Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir iş olarak milliyetçilik

Çözüm sürecine karşı sergilenen direncin önemli bir kısmı, çözüm yoluyla oluşacak olan yeni ortamda işsiz kalınacağı endişesi. Bu öylesine, sırf birilerinin bu konuda sergilediği muhalefeti hafife almak için söylenen bir söz değil. Aslında işin sosyolojisine dair biraz okuması yazması olan herkesin görebileceği bir gerçek.

Terör sorununun çözümü basit bir iş değil ve sadece elinde silah tutan bir kaç bin kişinin bugün için bu silahları bırakmasından ibaret bir iş değil. Aslında hem silahların bırakılması artık bütün taraflarca direnilemeyen bir toplumsal değişimin zorladığı bir ihtiyaç hem de bu adım atıldığında dönüp daha büyük bir toplumsal değişime yol açacak bir hareket olacaktır.

Bugün giderek kentleşen, orta sınıflaşan bir toplum ve bu konuda terör yüzünden ülkenin geri kalanından bir hayli geri kalmışsa da Kürt kesimi de aynı kentleşme ve orta sınıflaşmadan nasibini alıyor. Bu nasibi aldıkça toplumsal refahtan daha fazlasını talep edecek hale gelmesi mukadder. Bu durum terörün bir eylem biçimi olarak bitmesi hususunda PKK ve Kürt siyaseti üzerindeki baskıyı giderek daha fazla hissettiriyor. Ne zannediyorsunuz? Kürt anne babaları kendi çocuklarının alternatif-barışçıl yolları da olan bir dava için hayatlarını hesapsız bir biçimde tüketen bir siyasi liderliğe kayıtsız şartsız nereye kadar bağlı kalabilir?

Diğer yandan Türkiye genel olarak böyle bir sorunla daha fazla cedelleşemeyeceğini görecek kadar geniş bir vizyona kavuşmuş durumda. Bu kadar iddialı biçimde büyüme eğilimine sahip bir ülkenin bölünme korkusu üzerine kurulu bir gerçeklik içinde yaşaması kolay izah edilir bir durum değil; ne kendimize ne de dünyaya. Birilerinin tam da bu büyüme eğilimine karşı Türkiye”ye ayakbağı olarak bu sorunu besliyor veya destekliyor olması ayrı bir gerçek, ama bu sorunu kökünden çözüp başkalarının elinde bir koz olmaktan çıkaracak bir siyaset geliştirmekten aciz olmamak lazım.

Türkiye çözüm süreciyle birlikte bugün tam da bu aczin içinde olmadığını kanıtlamaktadır. Bu durum ister bu yönden isterse öteki yönden olsun büyük bir toplumsal değişime tekabül etmektedir ve bu türden ve bu çaptaki her toplumsal değişimin en büyük sorunu, boşta bıraktığı kesimler olmaktadır. O kesimler toplumsal değişimin gereğine hemen uyum sağlayamazlar, hele bir sonraki toplumsal yapıya uyum sağlamak için başka işler bulma başarısı gösteremezlerse gidişata en büyük muhalefeti gösterirler.

Aslında gerçek anlamda milliyetçi bir bakış açısından bakıldığında çözüm süreci Türkiye”yi ülke olarak, hatta “millet olarak” çok daha fazla güçlendirecek, hatta millet olmayı “kendini kandırmaca” hali olmaktan çıkarıp bilinçli-gönüllü bir katılıma dönüştürebilecek bir süreç. Gerçekten de şimdiye kadarki millet tanımımız bir ortak aldanış sistemi yaratmaya güvenilerek yapılmıştı.

Türkiye”de yaşayan herkesin Türk olduğu ve bunlardan bir Türk milleti oluştuğu, bu milletin bir devlet kurmuş olduğu ve bu devletin Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü temsil ediyor olduğu tezlerine herkes inansa sorun çıkmazdı tabi. Ama olmuyor işte. Bu, 72 milletin bir arada yaşadığı Osmanlı bakiyesi bir ülkede ancak baskı dolayısıyla itiraz edilmeden sabredilebilen bir hikaye olarak kaldı. Bir millet olmaya şiddetle ihtiyaç var ama bu ihtiyaç bu hikayeyle karşılanamıyor işte.

Türkiye bir millet olmaya ancak bugün hızla yol alıyor, ama farkları yok sayarak değil, tanıyarak, saygı duyarak ve hukukunu gözeterek. O yüzden diyoruz ki, Türkiye gerçek anlamda bir millet olma ihtimaline daha önce hiç bu kadar yakın olmadı.

Bu gidişatın milliyetçilik iddiasındaki birilerini rahatsız ediyor olması aslında gerçekten tuhaf, ama işin gerçeği yukarıda anlattığım işsiz kalma kaygısıyla ilgili.

MHP milliyetçiliği gerçekten ülkenin tamamını kuşatan, halkın tamamını milletin parçası gibi gören bir yaklaşımdan hareket etmiyor. Aksine, milletin büyük kısmını kendine düşman olarak gören, kendine halktan düşman üreten Ergenekoncu-güvenlikçi anlayışın ihtiyaç duyup ürettiği bir iş. Böyle bir iş olarak milliyetçilik maazallah ülkeyi paramparça eder; bu anlayışla değil bir halkı, iki insanı bile bir arada tutamazsınız.

Çözüm süreci tamamlandığında ortaya çıkacak siyasal atmosfer birilerinin hiç bir hazırlığının olmadığı, siyaset dilinin veya programlarının yeniden kurulacağı yeni bir dünyayla tanıştıracak. Bu ortamda eski zahmetsiz ama kârlı-konforlu tutumların hiç bir münasebeti kalmayacak. Yeni dünyada rekabet edebilmek için yeni siyasetler, yeni programlar üretmek gerekecek. Çok zahmetli bir iş, anlayacağınız. O yüzden Kılıçdaroğlu bir iki gazete karıştırsa ne olup biteceğini hemen anlayabileceği süreci ağlak bir serzenişle “AK Parti bize haber vermiyor, ne olup bittiğini takip edemiyoruz” diyerek karşılıyor. Devlet Bahçeli ise “vur de vuralım, öl de ölelim” diye bağıranlara uygun zaman için hazır olmalarını buyuruyor.

“Ülkenin bölünmez bütünlüğü” fikrini merkeze almış bir partinin lideri olarak, hadi şu sürece olan itirazını bir kenara koyalım, bu ülkeyi gerçekten bir arada tutacak bir formülü var mı Bahçeli”nin? Bu süreç aslında ona da Diyarbakır”a, Van”a, Batman”a gidip konuşabilmesinin, dolayısıyla ülke bütünlüğünü iliklerine kadar hissetmesinin önünü açacak.

Telaş da galiba bu. Bahçeli o kadar uzağa gitmek istemiyor, rahatı yerinde. Ülkeyi kendi kafasında, rahatına ve işine göre, bölmüş zaten, böleceği kadar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: