Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bir bozuk saat kadar bile olamamak

Duran bir saat bile günde iki defa doğruyu söyler. Bu sayede hiç bir ortak yönününüz olmayan, belki her konuda ihtilaf ettiğiniz hatta düşman olduğunuz birileriyle varsa bir ihtiyaç, bir anlaşma zemini yakalamış olursunuz. O bozuk saatle bile uzlaşabilecek bir iki noktanın var olabilme ihtimalini değerlendirirsiniz.

Bu, insanlık durumumuzun bize sunduğu önemli bir fırsattır aslında. Bu fırsatı da yok etmek, aslında zor olanı, hatta neredeyse imkansız olanı yapmaktır. O da şöyle olabilir: tam doğruyu yakalama noktasına yaklaşmışken çalışmaya başlar ve ısrarla kendisine lütfedilmiş doğruyu gösterme fırsatından da ısrarla kaçar.

Bu zoru başarma konusunda öteden beri Kemal Kılıçdaroğlu’nun üstüne kimseyi tanımam. En önemli özelliği doğruyu hep yanlış zamanda göstermesi, doğru zamanda ise hep yanlış şeyler söylemesi.

Aslına bakarsanız bu işin kültürümüzdeki doğru tanımlaması, münasebettir. Münasebet sözü doğru zamanda doğru yerde söylemektir. Bazen son derece doğru bir sözü yanlış veya gereksiz bir yer ve zamanda söyler, bir çuval inciri berbat edersiniz. Bir sözün her zaman ve her yerde doğru olması diye bir şey yoktur. Sözün doğruluğu bağlamı ve ortamı içinde belirlenir. Söz o ki o an içinde olanı ifade eder. Yağmur yağıyorsa, yağdığını söylediğinizde bu doğrudur, yağmıyorsa doğru değildir mesela. Temel dilbilim veya gerçeklik duyusu dersi…

Abdullah Öcalan da bozuk saatin tipik örneklerinden biridir mesela. Hep yanlış söyler. Yalan söyler. Söylerken aynı zamanda duygularını da söyler ve o duygular kin doludur, garez doludur, hinlik doludur. Kolay kolay uzlaşabileceğiniz, bir sözü olmaz. Lakin bir bozuk saat gibi onun da günde iki defa doğruyu söylemesi, aksilik yapıp buna da direnmese, mümkündür.

2013’ün Nevruz günleri ve devamında çözüm sürecinde Öcalan, kendi örgütüne dönüp dedi ki: “Silahın rolü, zamanı geçmiştir. Devir artık siyaset devridir. Kürt halkına artık silahla elde edilebilecek hiç bir demokratik kazanım kalmamıştır. Türk, Kürt ve Arap halklarının bölgedeki birlikteliğini bozacak siyasetlerden uzak durmak gerekir ilh.”

Bunlar kimin söylediğine bakılmaksızın, güzel sözlerdi. PKK bu sözleri dinlemiş olsaydı bugün Türk, Kürt, Arap için, Irak, Türkiye ve Suriye için bölge çok daha güzel olurdu, bunda hiç kuşku yok. Öcalan’ı bildik bileli böyle doğru sözler söylemezdi, ne olduysa bu sözleri söyledi ve doğru söyledi. Münasebete uygun olan şey o sözlerin teşvik edilmesi, o sözlerin doğrulanmasıydı. Öcalan’ın bu sözlerini tam da yerinde ve zamanında bölgedeki ve dünyadaki gelişmeleri iyi okuduğuna yormak son derece münasipti. Münasip olmayan o gün bu sözleri söylerken onun yelkovanına yakalanmamak için kendi akrebini koşturmaktır. Yetmiyormuş gibi bilahare onun bu sözlerine uymayan teröristlerin yaptıkları eylemleri onun hakkında söylenmiş bu sözlerle aklamaya çalışmaktır.

Kılıçdaroğlu, teröre destek için imza atan akademisyenlerin yargılanmasına fena içerlemiş ve geçmiş kameraların karşısına “hani ifade özgürlüğü, hani demokrasi?” diye haykırıyor. Sanırsınız yine duran bir saat gibi istisnai bir hal olarak doğruyu söyleme zamanı gelmiş. Ne gezer! Tam akademisyenler için demokrasi isteyecekken, benim de aralarında bulunduğum bir grup AK Partilinin Öcalan’ın terör örgütüne, terörü ve şiddeti terk etmesi yönünde yaptığı çağrıya dair söylediklerimiz dolayısıyla bizi yargılayacak babayiğit savcıları göreve çağırmış. Yahu sayın Kılıçdaroğlu, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur. Tamam sana çelişki gibi görünen şeye dikkat çekmeni anladık da, teröre destek veren akademisyenler için ifade özgürlüğü talep ederken, ifadelerinden dolayı birilerini yargılama çağrısı da nereden çıktı? Hayır, vallahi de billahi de böyle bir şeyden yargılanmadan asla korkmam da, kırk yılda bir doğruyu söyleme fırsatı bulmuşken onu da kaçırmış olmana yanıyorum.

Bak belki yelkovanından hızla kaçarken dikkatinden kaçırmış olabilirsin, bu iş tamamen münasebet işidir o da şu: Birinde terör azmışken, tam tamına terörist eylemlere destek anlamına gelecek şekilde yürütülen bir kampanya var, diğerinde terörden vaz geçene, vaz geçirene verilen bir destek var.

Öcalan hakkında, onun terörist faaliyetleri dolayısıyla yapılan bir övgü sözkonusu bile değil, aksine teröre karşı bir duruş sergilediği esnada, o duruşu sergilediği için onu teyit eden sözler vardır. Senin savunduğun sözde akademisyenler ise, her gün bir kaç askerimiz veya polisimiz şehit edilirken, bu askerleri şehit eden teröristlere karşı verilen mücadeleyi katliam olarak niteleyip, teröristleri de özgürlük savaşçısı diye dünyaya lanse ediyorlar. Anlatabiliyor muyum sayın Kılıçdaroğlu?

Kısacası sayın Kılıçdaroğlu, lütfen saatini çalıştır, ama zamanını ayarlamayı ihmal etme. Yoksa günde iki defa doğruyu söyleme ihtimalin bile olmaz, münasebeti yitirir, matem yerinde şarkı söyler, düğün yerinde yas tutarsın.

Şimdi onu bunu bırak da, şu anda kendi partini, yılların CHP’sini HDPKK’nın peşine takmış olmanın hesabını kendi partililerine ver. AK Partililerin sözlerinde bulduğunu zannettiğin çelişkilere sarılarak kendi partini içine sürüklemiş olduğun bu trajik durumdan kurtaramazsın. Bizzat selefin, eski Genel Başkanın Deniz Baykal CHP’nin yolundan sapmış olduğunu ve HDP çizgisinde siyaset yaptığını söylüyor. Bunun hesabını önce partine, tabi bu arada bütün milletimize ver.

Şu zamanda ve şu yerde münasip olacak tek hareket budur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: