Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bize lazım olan: Biraz suçluluk duygusu

Hiçbir şeyden çekmedi Hrant Dink, yanlış anlaşılmaktan çektiği kadar. Son iki yılında mahkemelerde 301. maddeden yargılanmasına yol açan meşhur ifadeleri asla kast etmeyeceği bir anlama çekilmişti. Ermeni diasporasının Türkiye ve Türkleri bütün husumetlerinin merkezine oturtmasını eleştirmiş ve bu durumun onları “zehirleyici, öldürücü” bir etki yaptığını anlatmaya çalışmıştı.

Edebiyat yapmıştı kendince. Metafor kullanmıştı. İçinde “kan, zehir, Türk, kimlik, kişilik” gibi kavramların geçtiği cümleleri edebiyatın dilini bilen, metaforu ve cümle akışını az buçuk ayırt eden birisi için anlaşılmayacak şeyler değildi. O da zaten anlaşılmaktan yana bir sorunu olmayacağını düşünmüştü. Nitekim diasporadakiler, yani birinci dereceden anlaması gerekenler anlamış ve pek de bu eleştirilerden hoşnut kalmamışlardı. Eleştiri yerini bulmuştu. Ama söylediklerinin pek muhatabı sayılmayacak olanların kulağına bu ifadeler başka türlü çalındı. Sözün bağlamı, siyakı, sibakı, söyleyenin niyeti değil, adeta burunlara gelen kokular önemsendi. Birilerinin burnuna “hakaret ve husumet kokusu” geldi.

Sözün, burunla değil, düşünceyle idrak edildiğini bilmeyen akl-ı evveller, Hrant Dink gibi bir dost şahsiyetten bir düşman üretmeyi başarabildiler.

Hrant”ın 301. maddeden yargılandığı dava hukuk tarihimize birçok açıdan bir leke olarak geçecek, ama bu lekenin en önemli sebeplerinden biri de, okuduğunu anlamayan, düzyazı ile metaforun ayırtına varamayan, en ufak bir kompozisyon bilgisinden yoksun çok sayıda insanın adalet mekanizması içinde kolaylıkla bir araya gelebilmesini göstermesi olacaktır. Gerçekten de böyle bir metnin ısrarla hakaret olarak algılanmasını insanın aklı almıyor. Normalde ikinci bir okumaya ihtiyaç duymayacak yazı bilirkişiye yollanıyor, bilirkişi de (belli ki biraz daha anlayışlı biri), bir hakaret sözkonusu olmadığı yönünde görüş bildiriyor. Ama bilirkişinin görüşü mahkemenin kararını etkilemiyor, dışarıda yaygara koparan müdahiller daha belirleyici oluyor ve olanlar oluyor.

Hrant Dink”in cenazesinde taşınan “hepimiz Ermeniyiz” ifadesi de şimdi benzer bir “anlayışsızlık” konusu. Bu sözün telaffuzundan tabii ki Dink”in kendisi sorumlu değildir. Onun kalleşçe vurulmasına, bir Ermeni olarak maruz kaldığı zulme kitlelerin verdikleri vicdani bir tepkiydi bu söz. Nerede söylendiği ve niçin söylendiği belliydi. Bu bir cenaze merasimi sözüydü. Normal zamanlar için bir kimlik veya başka bir hak talebine tahvil edilecek bir yanı yoktu. Cesedi bir büyük haksızlıkla yere düşürülmüş bir ben-i ademe karşı sergilenen anlamlı bir jest idi. Hepsi bu!..

Kimse “Ermeniyiz” demekle gerçekten Ermeni olmuyordu. Bunda da anlaşılmayacak hiçbir şey yoktu aslında. Üstelik bu öylesine yerini bulmuş bir jestti ki, söylendiğinde hiç kimsenin itiraz edebilecek yüzü yoktu. Bunun ne anlama geldiği konusunda kimsenin itirazına yer bırakmayan bir mutabakat ortamı hâkimdi.

Aslında bir toplumun kendini temizleme telaşıydı bu. Kendi içinden çıkan, kendisine her an bulaşma ihtimali olan bir aşağılık suçtan bir temizlenme havliydi. “Hepimiz Ermeniyiz” sözü Türkiye insanının, Türk”ün, yaşanan bu büyük utancın içinden çıkabilmek üzere ödediği “en asil kefaret” olarak tezahür ediyordu. “Ben Ermeniyim” dedikçe bu büyük suçtan arınıyordu Türkiye. Bir Türk “ben Ermeniyim” demekle küçülmüyor, Türklüğünden bir şey kaybetmiyor, aksine Türklüğüne, kaybolmaya yüz tutmuş değerli meziyetleri tekrar kazandırıyordu.

Unutmayalım ki, milletçe utanç duymamızı gerektiren bir suç var ortada. O cenaze merasiminde sergilenen samimiyet ve diğergâmlık Türk halkının bir temizlenme çırpınışıydı ve bence bu işin içinden bir nebze yüzümüzün akıyla çıkacaksak ancak bu sayede çıkmış olacağız. Bunu anlamak için de biraz okuma yazma, tabii biraz da münasebet bilmek gerekiyor.

Cenaze birazcık soğumaya başlayınca, anlamı tartışmasız belirleyen o bağlam da tabiatıyla yok olmaya yüz tuttu. Daha rasyonel, daha sağduyulu değerlendirmelerin yanısıra, yer yer pişkin itirazlar daha kolay dillenmeye başladı. En ilginci de, Devlet Bahçeli”nin her zamanki ses tonuyla söylediği sözler oldu. “Hepimiz Ermeniyiz” sözlerini şiddetle eleştiren Bahçeli, “hiç kimse ezik ve suçlu bir Türk toplumu portresi çizmeye çalışmasın” demiş. İsabet buyurmuş, tam da aslında bize bu olayın ardından bize lazım olan şeyi hatırlatmış: bir miktar “eziklik ve suçluluk duygusu”.

Ölümünden hemen sonra televizyonlara yansımaya başlayan her görüntüsü, bu toprakları andıkça, samimiyetle titreyen sesinden dökülen her konuşması suratımıza kadir bilmezlik, anlayışsızlık, nankörlük, kalın kafalılık suçlarını okumuş. Dağ gibi adam devrilmiş. Okuduğunu anlamaktan yoksun bir cehaletin boy hedefi olmuş. Bir trajedi yaşanmış.

Korkmayın, bunun karşısında birazcık suçluluk duymaktan hiçbir şey kaybetmeyiz. Belki bu kadarlık bir suçluluk duygusu bir de kefaret ödemek için çok daha olumlu şeyler yapmaya sevk eder bizi.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: