Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bu yol yol değil

Anayasa değişikliği teklifine karşı muhalefet bütün hırçınlığıyla TBMM”ye sunulan liste üzerinden başladı bile.

Meclise farklı listelerin sunulması üzerine çıkan fırtınanın dinmesini beklediğinizde ortaya çıkan tablo, aslında muhalefetin işinin hiç de kolay olmadığından başka bir şey söylemiyor. 184 imzanın yeterli olduğu teklif gerekenin zaten çok fazlasını temin etmiş. Meclis Başkanının imzasına ne gerek olabilir ki? Hadi sehven böyle bir imza atılmışsa da (veya başbakanın meşhur ifade biçimiyle “velev ki böyle olmuşsa da”) sonuçta resmi başvuruda kim kimden ne kaçırabilir ki? Resmi başvuruda geçen imzalar esas alınacak değil mi?

Baştan itibaren yağ çıkmayacağı besbelli olan bir tekeye bu kadar yüklenmek niye? Bir “ya tutarsa” umudunu mu barındırıyor bu çırpınışlar? Nedir?

Değişiklik paketinin diğer kısımlarının tamamen garnitür olduğunu, asıl olanın yargı reformu ile ilgili düzenlemeler olduğunu söyleyenler hiç de haksız sayılmazlar.

Aslında topyekûn bir anayasa değişikliğini kim arzu etmez? Gönül daha fazlasını arzu eder. Demokratik açılımla ilgili düzenlemeler de olsa, baraj da düşürülse, dokunulmazlıklar da bir standarda oturtulsa hiç de fena olmazdı. Ancak hepsi bir yana bugün gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız bir yargı sisteminden daha acil hiçbir sorunumuzun olmadığında hiçbir kuşku yoktur. Her geçen gün yargı ile ilgili olarak ortaya çıkan durumlar, bugüne kadar sistem adına şikayetçi olduğumuz ne varsa hepsinin evrensel hukuk ölçülerine uygun olarak ve keyfilikten uzak bir biçimde işleyen bir hukuk sisteminin yokluğundan kaynaklandığını daha açık bir biçimde gösteriyor. HSYK, Danıştay ve Yargıtay arasında kurulmuş olan saadet zincirinden adalet sadır olmadığını görmek için bu kurumların çalıştığı süre içinde Türkiye”nin kaydedilen yargı siciline bakmak yeter.

Dört fiili darbe ve onlarca darbe teşebbüsü bu yargı kurumlarının seyirciliği altında gerçekleşti, şu ana kadar buna dair hiçbir yargılama iradesi olmadı. Bu esnada sadece on yılda 17 bin faili meçhul üretildi her yaştan. Yargı kurumları bu olup bitenlere karşı bîtaraf bir müşahit olarak bile kalmayı başaramadı. Aksine faili meçhulleri aydınlatma teşebbüslerini her seferinde engelleyen müdahaleleriyle önplana çıktılar.

Yargının ciddi bir reforma ihtiyaç duyduğu kesin ama bunun, AK Parti”nin yargıyı kuşatma altına alma isteğinin çok ötesinde, Türkiye”nin sosyolojik gelişiminin zorunlu kıldığı bir ihtiyaç olduğu da kesindir. Anayasa değişiklik teklifinin yargı ile ilgili kısmı AK Parti”nin yaratıcı fantezilerinin bir sonucu değil. Hepsi de hem AB normlarının hem de çağdaş hukuk normlarının hem de Türkiye”nin sosyolojik gelişiminin zorladığı düzenlemelerdir.

Bugün muhalefet olan CHP ve MHP yarın iktidarda olsalar bu düzenlemelerin daha ilerisini yapmak zorunda kalacaklarını bilmelidirler. Bugün muhalefet ettikleri düzenlemeleri yarın kendileri yapmak zorunda olacaklarını hiç düşünmediklerine göre, muhtemelen hiçbir zaman iktidara geleceklerine dair bir beklenti veya hayal bile kurmuyorlar demektir.

Paket daha açıklanmadan muhalefet edeceklerini, hatta anayasa mahkemesine de gideceklerini duyuran Baykal ve CHP”liler belli ki Anayasa Mahkemesini ellerinin altında bir iktidar enstrümanı bir “arka bahçe” olarak görüyor. Anayasa mahkemesi ve diğer yargı kurumları o kadar güvenilen bir dayanak haline gelmiş ki, bu ilişkinin açığa vuruluyor olmasından bile çekinilmiyor. Ne de olsa yargı bu kapalı devre düzenin en sağlam dayanağıdır o da emin ellerdedir.

Bu arada Baykal bu süreç içinde hükümetin yaptığını Emevîlerin tarihsel rolüne sıkça benzetmesi dikkat çekiyor.

Baykal bununla ne yapmaya çalışıyor gerçekten anlamak mümkün değil. Yargıyı kendi nüfuz ve egemenlik alanından çıkarmaya çalışan müdahaleyi Emevilerin müdahalesine benzetmesi çok açık bir mezhep kışkırtıcılığına kapıyı aralayabilir. Yargıda var olduğu söylenen Alevi yapılanmasını zımnen kabul etmiş olup onlara bir mesaj mı yollamaya çalışıyor? Yoksa bazı sol Alevi örgütlerinin dilinde sıkça başvurulan Sünni-Emevi-AKP özdeşliğini mi alttan alta işlemeye çalışıyor?

Her ne yapıyorsa yapsın yaptığı benzetmenin tehlikeli bir çağrışım alanı olduğunu bilmek zorundadır. Bilmelidir ki, ne Emeviler zamanında yaşananlar şimdi resmettiği kadar basit olmuş ne de bugün herhangi bir sosyal grubu veya olayı içinde o dönemin herhangi bir hadisesiyle ilişkilendirmenin bir faydası vardır. Her ne yapmak istiyorsa bu yol yol değildir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: