Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Bugün artık 2008″in dünyasında değiliz”

Başbakan Erdoğan”ın İsrail”in Gazze”ye saldırısının gölgesinde Kahire”ye yaptığı ziyaret, çok önceden planlanmış olsa da İsrail ve dostlarına karşı en anlamlı cevabı oluşturdu. Bölgenin huzuruna, barış ve istikrarına bir hançer gibi saplanmış olan İsrail”in bütün şımarık ve saldırgan uygulamalarının dünya sistemi tarafından her şeye rağmen tolere edilmesi uluslararası hukuk denilen şeyin koskoca bir yalandan ibaret olduğunu gösteriyor.

Esasen İsrail, bizatihi varlığıyla, modern dünyada insan hakları, etik, demokrasi ve hukuk adına ortaya konulan bütün iddiaları tek başına yalancı çıkarmaya yeterli bir olaydır. İsrail varsa uluslararası hukuk ve meşruiyet iddiaları koskoca bir yalandır. İsrail varsa, insan haklarına gösterilen ihtimamın hiç bir inandırcılığı yoktur. Hatta İsrail varsa, laiklik iddiası da tuhaf bir iddiadır. Baksanıza, bütün referanslarını Yahudi Şeriatına dayandıran bir terörist devletin ne varlığını ne de bu uygulamalarını hiç kimse laiklik adına, dinsel fanatizm adına eleştirmeyi akıl bile etmiyor. Oysa her gün Müslümanların siyasetle veya savaşla ilişkilerini sorgulayan, bunu anormalmiş gibi göstermeye çalışan, çağdaş değerlerden uzaklık olarak yaftalayan tonlarca edebiyat döktürülüyor. Müslümanlara yağdırdığı ve kundaktaki bebeği hunharca katleden saldırısını bile pervasızca Tevrat”tan bir terimle isimlendiren İsrail”in din, şiddet ve terörizm üzerine mevzulardan uzak kalabilmesi başlıbaşına üzerinde durmaya değer. İsrail”in bu haliyle varlığı, tek başına, yaşamakta olduğumuz dünya düzeninin ikiyüzlülüğünü, sahtekarlığını göstermeye yeter de artar bile.

İsrail”in bütün dünyada iletişim ortamlarını ve kamuoyunu yönlendirme konusunda sahip olduğu olağanüstü güç ortada. Bu gücüyle Gazze”ye yağdırdığı tonlarca füze ile hayatını kaybeden, çoğu çocuk, onlarca kişinin, yaralanan yüzlercesinin batı medyasında en ufak bir haber olarak bile yer almamasını sağlayabiliyor. Dahası kendi ölümcül saldırganlığını bile Gazze”den gelen bir kaç rokete karşı savunma hakkına bağlayabiliyor. Bu tezgahta adaletten eser yok.

İsrail”in bu azgınlığına karşı dünya sessiz kalmaya devam ediyor. ABD”de seçimlerden İsrail”e karşı pek iyi düşünceleri olmayan Obama galip çıktı ama kendi partisinin, yani Demokrat Parti”nin listesinden senatör ve kongre üyesi olarak seçime girenlerin en az yüzde yetmişi daha seçimlere girerken Orta Doğu”da İsrail”in çıkarlarına aykırı bir siyaset gütmeyeceklerine dair Yahudi lobilerinin gönderdiği bildiriye imza atmış bulunuyordu bile. Amerikan demokrasisi böyle bir şey ve emin olun bugün ne kadar güçlü görünürse görünsün, onu da çöküşe götürecek en önemli zaaf noktasıdır bu.

Nitekim Ortadoğu”da politikaları İsrail”in güdümündeki bir ABD her geçen gün itibar kaybediyor. 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde Bush Müslüman halkların “neden kendilerinden (ABD”den) nefret ediyor olduklarını” saf saf, veya saf görünmeye çalışarak, sormuştu. Bütün istihbarat çalışmalarına rağmen bu çok basit sorunun çok açık cevabına yeterince ulaşmış olduklarını sanmıyoruz. Büyük devletlerin büyüklüğü bazen çok basit gerçeklerle sınanabiliyor ve bu gerçekler karşısındaki şaşırtıcı körlükleri göze çarpıyor. Bu körlük çoğu kez izah edilemeyen ama kompol teorilerini kışkırtan bir büyük hesaba bağlanıyor. Oysa çoğu kez sebebi gayet basittir olup bitenlerin, karmaşık izahlarla ona büyük akıllar isnad etmenin bir alemi yoktur.

Geçen yılın Eylül ayında Kahire”yi son ziyaretinde başbakan Erdoğan”ın konuşma yapmasına güvenlik gerekçeleriyle açılmayan Kahire Üniversitesi”nin konferans salonu bu kez sonuna kadar açıldı. Bu salon Obama”nın Kahpire”deki meşhur konuşmasından sonra Obama salonu olarak da adlandırılmaya başlanmıştı. Beşbin kişilik kapasitesi olan salon 14 ay önce Erdoğan”dan muhtemelen Mısır gençliği nezdindeki olağanüstü popülaritesinden çekinildiği için esirgenmişti. O dönemde devrime vesayet etme yollarını aramakta olan askerin eski rejime ait refleksleri çalışmaya devam ediyordu.

Oysa şimdi Mursi”nin liderliğindeki Mısır ile Türkiye tahayyül edilebileceğin ötesinde birbirine yaklaşmış bulunuyor. Erdoğan artık Mısırlı yöneticiler için bir tehdit değil bir imkan, bir fırsat bir güç kaynağı. Başbakanın Mursi ile birlikte verdiği görüntü Mursi”yi daha da güçlendiriyor, halk nezdindeki sempatisini daha da artırıyor. İki ülkenin bu ölçüdeki yakınlaşması Arap Baharı sürecine borçlu olduğumuz büyük bir tarihsel kavşakta olduğumuzu gösteriyor. Bu yakınlaşmadan hem Afrika için hem Asya için hem de bütün İslam alemi için büyük bir bereket sadır olacağını bekleyebiliriz.

Bugünkü dünya düzeni büyük ölçüde İslam ülkelerini birbirinden uzak tutmanın kendilerine sağladığı iktidar alanlarının paylaşımına dayanıyor. O yüzden şimdiye kadar işbaşındaki diktatörler hiç bir zaman kendi halklarını dinlemediler, ancak sahiplerinin sesini dinliyorlardı. Öyle liderlerin olduğu bir dünyada İsrail”in işi tabiatıyla çok daha kolay oluyordu. Hiç birinin İsrail”le özde bir sorunu olmuyordu. İsrail”in işgaline, Filistinlilere karşı uyguladığı türlü zulüm ve işkenceye, Kudüs üzerinden Müslümanlara karşı sergilediği hakaretlere gözleri kör kulakları sağırdı. Oysa bugün Erdoğan”ın Kahire Üniversitesi”nde söylediği gibi “dünya 2008″ün dünyası değil artık”. 2008 yılında sadece Türkiye sesini çıkarmıştı İsrail barbarlığına. Yaşanan baharın sonucunda şimdi bir çok ülkede sadece halklarının sesine kulak veren yönetimlerin işbaşında olduğu bir dünyadayız.

Bu yeni dünya İsrail”in de onu himaye eden dünya düzeninin de daha gür bir sada ile sorgulandığı bir dünyadır. Erdoğan”ı ağırlayan Mısır”ın dünyaya verdiği en açık görüntü budur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: