Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bu kadar tarafsızlık fazla

Cumhurbaşkanı seçiminin arefesinde bulunduğumuz bugünlerde Cumhurbaşkanının tarafsızlığı konusu daha fazla gündeme geliyor. Önümüzdeki dönemin cumhurbaşkanının ister Erdoğan olsun ister başkası olsun tarafsızlığını koruyamayacağına dair bir endişe açıkça dillendiriliyor.

Oysa yine bugünlerde son zamanlardaki tutumlarıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer”in tarafsızlığını fazlasıyla yitirdiği daha fazla dikkat çekiyor. Gerçekten de Sezer, hükümete karşı ana muhalefet partisi gibi çalışıyor. Hükümetin bütün icraatlarına ve bütün şahıslarına karşı antipatisini sergilemek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Devletin ve milletin apaçık yararına olan birçok konuda da hükümet icraatlarına taş koymaktan başka yaptığı bir şey de yok. Koskoca cumhurbaşkanı, bir ilçedeki bir hastanede görüldüğü söylenen bir başörtülü görevli hakkında tahkikatları yürütmekle meşgul olabiliyor. Bir partinin yayın organı haline gelmiş küçük bir televizyon kanalının açılışına apaçık siyasi bir mesaj vermek niyetiyle katılmakta bir sakınca görmüyor. Daha bir sürü şey yapıyor ve bütün bunları tarafsız olduğu varsayılan bir makam adına yapıyor.

Burada sorun aslında Cumhurbaşkanının tarafsız olması gerekirken taraf tutuyor olması değil. Sorunun başka birçok boyutu var. Her şeyden önce önümüzde tarafsızlığı bu kadar açık bir biçimde “fiilen ve hâlihazırda ihlal eden” ve ihlalleriyle bir sürü haksızlığa yol açan bir örnek bulunurken önümüzdeki dönemde seçilecek cumhurbaşkanının “muhtemel tarafgirliğine” dair endişeleri dile getirmekteki açık yüzsüzlük olayın bir boyutudur.

Sorunun ikinci boyutu, aslında bu tarafsızlık ilkesinin bir yalan olduğu bilindiği halde herkesin buna inanmaya ne kadar istekli olduğuyla ilgilidir. Bir gün önce bir partinin başkanı olan birinin sırf bir makama geçti diye ertesi gün bütün kültürel, siyasi ve toplumsal bağlarından sıyrılabileceğine saf saf inanıyor muyuz acaba, yoksa tipimiz mi böyle mi gösteriyor? Bu kadar çok siyasetin merkezinde olan ve uğruna bu kadar çok kirli kavganın yürütüldüğü bir makam olan cumhurbaşkanlığından aslında böylece fazla şey beklemiş olduğumuzu fark etmiyor muyuz?

Doğrusu bu kadar çetrefil bir yol kat edilerek ulaşılan bir makamın siyasetin bu kadar uzağında olması hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir idealdir. Buna rağmen bu ülkede (öncekileri saymıyorum) Kenan Evren”in de Turgut Özal”ın da, Süleyman Demirel”in de hatta ve hatta Ahmet Necdet Sezer”in bile bir cumhurbaşkanı olarak “tarafsızlık rolü”ne inanmamız beklenmiştir. Bütün bu aktörler en yüksek siyaset performansını sergiledikleri halde bunu tarafsızlığın, büyülü, kutsallaştırılmış şemsiyesi altında yaptılar. Siyaset yapmıyor gibi görünüp siyaset yaptılar. Taraf tutmuyor gibi görünüp tarafgirliğin en âlâsını yaptılar. Sisteme ikiyüzlü bir karakter kazandırdılar. Bu ikiyüzlülük sistemin tepesinden aşağıya doğru herkese sirayet eden bir etki yaptı.

Bunların tarafsızlığı yetmiyormuş gibi bir de devletin bir sürü başka kurumunun tarafsızlık iddiası kapladı ortalığı.

YÖK bir tarafsız kurumdur mesela, bunu kanıtlamak üzere neler yaptığı ortada.

Anayasa Mahkemesi normalde laik bir ülkeden beklenen tarafsızlık ilkesinin en önemli teminatlarındandır. Aslında bizim Cumhurbaşkanlığından beklediğimiz tarafsızlık ilkesini normal rejimlerde tek başına yeterince yerine getirebilecek bir kurumdur. Ama Türkiye”de kurulduğu günden beri aldığı kararlarla siyasetin en önemli aktörlerinden biri olmayı başarıyor. Kendinden menkul “tarafsızlık payesi” yüzünden hiçbir kararı sorgulanamayan mahkeme Türkiye”de toplumun birbiriyle daha barışık bir şekilde yaşamasını değil, nefret etmesini temin eden bir rol oynadı. Kararlarıyla yetkisini de aştı, kanun iptal ederken yerine başka kanun metni yazdı. Ama “kutsal tarafsızlık” makamının sağladığı dokunulmazlık sayesinde bu metinler fiili durum yaratılarak uygulanıyor. Aldığı kararlarla işleri iyice sarpa sardırıyor, Türkiye”nin geleceğiyle, güvenliğiyle, barışıyla, huzuruyla hiç ilgilenmeksizin sadece kendi siyasetini güdüyor. En son “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” nun bazı maddelerinin iptaliyle ilgili kararının Türkiye”ye maliyetini hiçbir iktisatçı ve sosyolog hesaplayamaz bile.

Bütün bu siyasi manevraların ancak “tarafsızlık” kalkanı arkasında mümkün olabildiğine dikkat ediniz. Her tarafsız kurumun veya aktörün Türkiye siyasetine, demokrasisine, barışına ağır bir maliyeti oluyor. Türkiye her biri topluma ve sisteme ağır bir yük haline gelmiş, gerçek siyasetin alanını daraltan, toplumu geriye çekmeye çalışan bu kadar çok tarafsız kurumu kaldıramıyor. Açıkçası memlekete bu kadar tarafsızlık fazla geliyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: