye’ye olan bastırılmış nefretlerinden. Kürtleri Müslümanlardan farklı görüyorlar belli ki, çünkü onlara yansıtılan, PKK ve HDP’nin yetiştirip lanse ettiği tipolojide Kürtleri laik, dinden, diyanetten uzak insanlar olarak görüyorlar. Bu tipolojide ellerine silah tutuşturulmuş ve babaları yaşındaki insanlar, kadınlara, çocuklara gözünü kırpmadan kurşun sıkan 13 yaşındaki çocuklar bile pek sempatik görünebiliyor.

Bilmiyorlar mı ki, o Kürtlerin özünde Selahaddini Eyyubi vardır ve bugünün Kürtleri de yeni Selahaddinler üretmekten hiç de uzak değiller. Ama onlar Selahaddin’in varisi olarak belli ki, Recep Tayyip Erdoğan’ı görüyorlar ki, 7 Haziran’da kendi medyaları “bin yılın Selahaddin’i durduruldu!” manşetini bir sevinç narası gibi atmaktan kendilerini alamadılar.

Bu şehvetli alıcıların zaafını tespit etmiş bizimkiler, verdikçe veriyorlar yalanı, propagandayı.

Elinde silah, masum insanların ölümüne yol açan bombaları patlatırken bile barış diyebiliyor. En vahşi haliyle saldırırken bile mazlum insanın ah seslerinin taklidini yapabiliyor.

Baksanıza son günlerde HDP’li vekilleri açlık grevine kadar götüren olaylara. Adamlar en ağır silahlarıyla aylarca savaşabilecek kadar şehrin orta yerine, şehrin sakinlerini kendilerine kalkan yaparak yığınak yapmış, savaş düzenine geçmiş, ötesine de geçmiş savaşıyor. Şehri bütün sakinleriyle birlikte bir ateşin ortasına sürüklüyor, ama güvenlik güçlerinin kendilerine müdahalesini bir insan hakları katliamı gibi pazarlayabiliyorlar. Savaşırken yaralanmış ve bir bodruma kıstırılmış silahlı unsurlara devlet yardım etmiyor, ambulans göndermiyor diye ağlaşıyorlar.

Giden ambulans, zaten kendi kazdıkları çukurlardan dolayı gidemiyor, bir yol bulup ulaşabilene de ateş ediyorlar. Buna rağmen olayı bir sivil katliamı gibi sunma pişkinliğini sergileyebiliyorlar.

Bu pişkinlik aslında insan kalitesinin dibe vurduğu yer. İnsan sözünün hiç bir değerinin kalmadığı, haberin veya insani duruşun tamamen anlamsızlaştırıldığı bir alçalma hali. Bu saatten sonra kime ne söylenir, kime ne anlatılır diye sözden yana bütün umudunuzun tükendiği, insandan yana saygınızın bittiği yer.

Bu pişkinlikle bir nebze gerçeklik duyusu olan hiç kimseyi kandıramazlar elbet, ama ne yazık ki dünya hakikat duygusuna tutkuyla bağlı olan insanlardan ibaret değil.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: