Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bunu Kılıçdaroğlu da düşünsün tabi

Türkiye’nin genel olarak Suriye konusunda, özel olarak da İdlib’de son zamanlarda ortaya koyduğu siyaset Suriye ve İdlib’de aktif bütün taraflarla karşılaştırıldığında emsali olmayan bir siyaset. Herkesin sadece paylaşım kavgasında olduğu Suriye’de, iyice vahşileşen ve hiçbir kural tanımayan bu paylaşım kavgasından doğan insani sorunlarla yüzleşmeye hiçbir taraf yanaşmazken, bu konuda bir tek Türkiye, önceliğini insani boyuta vermiş durumda.

Daha önce de yazdık, halihazırda Türkiye sadece ülkemize sığınmış 4 milyon Suriyeliye değil, İdlib ve operasyon bölgelerindeki 6 milyonla birlikte en az 10 milyon Suriyelinin en temel insani sorumluluğunu da fiilen üstlenmiş durumda.

Türkiye’nin İdlib’e olan ilgisi zaten toplamı mülteci olan bir bölgenin işgali olamaz zaten. Orada Türkiye’nin kontrol sağlamaktan maddi anlamda ne çıkarı olabilir ki? Ama Türkiye devreye girmeyince orada bir etnik soykırımı adım adım uygulamakta olan rejim ve hamilerini durduracak bir engel de kalmamış oluyor.Türkiye’nin İdlib’e olan birincil ilgisi bir soykırımı engellemekten başka bir şey değil.

Bunu uluslararası ilişkilerin matematiği içinde çok da karlı, mantıklı ve rasyonel bulmayıp Türkiye’nin tavrını fazla romantik bulanlar olabiliyor. Varsın öyle baksın, öyle bulsunlar. Gözümüzün önünde uygulanan bir soykırıma sessiz kalmanın insani maliyetinin muhasebesi ayrıca tutuluyor. Bu soykırımı irtikap edenler de buna çanak tutanlar da buna sessiz kalanlar da buradan doğacak lanetten paylarını aldığında hiçbir muhasebenin hiçbir kar etmediğini herkes görecektir.

Türkiye’nin İdlib ve Suriye siyasetini rasyonel olmamakla suçlamak bir yana, bir de olaya tamamen Esad şebbihası gibi bakanların tavırları ve söylemleri ise Türkiye siyaseti içinde insanlık adına bir kara leke olarak kaydoluyor. Kılıçdaroğlu’nun şimdiye kadar Suriye konusunda dillendirdiği itirazların Türkiye’nin İdlib’e müdahalesinden sonra Esad adına imdat çığlıkları gibi yankılanan ifadeleri 9 yıldır uygulanmakta olan bu sistematik soykırım hadisesinde açıkça Esad’ın yanında saf tutmuş olduğunu gösteriyor.

Sadece son İdlib olaylarında bile sınırımıza bir buçuk milyon mülteci yığan Esad’a dair tek bir eleştirel cümle kurmadı şimdiye kadar. Esad’ı eleştirmek ne kelime, Esad’ın canice yaptığı katliamlardan kaçan çoluk çocuk bütün İdliblileri terörist olmakla bile suçladı ve Türkiye’nin bu insani felakete karşı sergilediği insani yaklaşımı, adeta Esad’ın resmi sözcüsü gibi teröre destek olarak nitelemekten kaçınmadı.

Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin liderinin Ortadoğu’nun Hitlerine verdiği bu desteği iyice alenileştirerek, en pişkin ve agresif ifadelerle demokratik Türkiye’nin kürsülerinden bu kadar kolay dillendirebilmesi basitçe demokrasinin paradoksu olarak geçiştirilebilir mi? Esad’ın milyonlarca insana uyguladığı etnik, mezhebi soykırıma destek veren bir muhalefet partisinin gönlünde acaba nasıl bir Türkiye hayali yatıyor?Allah muhafaza Türkiye’de eline bi fırsat geçtiğinde uygulayacağı iktidar modeli bu olmayacak mıdır? Şaka değil, vehim de değil, bu Türkiye için gerçekten ciddi bir güvenlik tehdidi haline gelmiş bir konudur, üstelik demokrasinin bağrında fırsat bulan gerçek bir tehlike. Allah muhafaza.

Genel başkanı böyle olan partinin başka bir provokatör vekilinin Mecliste Cumhurbaşkanımız aleyhine sarf ettiği hezeyanlar doğal olarak büyük infiale yol açtı. Provokatör hak ettiği cevabı aldı ama bu da zaten sinsi planlarının bir parçasıydı. Mecliste infial görüntülerinin dış medyaya yansımasından Türkiye’de düşünce özgürlüğüne karşı nasıl bir hoşgörü yoksunluğu olduğuna dair bir mesaj verilecekti. Yiyen yedi tabi bu mesajı. Böyle bir mesajı, dünya siyasetine oynayan ve bu mecrada mükemmel işler çıkaran Türkiye’nin düşmanlarının hemen satın alacakları belliydi.

Nitekim Türkiye’ye karşı tavırları belli Arap medyası günlerce bu görüntüleri Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğünün örneği olarak verdi. Sadece bu durum bile nasıl bir trajikomedinin içinde olduğumuzu ve kimin yalanının kimin gönlünde olduğunu olduğunu yeterince gösteriyor.

Bu görüntüleri Türkiye’de demokrasinin ve ifade özgürlüğünün eksikliğine yoran medya Mısır medyası, yani siyasi gösteri esnasında üç bin insanını gözünü kırpmadan öldüren, muhaliflerin güpegündüz evlerinde yargısız infaz edildiği, diktatöre karşı bırakınız herhangi bir eleştiride bulunmayı, seçimlerde aday olma ihtimali olan herkesin hemen tutuklandığı, zindanlarında yüz binin üstünde muhalifin tutuklu olduğu, on binlercesinin yurtdışına kaçmak zorunda kaldığı ülkenin medyası.

Bu görüntüleri Türkiye’de demokrasinin ve ifade özgürlüğünün eksikliğine yoran medya Suudi Arabistan medyası, yani yüzlerce aydın ve ulemanın sadece sözlerinden dolayı değil, suskunluklarından dolayı bile hapiste yattığı, gazetecilerin konsolosluklarda öldürülüp testereyle kesildikleri, insanların ima yoluyla bile veliaht prensi eleştiremedikleri ülkenin medyası.

Bir de Birleşik Arap Emirliklerinin medyası, yani İslam dünyasında nerede fitne fücur varsa altında parmağı olan, ülke içinde hiçbir muhalif söze tahammül etmeyen, muhaliflerin ya mezarda ya hapiste ya da sürgünde olduğu ülkenin medyası.

Ha bir de Suriye ve İran medyası. Onlara hiç girmeyelim bile.

CHP bu ülkelerin medyasına Türkiye’de demokrasinin olmadığına dair şahitlik yapıyor ya, kendine kimi şahit tutuyor olduğunu, gönlünde nasıl bir diktatörlük beslediğini de yeterince göstermiş oluyor. Allah muhafaza etsin, fırsat vermesin.

Türkiye’de canlı bir meclis var ki, böyle tartışma hatta kavga görüntüleri çıkabiliyor. Kılıçdaroğlu’nun gönlündeki bu ülkelerin hangi birinde bu görüntüleri mümkün kılacak bir meclis var acaba?

Bunu sadece bu ülkelerin medyası düşünmesin, Kılıçdaroğlu da düşünsün tabi?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: