Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir oy farkıyla soykırım

Amerika”da dış ilişkiler komisyonunun 1 oy farkla Ermeni Soykırımı tasarısını kabul etmesinin etkileri ve yankıları devam ederken İsveç Parlamentosunun da aynı yola koyulduğu görüldü. O da bir oy farkla tasarıyı kabul etti.

Parlamenterlerin önlerine gelen bir tasarıya verdikleri oyla tarihsel bir olaya bakışın değişmeyeceğini söyleyemeyiz. Ancak tabii ki bu, değişimin her halükarda adalet lehine bir değişim olacağını söylemek anlamına gelmiyor. Acı ama gerçek şu ki, tarihe bakış zaten tam da böyle değişir. Yani tarihsel bilgi ve belgelerin bütün sahihliğiyle ortaya çıkıp olgunun kanıtlanmasıyla değil, bugün bir yönde alınan bir tavrın etkisiyle değişir.

Dolayısıyla tarihte neler olup bittiğine dair parlamenterlerin veya bugünün tarihçisinin ortaya koyduğu bilgilerden aydınlatıcı bir ışık beklemek işin tabiatına aykırıdır. Yoksa gerçekten hayatında belki bir Ermeni görmemiş, Ermenistan”ın yerini haritada gösteremeyecek, tarihi olaylara dair hiçbir yetkinliği olmayanların tarihsel tanıklıkları ne anlam ifade ede? Sormaktan geri durmamak lazımdır. 1915 olaylarına dair günümüz dünyasında kabul edelim ki, Türkiye aleyhine Ermeni iddiaları lehine güçlü bir algı veya kanaat oluşmuştur. Bu algı veya kanaatin gerçekle uzaktan yakından ilgisinin olup olmaması bir noktadan sonra önemli değildir. Sorulacak soru bu algının nasıl oluşmuş olduğudur.

Batı”da birçok insan Türklerin korkunç olduğunu, Türkiye”de insanların develere biniyor olduğunu, hepsinin birer haremi olduğunu zannediyor. Bu algının her türlü iletişim ve medya imkânına sahip Batı halklarında bir karşılığının olmasına yine de şaşırmamak gerekiyor, çünkü ileri iletişim imkânlarının çarpık algıları kendiliğinden düzelteceğinin bir garantisi yok. Aksine iç içe yaşayan halk kitlelerinin bile birbirleri hakkında son derece çarpık bilgiler geliştirebiliyor olduğu yaşadığımız bir gerçekliktir. İsterseniz cumhuriyet duyarlılığı diye ifade edilen laik kaygıları taşıyanların “mürteci” diye algıladıkları insanlar hakkındaki algılarından test etmeye başlayabilirsiniz. İktidara geldiklerinde kendilerini kör testere ile keseceklerine, hayat tarzlarına müdahale edeceklerine dair kaygılar ne tür algıların sonucudur sizce? Bu algıları üretmek için “mürteci” denilenler neler yapmış olabilir?

Doğrusu, özellikle milletler hakkındaki kaygı ve algıları hareke geçiren şeylerin önemli bir kısmı insanların içinde olup bitiyor. Başka insanlara bakışla ilgili çok temel değer sorunlarından biz de masum olmadığımız gibi bütün dünya da masum değil. Yeri geldiğinde bizim hoyratça içine girebildiğimiz çarpık algı ve kaygı saldırılarına başkaları tarafından da maruz kalabiliyoruz.

Ermeni soykırımı tasarısı, takdir etmek gerekiyor ki, çok iyi pazarlanan bir kampanyadır. Bu kampanya büyük ölçüde sözkonusu ülke halkları arasında tedavülde bulunan bir Türkiye veya Türklük imgesinden destek almaktadır. Bu Türklük imgesinin nasıl oluştuğu ile ilgili ayrıca çalışmak gerekiyor, ama kendi halkından olan gencecik insanları katsayı zulmüne maruz bırakabilen, yüzbinlerce başörtülü kızını üniversite kapılarından çevirerek hayatlarını karartan, 10 yılda 17 bin faili meçhulü üretebilen, inadına Türkiye sevdasından vazgeçmediğini haykıracak kadar dost bir insan olan Hrant Dink”e bile tahammül edemeyen, onun göz göre göre hukuk lincine sürüklenmesine seyirci kalan bir Türklük imajı 1915”in değil bugünün bir konusudur.

Bugüne ait böylesi bir Türklük imgesinin 1915”e bakışı hiç etkilemediğini düşünmemek gerekiyor. O yüzden, bu vesileyle tekrarlamak gerekirse, tarih geçmişin değil bugünün konusudur ve 1915”le ilgili algılar geçmişe giderek değil, bugünün Türklüğüyle ilgili algıların yönetilmesiyle düzeltilebilir.

Kuşkusuz, bütün bunlara rağmen Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili sorun sadece Türklerin bugüne ait kötü imajına da indirgenemez. Önemli bir kısmı da Türkiye”nin özellikle uluslar arası alanda kat etiği başarılarla da ilgilidir. Bu başarılar birçok ülke halkını fazlasıyla heyecanlandırdığı gibi birçoğunu da üzmekte, ürkütmektedir. Soykırım tasarılarının meclislerden teker teker geçmeye başlaması da Türkiye”nin bu başarısıyla ilgilidir. Devamı da gelirse şaşmamak gerekiyor.

Konunun tabii ki tarihle ilgisi yoktur. 1956 yılına kadar “Ermeni soykırımı” sözü hiçbir yerde telaffuz edilmezken, bir anda nasıl gündeme getirilmiş olduğuna bakmak gerekiyor. Konu Sovyetler Birliği”nin bir proje olarak gündeme getirmesi ve Amerika”nın altmışlı yıllarda sahiplenmesiyle birlikte bir anda Türkiye aleyhine bir politik ayar mekanizması olarak geliştirildi. O gün bugün Türkiye”nin bütün siyaseti üzerinde en önemli ayar düğmelerinden birisi haline gelmiş bir konudur soykırım meselesi. Bu süreç içinde Sovyetlerin beklentisi neydi, Amerika”nın konuya sahiplenmesi ile nasıl bir uluslar arası denge sağlandı? Biraz da ona bakmak gerekiyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: