Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir karar olarak Anayasa

Toplumun tamamının bir anayasanın yapılması sürecine katılması ne kadar sağlanabilir? Bu, Abant-Kartepe”de yeni anayasa ile ilgili usul yönünden eleştirilere yön veren büyük soruydu. Bu soru bilim komisyonunca hazırlanan bir metnin toplumsal katılımı sağlamanın şartlarını ihlal ettiği yönünde bir eleştirinin de çıkış noktası oldu.

1998”den beri devam eden Abant toplantılarının çoğunun sonunda bir sonuç bildirisi yayınlanır. Bu bildirilerin hazırlık süreci yaşamakta olduğumuz Anayasa tartışmalarında gerçekçi prosedürüne dair çok esinleyici ipuçları verebilir. İlk oturumlarda başta belirlenen bir heyet çok farklı görüşlerden katılımcılarca yapılan tartışmalardan tuttuğu notlardan yola çıkarak bir taslak metin yazar. Son bir veya iki oturumda bu taslak metin tartışmaya açılır ve her maddesi, cümlesi, hatta kelimesi üzerine herkes, varsa itirazlarını dile getirir, haklı bulunan eleştiriler doğrultusunda metin azami bir mutabakat aranarak düzeltilir.

Bu tür ortak bir metnin iki-üç günlük bir toplantıda çıkarılmasının pratik olarak zor göründüğü durumlarda ise organizasyon heyetinin sadece kendisini bağlayan bir değerlendirme metni yayınlanır. Alevilikle ilgili toplantıda böyle oldu. Yeni Anayasa”yı konu alan son toplantıda da böyle oldu.

Kuşkusuz başka birçok sivil unsurun benzer toplantılar düzenleyerek metne müdahil olması Anayasa”nın içeriğinin daha kapsayıcı, kuşatıcı ve temsil edici olmasını sağlayacaktır. Sonuçta ortaya çıkan metin hiçbir kesimin tek başına kendi metni olmayacak, ama bu, metnin hiçbir tarafı rahatsız etmeyecek şekilde düzenlenmesine engel değildir. Anayasa metninde en azından bunun temini aranabilir.

Anayasa”nın toplumun azami katılımıyla bir sözleşme havasında yapılması kuşkusuz en idealidir, ancak burada bu tür tartışmaların tabiatı hakkında bir gerçeği aklıdan çıkarmamak gerekiyor. Tıpkı Abant toplantılarında olduğu gibi sürüp giden tartışmalardan bir “karara” varmak gerekiyor. Kararın belirleyici dinamiği inisiyatiftir, bir karara varılmadıkça tartışmalar sonuçsuz bir kısır döngüye doğru uzar gider. Bu karara ise bütün toplumun hep birlikte, eşit bir katılımla vardığı, insanlık tarihinde vaki değildir. Sonuçta toplumun katılımı en iyi ihtimalle teklif edilen, yani görece “karar” bir metin üzerinden gerçekleşir. Anayasa metni sonuçta bir karardır ve bu karara varmak için kararlı olacak bir inisiyatif, yani bir öncülük gerekiyor.

Abant”ta tartışılan bütün konuları burada ele almak mümkün değil tabi, ancak Ali Bulaç”ın Prof. Yavuz Atar”ın konuşması üzerine tartışmaya açtığı bir konuya değinmeden de geçemeyeceğim. Bulaç anayasa taslağına liberal bir paradigmanın hâkim olduğunu ve bu paradigmanın bir sonucu olarak bireyi öncelerken grup hakları veya statüsü konusunda hiçbir açılım getiremediği eleştirisinde bulundu. Bu kesinlikle ciddiye alınması gereken bir noktadır. Gerçekten de farklılıkların zenginlik olarak nitelendiğini ifade eden metin ne Kürtler ne Aleviler ne de dindar kesimleri dikkate alan bir ifadeye yer veriyor.

Ne var ki, anayasada bu konudaki değinilerin liberal paradigmanın etkisinden dolayı böyle olduğu düşüncesi de ihtiyatla ele alınması gereken bir iddiadır. Liberalizme bir sempatim olmasa da doğrusu liberal paradigmanın cemaatçilik ile bireycilik tartışmaları konusunda sabit bir karara sahip olmadığını bildiğimden bu konudaki bütün suçu ona yüklemeyi adil bulmuyorum. Bu konuda anayasa taslağına atfedilecek bir kusur belki büyük ölçüde Türkiye”nin hâlihazırda etkisi altında bulunduğu milli-devlet paradigmasının devam eden etkisine, belki de bu etkiyi yer yer abartılı bir biçimde gözeten oto-kontrol refleksine bağlanabilir.

Diğer yandan sözkonusu grup haklarına bir anayasada yapılacak bir değininin yaratabileceği sakıncalar üzerinde de yeterli bir öngörümüzün olduğunu sanmıyorum. Bu konuda bireyin veya kişinin cemaate bağlılığı ile anayasal hak veya sorumlukları arasında bir çelişki ihtimalini gidermeyi gözetmek çok daha faydalıdır. Bu konuda çokkültürlülüğü anayasal bir kurum haline getirmiş olan Kanada ile bireysel hak ve özgürlükler, laiklik ve dini yaşama hürriyetini güçlü formüllerle karara bağlamış olan ABD modelleri hem bireyin hem de cemaatlerin aynı anda gözetilebildiği formüller olarak dikkate alınabilir.

Ayrıca İslamcı bir duyarlılık adına Anayasa”da referans olarak Batılı filozoflara karşı Müslüman filozofları öne sürmektense Anayasa”yı bu konuda da muhtemel bir sembolik çatışma alanı olmaktan uzak tutmaya çalışmak daha doğrudur.

Hem, Fârâbî ve Gazali gibi İslam siyaset felsefecilerinin de Yunan felsefesinin etkisinden uzak olmadıklarını buna mukabil yaptıkları felsefenin İslami niteliğinin yok olmadığını hatırlayıp bu vesileyle değerlendirmekte fayda vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: