Prof. Dr. Yasin AKTAY

Beyaz Kürtlerin siyaseti ve değerleri

Siyasette insanların, hele hele muhalif unsurların tutarlı olmalarını beklemek çoğunlukla boşa çıkan bir beklenti olarak kalır. Bunun bir sebebi muhaliflerin hangi durumda daha tutarlı sayılacaklarına yine muhalif bir aklın karar vermeye kalkışmasıdır ki, bu zaten peşinen çok zor bir durumdur. Birbiriyle ihtilaf edenlerin yekdiğerlerinin hangi durumda daha tutarlı davranmış olacaklarına karar vermeleri doğal olarak çok zordur. Muhaliflerin daha tutarlı olduğuna hükmedilen davranışları genellikle, muhalifin kendi iddialarından vazgeçip sizin iddialarınıza teslim olduğu zaman, belki ancak o zaman takdir edilebilen bir şey olabiliyor. O yüzden muhalifler arasında kendi dava arkadaşlarını en çok eleştirenler onlarla en çok ihtilafa düşenler size daha yakın, daha makul, daha sevimli görünür ki, aslıda burada ortaya çıkan şey tutarlılık değil başka bir şeydir.

Diğer yandan insanlar her zaman baştan itibaren ilan ettikleri ilkelere, bilhassa muhalifleriyle yeni bir ilişki tesisi sözkonusu olduğunda sadık kalmak zorunda hissetmeyebiliyorlar kendilerini. Bu “askıya alma” işini kendilerine hoş göstermekte genellikle zorlanmazlar. İlkeli bir davranışın muhalifin işine yarayacağı durumda ilkeyi askıya almak hoş görülüyor, ama bu durumda geriye siyasetten ulvi amaçlar değil sadece “biz” ve “onlar” arasındaki husumet, kin ve nefret kalıyor.

Prof. Dr. Elisabeth Özdalga”nın Star gazetesinin Açık Görüş ekinde dün yayımlanan “Beyaz Türklerin Beyaz Direnci” başlıklı yazısı ünlü sosyolog Max Weber”in “bir meslek olarak siyaset” isimli makalesinde yaptığı bir ayırıma dikkat çekiyor. “En yüksek değerlerin etiği” ile “sorumluluk etiği” arasında kalmak Türkiye”nin Beyaz Türklerinin özellikle sol aydın geçinenlerinin gerçek bir trajedisi haline gelmiş bulunuyor. Ancak trajedi çok daha ileriye götürmüş, Türkiye”nin beyazı, bu ikilemi de aşarak ne sorumluluk etiği ne de değerlerin etiğine hiçbir bağlılık mecburiyeti hissetmemeye yönelmiş. “Devlet işleriyle, yani siyasetle uğraşan kişilerin, belli prensiplere sahip olmaları gerekiyor; ama aynı zamanda pratik siyasi ortamların şartları içinde mümkün olan eylemlerin ve bunların doğuracağı sonuçların sorumluluklarını da dikkate almaları gerekiyor. Beyaz Türklerin beyaz kalemleri ise maalesef hem prensiplerden hem de üzerlerine düşen sorumluluktan kaçıyorlar. Onun yerine daha çok biz-onlar (biz-ötekiler) ayırımından kaynaklanan duygularına kapılmış durumdalar”

Özdalga”nın Beyaz Türkler hakkındaki bu yaklaşımları bu cenahta siyasetin insanlık yararı açısından en kötü işleyen cendereye yakalanmış olduğunu gösteriyor. Siyaset tabii ki kaçınılmaz olarak “biz” ve “onlar” arasındaki ayırımı gerektiriyor, bu ayırım siyasetin en doğal dinamiğini oluşturuyor, ama bu ayırıma esir olması hiç de gerekmiyor. Hatta bu ayırımı bile değer ve emek bazlı yapmak ve bu yolda bir tutarlı çizgiyi sürdürmek hiç de imkânsız değildir.

Beyaz Türklerin hali budur. Beyaz Kürtlerin hali ise ne yazık ki çok daha içler acısı bir manzara arz ediyor. Uludağ üniversitesinden değerli Sosyoloji Profesörü Hüsamettin Arslan”ın epeydir elimin altında bulunan son kitabında (Jön Türkler, Jön Kürtler ve Muhafazakarlar, Paradigma Yay.) “Jön Kürtler” dediği beyaz Kürtlerin siyaset ve değerler eksenindeki tutumu Anayasa değişikliği görüşmelerinde BDP”li vekillerin TBMM”ndeki performansında en çarpıcı örneklerini verdi.

BDP”li vekillerin siyasetten kaçmak için ileri sürdükleri mazeretlerin hiçbirisi, doğrusu onlarda ne sorumluluk etiğine ne de ulvi değerler etiğine dair en ufak bir sadakat hissi veriyor. Kendi partilerinin kapatılmasını zorlaştıracak bir yasal düzenlemeye bile AK Parti”nin paketi damgası vurarak destek vermekten imtina ettiler. Bu sayede demokrasinin gelişmesi yolundaki gerçek bir katkı fırsatını ellerinin tersiyle itmiş oldular. Oysa bu fırsatlar her zaman insanın önüne gelmez. Kolay bir kazanım fırsatıydı, zor olanı yaparak, sadece dost-düşman mütalaasına saplanarak kaçırmış oldular. Ama düşman olarak AK Partiyi seçerken Beyaz Türklerin safında Beyaz Kürt vasfıyla yerlerini almış oldular.

AK Parti”nin süreç içinde kendilerini muhatap almamış olmasından dolayı sergiledikleri alınganlığı bu noktada ciddiye almanın bir anlamı kalmıyor. Etyen Mahçupyan”ın çok haklı olarak ve çok makul nedenleri sıralayarak sorduğu gibi “AK Parti size niye güvensin ki?”

Bir defa paket içinde BTP”lilerin daha özel taleplerini içeren herhangi bir maddenin bulunması halinde hem TBMM”nde hem de referandum sürecinde bu paketin şansı iyice azalmış olurdu. Aslında kendi olmayacak taleplerinin de bu pakete dâhil edilmesini talep etmenin paketin siyaseten tamamen bitirilmesi anlamına geleceğini BTP”lilerin bilmemesinin imkânı yok. (Bilmiyorlarsa durum başka türlü vahim tabi). Bildikleri halde bunda ısrar etmeleri, zaten paketi sabote etme niyetini gösteriyor ki, bu güven sorunu içerisinde hiçbir ciddi müzakerenin yapılamayacağı çok açıktır. O zaman doğal olarak oluşan tabloyu sil baştan yeniden değerlendirmek gerekiyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: