Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir darbe ukdesi kalmış Kılıçdaroğlu”nda

CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu”nun 27 Nisan e-muhtırasını Erdoğan”ın bir tezgâhı olarak niteleyen çıkışı basit bir siyaset polemiği olarak geçiştirilebilecek cinsten değil. Böyle bir şeye inanıyor olması, hatta onun bu iddiasına kendi çevresinden birilerinin inanabiliyor olması siyasetin o çevre içinde nasıl algılanıp yaşanıyor olduğunun da çok iyi bir göstergesidir. Böyle bir oyun kurgusunu mümkün görebiliyor olmak için benzer kurguların içinde olmak, benzerlerini kendisi kurgulamış olmak gerekiyor herhalde. Peki, siyasal tarihimizde böylesi büyük komplolar olmuş mudur?

Doğrusu bugün PKK”nın Türkiye”nin bütünlüğüne karşı savaşan bir terör örgütü olarak çalışıyor olduğu herkes tarafından benimsenmişken, buna karşılık aynı örgütün Türkiye”deki militarist yapının neredeyse istediği zaman istediği şekilde eylemlerle boy veriyor olması böylesi bir tezgah kültürünün Türkiye”ye pek yabancı olmadığını gösteriyor. Üstelik PKK”nın, “büyük başarı” veya olağanüstü tehdit olarak yansıtılan birçok eylemi için aynı militarist çevrelerden önemli lojistik destekler aldığı ortaya çıkıyor. Dün Taraf gazetesinin verdiği haberle PKK”nın son zamanlarda ürküten güç ve gövde gösterisi niteliğindeki eylemlerinin ardında kendi başarılarından ziyade ilgili kurumların ağır ihmallerinin payının ne kadar büyük olduğu bir kez daha gösterilmiş oldu. Birileri bize PKK”yı olağanüstü güçlü bir düşman olarak gösterip onun eylemlerini çok amaçlı bağlamlarda istediği gibi kullanabiliyor. Bu sayede belki Türk siyasetinin son 26 yılı bu aktör hakkındaki algılar üzerinden ustaca yönetilmiş oldu.

Danıştay cinayeti bu tür tezgâhlar için tipik bir model aslında. Bu olay üzerinden bütün siyaset üzerinde uzun vadeli ve çok dalgalı etkilerin yönetildiği bir etki oluşturulmak istendi. Başarıldığı taktide o tezgâh sayesinde nelere kadir olunacağı bir sır değil. Bir çoğumuz bu tezgâhı hissedip tahmin etsek bile somut faillerini bilemeyeceğimiz için bu tezgâh sayesinde oluşacak olan düzeni içimize sindirmek zorunda kalacaktık.

Kılıçdaroğlu”nun 27 Nisan e-muhtırasını bugün bir komplo olarak nitelemesi bir açıdan şaşılacak bir şey gibi görünmüyor. Bugün e-muhtıra çok katmanlı bir cürüm olarak karalanıyor çünkü gelinen noktada o muhtıranın istenen sonucu vermemiş olduğu açıkça görülüyor. İyi de yapılan her cürümün istenilen sonucu vereceğinin garantisini kim veriyor ki?

Darbe girişimlerinin hepsi başarıldığı takdirde yapanın yanına kâr kalıyor, bunu herkes bilir. Başarılmadığında ise darbenin paydaşları oturup birbirlerini, sonra da kendi kendilerini yerler. Bu da darbelerin tarihiyle ilgili en bilinen tipolojik gerçektir.

Şükür ki, olayın üzerinden herkesin unutacağı kadar vakit geçmiş değil. E-bildirinin bir muhtıra olarak okunması bile TSK”nın nitelemesiyle değil (Büyükanıt ısrarla bu bir muhtıra değil bir bildiridir diyor) CHP”lilerin işgüzarlığıyla gerçekleşmişti. CHP Genel Başkan yardımcısı Mustafa Özyürek hemen “bu bir muhtıradır ve hükümet gereğini yerine getirmelidir” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu muhtıra idiyse, muhtıra özü itibariyle suç olduğu halde, hükümetin bunun karşısında yapması gerekenin karşı koymak değil başını alıp gitmek olduğu da yine CHP”liler tarafından ifade ediliyordu. Oysa muhtıra teşebbüsü karşısında yapılması gereken yapılmış TSK kendi sınırları içinde kalmaya davet edilmiştir.

Muhtemelen CHP”liler için de bugün bir “özeleştiri” konusu olması gereken olayı bir “hayıflanma” konusu haline getiren gelişme de bu olmuştur. Hükümet muhtıraya karşı direnmiş, muhtıranın normal şartlar altında gerektirdiği şeyi yapmamış, istifa etmemiş, üstüne üstlük meydan okuyarak daha da güçlenmiş ve böylece CHP”lilerin içinde bir darbe ukdesi bırakmıştır.

Bu darbe teşebbüsünün yarım kalmasının sonucunda AK Parti etrafında günden güne büyüyen güç ve karizmanın CHP”lilerde “biz nerede hata yaptık?” öz-eleştirisine yol açacağı yerde yine bir yanlış olarak karşı tarafın ne kadar güçlü olduğu düşüncesine yol açacak bir evhama yol açmış olduğu anlaşılıyor.

Doğrusu bu evham kökü çok daha derinlerde olan bir anlayışa dayanıyor gibi.. O da siyasette olup biten her şeyin bir yerlerde hazırlanış planların bir sonucu olarak yürüyor olduğu varsayımıdır. Bu aslında bir yandan siyaseti de gereksiz ve boş bir uğraş olarak algılamayı beraberinde getiriyor, çünkü siyasette yapılacak olan şey ya adam gibi darbedir veya gerçekten de bu tür entrikalarla işi götürmektir.

O yüzden bugün CHP”liler açısından hesabı sorulacak olan şey olsa olsa bir darbenin ağız tadıyla yapılamamış olmasıdır. CHP”liler veya Kılıçdaroğlu sadece bundan dolayı çok kızgın olsalar gerek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: