Prof. Dr. Yasin AKTAY

Britanya’daki referandum ve AB’nin geleceği

Birleşik Krallık’ta sonucu merakla beklenen referandum sonuçlandı. Seçmen, ülkelerinin Avrupa Birliği’nden ayrılması yönünde oy kullandı. Bununla birlikte ortaya oldukça ilginç bir tablo çıktığını söyleyebiliriz. Bu tabloyu analiz etmeden önce referanduma giden süreci ele almakta fayda var.

Öncelikle ifade edilmesi gereken hem Avrupa Birliği’nden ayrılma taraftarlarının hem de Avrupa Birliği’nde devam edilmesi taraftarlarının yürüttüğü kampanyaların oldukça başarısız olduğu. Kampanyaların özellikle belli bir noktadan sonra Türkiye üzerinde yoğunlaşmaya başlaması, seçmenin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği üzerinden mobilize edilmeye çalışılması kampanyanın yürütülme biçiminin yanlışlığının bir neticesi olarak ortaya çıktı. Avrupa Birliği’nden ayrılma taraftarı kampanya yürüten siyasi partiler Türkiye’nin üye olacağı bir Avrupa Birliği’nde Britanya’nın yerinin olmadığını savundular. Yenilikçi ya da ilerici değerlerin taşıyıcısı olduğunu iddia eden bu siyasal hareketlerin Türkiye tartışması yaratarak İngiltere’de bir kimlik tartışmasını hareketlendirmeleri, yükselen İslâm karşıtlığını Türkiye üzerinden cisimleştirmeye ve siyasal kazanca dönüştürmeye çalışmaları yürütülen kampanyanın sağlıksızlığını ortaya koyuyordu.

Bu niteliksiz kampanyaya iktidar partisi nitelikli ve evrensel değerleri ön plana çıkaran bir Avrupa Birliği’ne evet kampanyasıyla cevap vermek yerine yine Türkiye üzerinden argüman geliştirmeyi yeğledi. Bizim de eleştirdiğimiz “Türkiye bu hızla AB’ye 3000 yılında ancak üye olur” ifadesini Başbakan David Cameron Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi endişesiyle seçmenlerin birlikten ayrılma yönündeki eğilimine karşı önlem geliştirmek için söylemişti.

Kaderin cilvesine bakın ki Avrupa Birliği’ni zayıflatmak, Avrupa kurumlarını etkisizleştirmek için elinden geleni yapan Cameron’ın Muhafazakar Parti’si Avrupa Birliği’ni savunmak, üstelik de son derece ilkel ve kaba bir yöntem ve jargon kullanarak savunmak mecburiyetinde kaldı. Bu kötü kampanyanın neticesi de yenilgi oldu. Bu yazı hazırlanırken gelen haberlere göre David Cameron Ekim 2016’ya kadar görevi bırakacağını açıklamış bulunuyor.

Peki bundan sonra ne olacak? Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere referandum neticesi aslında hayli enteresan yeni gelişmeler ortaya çıkarabilir. Birleşik Krallığın geneline bakıldığında ortaya çıkan istatistikler, Birleşik Krallık’a bağlı Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda gibi diğer birimlerde beliren istatistiklerle taban tabana zıt bir görünüm arz ediyor.

Ülke genelinde %52’lik bir kesim İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması yönünde oy kullanırken %48’lik bir kesim de İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde kalması yönünde oy kullandı. Ancak ülkenin yönetim birimleri karşılaştırıldığında durum oldukça karmaşıklaşıyor. Şöyle ki İskoçya’da seçmenlerin %62’si Avrupa Birliği’nde kalma yönünde oy kullanırken %38’i Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullandı. Kuzey İrlanda’da da %52’ye %46’lık bir oranla Avrupa Birliği yanlıları önde. Bu durum Birleşik Krallık dağılacak mı sorusunu yeniden gündeme getirecek gibi gözüküyor.

Referandum sonrasında açıklama yapan İrlanda’daki milliyetçi hareket Sinn Fein birleşik bir İrlanda için referandum çağrısında bulundu. Parti liderlerinden Declan Kearney de referandum neticesinin Avrupa Birliği’nden ayrılacak bir Birleşik Krallığın Kuzey İrlanda’yı temsil kabiliyetini yitireceğini belirterek yeni bir ayrılma kampanyasının işaretlerini verdi.

Referanduma Avrupa Birliği’nden ayrılmaya hayır oyu veren İskoçya’da da benzer tartışmalar yaşanıyor. Hatırlanacağı üzere Eylül 2014’te İskoçya’da bir ayrılık referandumu gerçekleştirilmiş ve referandum neticesinde İskoçya Birleşik Krallık içerisinde kalmaya devam kararı almıştı. Yeni gelişme doğrultusunda, 2014’teki referandumda Birleşik Krallık’tan ayrılma yönünde propaganda yapan milliyetçi hareket SNP de İskoç halkının geleceğini AB’de gördüğünü, AB’den ayrılacak Britanya’nın İskoçya’yı temsil edemeyeceğini, referandum sonuçlarının İskoçya’da yeni bir ayrılık referandumunu gündeme getirebileceğini duyurdu.

Britanya’nın bölünme tartışmalarına eşlik eden bir diğer mesele ise Avrupa Birliği’nin bu referandum neticesine nasıl tavır alacağı ve AB’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği. Referandum neticesinin AB liderleri açısından olumsuz bir durum olduğu söylenebilir. Beklentiler iki ana grupta toplanıyor.

İlki Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılma süreci olarak geçecek önümüzdeki iki yılda AB’nin Britanya’ya bir takım tavizler vererek birlikte kalmasını sağlayabileceği yönünde. Ancak bunu bekleyenlerin oranı bir hayli düşük. Çünkü böyle bir durumda Avrupa Birliği liderleri AB’den ayrılma referandumlarının önünün alınamayacağını, tüm ülkelerdeki ayrılıkçı hareketler için cesaretlendirici olacağını düşünüyorlar. Dolayısıyla birliğin bütünlüğünü sürdürmek adına Britanya’ya karşı sıkı bir tutum sergileneceği öngörülüyor.

İkincisi ise Britanya’nın iki yıllık süre sonunda Avrupa Birliği’nden ayrılmasının kabul edileceği, Britanya ile müzakere edilmeyeceği yönünde görüş beyan edenler. Avrupa’da bu günlerde bu ikinci grupta olanların sayısı fazla, ancak cevap vermekte zorlandıkları soru Britanya’nın ayrılmasından sonra AB’nin Almanya ve Fransa’nın tamamen denetimine girip girmeyeceği.

Her ne olursa olsun net bir biçimde Britanya halkının AB’nin geleceğini oyladığı söylenebilir. Bu oylama AB’yi ilgilendirdiği gibi AB ile üyelik müzakerelerinde bulunan Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere AB’yi içine düştüğü bu kaotik durumdan kurtaracak, AB değerlerini pratize ederek AB halklarına güven verebilecek tek ülke Türkiye. Ancak Türkiye’ye yönelik mevcut durum devam ederse önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde bir Avrupa Birliği kalmayabilir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: