Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bu haber, MHP’ye mi, HDP’ye mi iyi gelecek?

Bugünden itibaren ikinci safhasına başlanacak olan koalisyon görüşmelerinde çözüm sürecinin en önemli konulardan biri olduğu görülüyor. MHP çözüm sürecine toptan karşı olduğunu ve sırf bu yüzden koalisyonun çözüm sürecinde baştan beri birlikte hareket ettiğini iddia ettiği diğer üç parti arasında kurulması gerektiğini söylüyor.

Ancak sürecin dışında bu şekilde kalmaya çalışması son derece tuhaf, zira çözüm sürecinin özüne karşıysa ve bunun ülkeye zarar verdiğini düşünüyorsa bunu engellemeye çalışması gerekir. Bunun için de önündeki tek seçenek olarak AK Parti ile koalisyona daha açık davranması gerekiyor.

Oysa bir tür vatana ihanet olarak düşündüğü çözüm sürecinin tam da ihanet kapsamında devam etmesi için elinden geleni yapıyor. Bundan MHP’nin çözüm sürecine karşı olduğu sonucunu nasıl çıkarabileceğimizi, biz normal insanların anlaması hayli zor. Bunun için galiba biraz Bahçeli gibi düşünme yollarını zorlamamız gerekecek.

Oysa ortada bir gerçek daha var ki, çözüm sürecini, içinde yer alsa da almasa da kurulacak olan her türlü koalisyonun en çok önemsemesi gereken şart olarak değerlendiren HDP’nin de tavır ve tutumlarıyla gerçekten çözüm sürecini destekliyor olduğuna inanmak da zor. Ortada siyasi akıl sınırları içinde açıklanması son derece zor, tuhaf bir durum var.

HDP AK Parti’yle her türlü koalisyona baştan açık bir “nefret ve düşmanlık dili” kurarak karşı koydu, ama bir yandan da AK Parti’ye kiminle koalisyon kurması gerektiğini ve bu koalisyonda mutlaka çözüm sürecini gözetmesini talep etti. Peki HDP’nin çözüm süreci için bir çabası, bir önerisi, bir çalışması var mı? Yok. Herkesin herşeyi AK Parti’den beklemeye devam ettiği tuhaf bir durumdayız.

Orhan Miroğlu Star Gazetesindeki köşesinde çok net bir biçimde ortadaki tuhaflığa dikkat çekti. Çözüm sürecinde baştan itibaren sadece AK Parti’nin ve çekingen bir biçimde HDP’nin eli vardı. MHP ve CHP hiç ellerini taşın altına koymadıkları gibi, kısa süre içinde HDP de elini taşın altından çekti ve şimdi herkes taşın altında ezilen AK Parti’nin elinin orda tek başına kalmasını tavsiye ediyor. Oysa Miroğlu’nun işaret ettiği gibi şu anda AK Parti çözüm sürecinin tek muhatabı olmaktan çıkmış veya sergilenen seçim koalisyonu tarafından çıkarılmıştır.

AK Parti çözüm sürecinin faturasını tek başına ödemek zorunda bırakılmış ve şimdi de bu faturayı tek başına ödemeye devam etmesi beklenmektedir. Demirtaş, HDP olarak PKK’ya nasıl silah bıraktıramayacaklarını anlatmakla meşgul ama bir yandan da hükümetin çözüm sürecinde daha etkili adımlar atmasını istiyor.

Herşeyi AK Parti’den bekleme alışkanlığının bir süre sonra kendilerini tamamen devre dışı bırakacağını, İmralı seferlerinde turistik hatıralarıyla kendilerini başbaşa bırakacağını fark etmiyor oldukları belli.
AK Parti çözüm sürecinde bütün samimiyetiyle, baldıran zehiri içeceğini bile bile, en ağır siyasi faturayı ödeme pahasına çözüm sürecine girdi. Ancak, bu süreçte silahlı örgütten ve örgütle olan ilişkisi dolayısıyla BDP-HDP’den beklentisi silahsızlanmanın sağlanmasıydı.

Açıkçası silahsızlanma çözüm sürecinin olmazsa olmaz şartıydı. Oysa daha çözüm sürecinin başladığı günlerden itibaren örgüt silahları bırakmak bir yana her geçen gün daha fazla elemanı dağ kadrosuna çekti, daha fazla silahlandı, çatışmasızlık ortamının sağladığı avantajı suiistimal ederek bölgede korkunç bir alan hakimiyeti sağlamaya çalıştı. Bugün bu alan hakimiyetiyle ortalama halkın hayatına hükmetmekte, kurduğu mahkeme ve icra çeteleriyle devletin topladığı vergiden neredeyse daha fazla haraç toplamaktadır. Üstelik devlet topladığı vergilerin bir kaç katını hizmet olarak bölgeye tekrar harcarken örgütün topladığı haraçların nerelere gittiği meçhul.

Belli ki örgüt bu durumu çok sevmiş gibi görünüyor ve ortaya çıkan bu ekonomi-politikten vazgeçmek istemiyor. Üstelik bu alan hakimiyeti sayesinde HDP’ye istediği oy oranını da çıkartabiliyor ve onu kendisine ebediyen borçlandırmış oluyor. O yüzden HDP’nin PKK’ya bir şeyler yaptırabilmesini ilişkilerinin doğası gereği bekleyemiyoruz.

Çözüm sürecinin bu haliyle özeti HDPKK’nın iyi niyetle başlamış ve AK Parti tarafından büyük bir fedakarlıkla götürülen sürecin açık bir istismarından başka bir şey değil. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kürtlerin üzerindeki asimilasyon ve inkar politikalarını büyük bir risk alma pahasına bitirmeyi göze alan ve bu sürece büyük bir fedakarlıkla, samimiyetle, şefkatle baş koyan Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lideri kirli propagandalarıyla bir “Kürt düşmanı” gibi lanse etmekten çekinmediler.

Bunu yaparken vicdanları bir nebze sızlamadı, tek odaklandıkları şey “Kürtlerin gerçek dostu Tayyip Erdoğan” imgesini Kürt halkı nezdinde katletmek oldu. Bunun için her türlü yalan dolana, iftiraya başvurmaktan çekinmediler. Erdoğan’ın tamamen bir endişe ifade etmek için söylediği “Bakın, Kobani düştü düşecek” cümlesini herkesin gözü önünde bir müjde kipine dönüştürebildiler ve buna Kürtleri inandırabildiler. Sadece bu cümlenin bile daha önce AK Parti’ye oy vermiş bir çok Kürt’ün HDP’ye yönelmesinde etkili olduğu söyleniyor ki, bu ne kadar doğruysa, o ölçüde o oylar yalanın ve iftiranın eseridir.

Peki iftiraya dayalı o oyların şimdi kime ne hayrı dokunuyor? Neticede AK Parti çözüm sürecini asla eskisi gibi götüremeyecek bir noktaya gelmiştir. Bundan sonra çözüm sürecinin bu şekilde gitmesi istense de mümkün olamayacaktır.
Bu MHP için mi HDP veya PKK için mi iyi bir haber, doğrusu onu da artık kestiremiyoruz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: