Prof. Dr. Yasin AKTAY

Beşinci 11 Eylül”ünde Amerika

11 Eylül”den sonra Amerika”nın içine girdiği savaş sürecinin Amerikan hegemonyasını daha fazla arttırdığını kimse iddia edemez. 11 Eylül”den sonraki Amerika kesinlikle önceki Amerika”dan çok daha zayıftır. Dünya Ticaret Merkezi”ni, yani kapitalizmin sembollerini vuran güçler aslında Amerika”yı gerçekten de kalbinden vurmuş oldu. Bu kulelere yapılan saldırıları ister gerçek bir el-Kaide örgütü isterse de Amerika”nın içinden bu olayı tezgâhlayan bir güç yapmış olsun, sonuç değişmiyor. Nihayetinde Amerika”nın bu büyük darbeyi yemiş olduğu gerçeği değişmiyor..

Amerikan toplumunun “güvenlik” ile “özgürlük” değerleri arasında giderek daha fazla güvenlik kaygılarını önceleyen bir toplum haline gelmiş olması, hem Amerikan devriminin biriktirdiği bütün değerlerden keskin bir geriye dönüşü, hem de sıradan Amerikalının gündelik hayatında özgürlüğünün her an elinden alınabileceği çok kırılgan bir yapı ortaya çıkarmıştır. Amerikan halkı gittikçe artan bir paranoyaya iflah olmazcasına yakalanmıştır. Hep güvenilmemenin çok kötü olduğunu düşünürüz. Oysa güvenmemek çok daha büyük bir felakettir. Amerikan toplumunu inşa eden, bu toplumun iddialı olduğu en önemli değerlerden biri “güven”dir. 11 Eylül saldırılarıyla birlikte devreye giren “güven-lik” konsepti her şeyden önce bu toplumun dokusunda büyük bir tahribat yapmıştır.

Birileri büyük bir “Amerika öznesi” vehmederek bu öznenin bütün her şeyi nihai bir zafer ve üstünlük için önceden görerek planladığını düşünmeye devam edebilir. Oysa Amerika”nın içindeki güç ve çıkar kavgası da bir yandan Amerika”yı kemirmeye devam ediyor. Ülkelerin büyüklükleriyle orantılı olarak her zaman çok akıllı, stratejik işler yapabileceği zannedilir. Oysa bütün stratejiler ve hesaplar sonuçta o ülkenin büyüklüğü ölçeğinde düşünemeyen devlet adamlarının daha dar bakış açılarıyla tökezleyebilir. Bazen de Allah, eski bir Yunan atasözünde denildiği gibi “akıllı kullarını aptal şeylerle şaşırtır”.

11 Eylül”le birlikte Neo-Conlar, Amerika”yı başta kendilerinin çok kârlı çıkacağı, ama kuşkusuz ülkelerinin de bu kârdan payını alabilecekleri bir mecraya sürüklediler. Ama belli ki kendi kârlarına olan odaklanmaları birçok başka şeyi görmelerinin en önemli engelini oluşturuyordu. Belki gerçekten 11 Eylül”ü onlar veya onlarla bağlantılı bazı servisler planlamadı. Aslında bilmek ve ortaya koymak zaten pek mümkün de değildir. Ancak şu bir gerçektir ki, 11 Eylül olayından istifade etme şekilleri sanki böyle bir olayı kendileri planlasalar ancak bu kadar olabilirdi dedirtecek türdendi. Bu yüzden 11 Eylül”ün bir Neo-con komplosu olduğunu düşünenlerin en büyük delili bu olayın hemen akabindeki Amerikan yayılmacılığına oluşturduğu zoraki gerekçe söylemleri oldu. Saddam Hüseyin”in 11 Eylül saldırılarıyla hiçbir illiyet ilişkisi yoktu. Ama ilişki 11 Eylül”ün yarattığı mağduriyet ortamının psikolojik istimiyle kuruldu ve Irak işgal edildi

Bu savaşın beşinci yılında Neo-Conların kasalarını sonuna kadar doldurduğu söylenebilse de Amerika”nın bu işten kârlı çıkmış olduğunu söylemek aynı ölçüde kolay değildir.

11 Eylül saldırılarına verdiği ilk tepkide “neden bizden bu kadar nefret ediyorlar?” sorusunu soran Bush, o gün aldığı tedbirlerle bugün dünyanın her tarafında insanların Amerika”dan çok daha fazla nefret etmesini sağladı. Türkiye gibi, Kosova ve Bosna”daki Amerikan müdahalesini sempatiyle karşılamış bir ülkede bile Amerikan nefreti tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştı. İstediği kadar film, müzik ve popüler kültür etkinlikleriyle propagandasını yapsın, 11 Eylül sonrası devreye soktuğu ölçüsüz tedbirler Amerikan imajını tekrar düzeltilmesi imkânsız bir şekilde yerle bir etmiştir.

Bu arada ne Irak”ta ne Afganistan”da ne de Orta Ortadoğu”nun diğer bölgelerinde Amerika”nın işleri istediği gibi gitmiyor. Büyük Ortadoğu dediği projenin Ortadoğu”nun gerçekleri karşısında bir ham hayal olduğu açığa çıktı. Daha büyük felaketleri “önleyici” (preemptive) olmak üzere açtığı savaş, daha büyük felaketlerin ana sebebi oldu. Bugün önleyici savaşın daha fazla düşman üreten bir mekanizma olduğu ve kendisine yönelik nefreti veya saldırıyı önlemekten ziyade daha fazla ürettiği, beş yılın sonunda artık çok daha iyi görülüyor. Daha kötüsü 11 Eylül trajedisinin gerekçesini oluşturduğu “önleyici savaş” doktrinini her ülkenin benimsemesi halinde dünyanın alabileceği hali kimse tasavvur bile edemiyor. Herkesin ihtilaf halinde olduğu her potansiyel düşmanını Temel”in meşhur fıkrasında olduğu gibi “her ihtimale karşı” vurmaya kalkıştığını düşünsenize.

11 Eylül”den sonra Amerika”nın açtığı terörle mücadele paketini Ruşen Çakır “Küresel 28 Şubat” olarak nitelemişti. Birçok benzerlikler bulunabilir tabii ki. En önemli paralellik, 28 Şubatın da bir tür önleyici savaş mantığıyla düzenlenmiş olmasıydı. Ancak karşısına doğrudan kendi halkını koyan bir savaştı bu; İmam-Hatiplileri blok olarak düşman safına (siyasal olarak Refah Partisi safı) yerleştirip, “önlem alınmadığı takdirde” ikibinli yılların başlarında tek başına iktidara geleceği öngörüsüne dayandırılmıştı.

Sonuçta İmam-Hatipler”in orta kısımları kapatılmış olduğu halde 2002 yılında AKP”nin tek başına iktidara gelmesinde bu önleyici savaşın tam tersi sonuçlar veren etkisi gözardı edilemez.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: