Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir corona kaç nasihat eder?

Çin’in Wuhan kentinde çıktıktan sonra bütün dünyaya hızla yayılan yeni tip corona virüsü Covid-19’un nihayet Türkiye’de de görülmesiyle birlikte çağımızın vebasıyla ilgili gelişmeleri uzaktan izleme konforumuzu biz de kaybetmiş olduk. Her yere ulaşan corona bize nasıl ulaşamamış olabilir? diye vesvese yapanlar da rahatlamış olmalı.

Belki bu sayede gerçekten de şimdiye kadar Sağlık Bakanlığınca alınmış olan etkili ve müstesna tedbirler daha net bir biçimde görülmüş odu. Kim ne derse desin, bu olay vesilesiyle daha işin başında Türkiye’nin 18 yıldır en büyük başarılarından biri olan sağlık sisteminin gücü, etkinliği ve kabiliyetleri test edilmiş oldu. Bu test gösterdi ki, Türkiye gelişmişinden gelişmemişine bütün dünyaya fark atmış oldu. 18 yıl önceki Türkiye’ye atılan fark unutulmuş olabilir, bugün bütün dünyayla aramızda tebarüz eden fark, şükür ki muhalefetin bile ilk defa takdir etmiş olduğu bir şey oldu.

Cumhurbaşkanımızın koordinasyonunda Külliye’de yapılan toplantıdan sonra peş peşe açıklanan tedbirlerle corona Türkiye’de sadece bir kişide görülmüş olduğu, bir salgın olmadığı halde şimdiye kadar eşine rastlanmayan bir şekilde hayatımızı etkilemeye başladı.

Corona’nın varlığı ve yayılma istidadı aslında “çağdaş” boyutuyla yaşadığımız hayatın, iyice alışmış olduğumuz ama dikkatimizden kaçmış veya unuttuğumuz, göremediğimiz birçok yanını fark etmemizi sağlıyor.

Küreselleşmenin insanlığa sunmuş olduğu muazzam bilgi birikimi bilgi, meta ve emeğin dolaşım, iletişim, ulaşım hızının sunduğu kolaylıklar kadar bunun barındırdığı risklere karşı insanın ne kadar aciz kalabildiği…

Hatta bizzat küreselleşmenin sunduğu imkanlar ve kolaylıkların, beraberinde riskleri de geometrik olarak katlayarak büyütüyor olduğu. Çin’in bir şehrinde ortaya çıkan bir virüsün kısa sürede bütün dünyaya yayılan bir salgın haline gelmiş olması büyük ölçüde küreselleşmenin sağladığı dolaşım hızı ve imkanları sayesinde mümkün olabiliyor.

Dünya aslında her zaman riskler, tehlikeler barındıran bir yer oldu. Depremler, fırtınalar, seller, doğal afetler.. Bütün bunlara karşı insan tarih boyunca tedbirler almaya çalıştı. Deprem risklerine karşı en sağlam yapıları kurmaya, deprem olsa da yıkım ve ölüm getirmeyecek tedbirler almaya çalıştı. Genellikle bölgesel sınırlarda kalan bu tür doğal afetlere karşı tedbir alma konusunda modern insan işi biraz daha ileriye götürdü. Hiçbir ihtimali devre dışı bırakmadan, depremlerin, sellerin, doğal afetlerin etki etmediği güvenli bir dünya kurmaya odaklandı. Depremden etkilenmeyen binalar, sellerden etkilenmeyen şehir planlamaları, hastalıkları mevzi sınırlarda bırakacak tedaviler modernliğin en büyük başarısıydı.

Nedensellik zinciri içinde bilimsel aklın güvenli bir dünyayı yaratma konusunda kendine yeterli olacağı varsayıldı. Buna rağmen “sigorta” sistemi, hesaplanamayan muhtemel gelişmelerin bütün bir yapıyı etkilememesini sağlamak üzere, mevzi bir aksamanın bütün sistemi çökertmemesi için geliştirilmiş bir düşünceye dayanmıştır. Neticede mevzi bir gelişme olsa da bunun sisteme bir zarar vermemesi sağlanacaktı.

Aslında küreselleşme gerçeğini en fazla hissettiren gelişmeler zannedildiği gibi malların, paranın ve emeğin dolaşımı ve iletişim ve ulaşım imkanlarından ziyade etkisi ulusal sınırların ötesine geçen afetler olmuştur. Bunun için mesela Chernobyl ve AIDS en önemli örnekler olmuştur. Chernobyl nükleer reaktöründe meydana gelen bir patlamanın etkisi sadece Rusya’nın sınırlarında kalmamış çevre ülkelerin hepsinde üstelik yıllara yayılan etkisini gösterince küreselleşmenin farkına bir başka türlü varılmıştı. Aynı şekilde AIDS hastalığının ulusal sınırları aşan yayılması da küreselleşmenin varlığını içerdiği büyük risklerle aynı zamanda hissettirmişti.

İnsanoğlu ortaya koyduğu sistemlerle övünme sınırını aştıkça, bu sistemlerin içerebileceği risklere karşı da derin bir gaflete düşüyor. Bugün yaşamakta olduğumuz dünyada insanın sergilediği etkinliğine, gücüne, aklına, kabiliyetlerine dair söylemler neticede bir virüs karşısında düşebileceği acizlik ihtimalini tamamen yok sayan bir gafletin perdesini de örüyor. O yüzden bütün dünyayı yavaş yavaş esir almaya yüz tutan corona virüsü insana bu dünyadaki yerini hatırlatan bir etki yapıyor.

İster laboratuvarda üretilmiş olsun, ister doğal yollarla gelişmiş olsun, corona insanın ürettiği medeniyetin sınırlarını gösteriyor. Başımızdaki bulutların aniden üzerimize çökmeyeceğine dair nasıl bir güven taşıyıp dünyada azgınlığa düşüyordu insanoğlu? Veya dağların yürüyüp başımıza yıkılmayacağına veya yerin yarılıp bizi yutmayacağına nasıl güvenip de başka insanlara, canlılara, tabiata hüküm taslamaya nasıl kalkıyordu?

Kapımızı çalan yoksuldan, mülteciden esirgediğimiz ekmeğin, suyun, konforun ve sair sahip olduğumuzu zannettiklerimizin aslında bize ait olmadığını hangi ders anlatabilir?

Dünyayı fesada boğan azgınların ürettiği bir virüs de olabilir, onların azgınlığının sonucu olarak hepimize musallat olan bir musibet de olabilir Corona. Her halükarda zengini-yoksulu, doğuluyu-batılıyı, güneyliyi-kuzeyliyi, yöneteni-yönetileni, velhasıl hiç kimseyi ayırt etmediği, etmeyeceği de muhakkak olan bu musibet kimine bin nasihat de verebilir kiminin azgınlığını daha da artırabilir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: