Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir tarz-ı siyaset olarak demokratikleşme paketi

Demokratikleşme paketi daha açıklanmadan önce, içeriğini hiç kimse bilmediği halde içinin boş olduğu yönündeki beyanlarıyla kehanet arz edenlerin, paket açıldıktan sonra içinden ne çıkarsa çıksın kahinlikteki iddialı hallerinden geri adım atmalarını beklemek fazla saflık olurdu. Aslında paket daha açılmadan sergilenen tavırlar ve görüşler muhalefet gerekçesinin konunun içeriğinden nispeten bağımsız olduğunu da çok açık biçimde gösteriyor.

Konu yine varıp bir demokratikleşme adımının veya genel anlamda ilerici herhangi bir adımın AK Parti tarafından atılıyor olmasının harekete geçirdiği duygulara dayanıyor. İtirazlar, fikir ve argümanlar henüz ortaya atılmadan ortaya çıktığı için, gerekçelerle değil ancak duygusal tavırlarla izah edilebilir.

Kuşkusuz siyaset biliminin genellikle ihmal ettiği şey siyasal iletişim veya tartışma ortamlarında hayli belirleyici olan bu duygulardır. O duygulardır ki, siyasette argümanlarımızın, teorilerimizin, itiraz ve kabullerimizin ne olduğunu veya ne olacağını da belirliyor. Atılan herhangi bir adımın doğru olup olmadığı, makul olup olmadığı değil, kimin söylediği önem kazanıyor. İyi duygular taşınıyorsa söyleyene dair, saçmalıyor da olsa bir mantık kalıbına sığdırılmaya çalışılır sözleri, hareketleri. Aksi durumda ortaya keramet koysa söylediğini reddetmek için akla da mantığa da gerek bile olmaz. Bütün akıl ve mantık süreçlerini aşan, iptal eden, gereksiz ve geçersiz kılan bu tavır, esasen siyasi iletişimi de bir anda kesintiye uğratır.

Buna rağmen, demokratikleşme paketi üzerine söylenenler arasında gerçekten de içeriği ile ilgili olanları ayrı tutmak gerekiyor. Nihayetinde Türkiye”nin demokratikleşme sürecinde son on yıldır AK Parti hükümetlerince uygulanmakta olan bir tarz-ı siyasetin yeni bir paketi sözkonusu. Bu tarz-ı siyasetin kendisi tartışılabilir. Nitekim tartışılıyor da. Bu paketlerin genellikle AK Parti tarafından ve partinin mutfağında hazırlanarak bir bakıma topluma empoze edildiği bile bu vesileyle söyleniyor. Oysa AK Parti mutafında pişiriliyor olması karar mekanizmasının tek taraflı işlediğini göstermiyor. Nihayetinde bu paket bir taslaktır ve kararlaşma sürecinde eleştiriye, katkıya ve yeniden değerlendirmeye kapalı değil.

İkincisi, son şeklini AK Parti mutfağında almış olsa bile Türkiye”de bu konuda yaşanmakta olan bütün tartışmalar dikkate alınarak o tartışmalara verilmiş diyalojik bir cevabı ifade ediyor. Tam da bu diyalojik boyut, Ak Parti”nin paket açılımlarının ayırt edici tarz-ı siyaseti olagelmiştir. (Daha önce bu tarz-ı siyasete, Alevilerle, Romanlarla ve toplumun değişik kesimleriyle yapılan çalıştayların siyasete katkısına işaret etmek üzere değinmiştim).

Paketin Öcalan”la görüşülerek hazırlandığı yönündeki haberler ne kadar yanlış ve süreci sabote etmeyi hedefleyen haberlerse de, bu, paketin çözüm süreci ile tamamen ilgisiz olduğu anlamına gelmiyor. Kuşkusuz paketin en önemli boyutu, özellikle çözüm süreci ile ilgili beklentilere de cevap vermekti. Türkçeden başka dilde eğitim düzenlemesi, ilkokul andının kaldırılması, köy isimlerinin iadesi ve seçim barajlarının düzenlenmesini içeren reformlar, şimdiye kadar çözüm sürecinin taraflarınca talep edilen konular. Yetersiz görülüyor olması veya daha fazlası talep ediliyor olması gayet normaldir ve sırf taleptir diye ne kadar uçuk da olsa yadırganması gerekmez. Aksine demokrasi en üst perdeden talepleri de içerir. Bugünün demokratik ortamı her türlü talebin ihanet veya bölücülük gibi suçlamalara maruz kalmadan dillendirilebildiği bir ortam.

Ancak Kürt meselesinde paketin yetersizliğine dair söylemlerin iki önemli sorunu var. Birincisi, taleplerin karşılanması için devletin tek muhatap alınması ve herşeyin devletten beklenmesi hastalığının yine devam ettiği anlaşılıyor. Oysa bu pakette içerilen taleplerin daha fazlasının muhatabı artık devlet değil vatandaştır. Siyaset zemininde başta Kürtler olmak üzere aslında herkes kendi taleplerinin muhatabı olarak diğer vatandaşları görmek durumundadır. Diğer vatandaşların ikna olmadığı düzenlemelerin yapılması demokrasi zemininde mümkün değil. İkincisi ise, tam da bu noktada sürekli, talepleri yerine getirilmediği takdirde silahı bir “ihtimal”, “tehlike” veya bazen açıktan “tehdit” olarak hatırlatmanın Türkiye”de artık kimseyi ikna edici olmadığının görülmüyor olmasıdır.

BDP”liler her iki hatayı yaparken, üstüne üstlük daha paketi görmeden ve gördükten sonra aynı dozlarda muhalif olmak üzere paketin içinin boş olduğunu söylerken, neticede Kürt halkına dönüp paketin örgütün silahlı mücadelesinin bir kazanımı olduğunu anlatmayı da ihmal etmiyor.

Türkiye”de şimdiye kadar açılan demokratikleşme paketlerinin toplamından gerçekten de bütün kazanımlarıyla birlikte hasıl olmuş bir sessiz devrim sözkonusu. Bu devrimde birilerinin taleplerine cevap verilmiş oldu, o talepler tetikleyici oldu, vesaire. Ancak bir gerçek var ki, bütün bu karşılanan demokratikleştirici talepler için AK Parti”nin 2001 yılından beri kendi parti programı ve kurucu metinlerinde yeterince güçlü referansları var. Ayrıca, toplumun taleplerinin dinlenip karşılanmasına odaklanılması, bir siyaset tarzı olarak, takdir edilmeli ki, çok da alışık olduğumuz bir şey değildi. Aslında 11 yıldır devam eden bu siyaset tarzının bir alışkanlık yaratmış olması da söz konusu. Belki bu yüzden son paket bu aşinalığa da hitap etti ve giderek nihai etkisi kendi rekorunu kırmış olmaktan ibaret sayıldı. Doğru dürüst rakibi, muhalifi olmayan AK Parti”nin kendisiyle yarışmak durumunda kalmasının rutinine de dönüşmüş durumda.

Ülkeyi çok daha radikal bir demokratikleşmeye götürebilecek anayasal uzlaşmanın TBMM anayasa uzlaşma komisyonunda bile bir türlü gerçekleşmiyor olduğu bu günlerde, AK Parti”nin başka partilerin desteğine ihtiyaç duymaksızın sergilediği bu demokratikleştirici, açılımcı irade demokratikleşmenin gerçek dinamiğini göstermesi açısından dikkate ve takdire şayandır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: