Prof. Dr. Yasin AKTAY

Bahçeli, vaat ettiklerini nasıl ve ne zaman yerine getirecek?

Koalisyon, 7 Haziran seçimlerinin bütün siyasi partiler için mukadder kıldığı bir sonuç. Seçimin sonucundan çıkan tablo hiç kimsenin radikal radikal konuşmasına fırsat vermiyor. “Ben halka vaat ettiklerimin hepsini yerine getirmek zorundayım” deme lüksüne kimse sahip değil ve zaten bu sonuçlara bakıp halk da kimseden bu radikallikte bir siyaset beklemiyor.
Bu sonuçların koalisyon gerektirdiğini ve koalisyonun da uzlaşma demek olduğunu herkes bilir, halk tabii ki daha iyi bilir. Ve bir partiye oy veren seçmen kendi partisi tek başına iktidara gelsin diye ister ama tek başına olmasa bile mutlaka kendisine vaat ettiklerini yerine getirebilmek üzere bir şekilde iktidarın bir yanından tutmasını ister.
Hal böyle iken Bahçeli’nin daha sandıklar açılır açılmaz “halkımız bize muhalefet görevi vermiştir” diyerek kenara çekilmesi ne anlama geliyor? Halkın muhalefet görevini diğerlerine değil de kendisine verdiğini nereden çıkarıyor? Aslında kendisine oy veren 7 milyon kadar seçmenin kendisinden beklediği şey çok açık: Seçim meydanında vaat ettiklerini yerine getirmek. Tek başına iktidara gelemedi diye o seçmenler taleplerinden vaz geçiyor değil. Onları en iyi şekilde temsil edip istedikleri her şeyi değilse bile en azından bir kısmını yerine getirebilme imkanına sarılmanı beklerler.
Bahçeli’nin kendisine oy veren 7 milyon insanın beklentilerini karşılayabilmek için absürt şartlar öne sürüp işi yokuşa sürmesiyle ortalığa attığı havlular bir siyasetçiyi bir kaç defa nakavt edebilecek türden. Cumhurbaşkanına yakıştırdığı “fanusa çekilme” tabiri ise onun devlet adamlığıyla ilgili efsaneyi kökten bitirir. Kendi seçmeni nezdinde ise bu tür ifadeler sorumluluktan hızla kaçışın ve köprüler yıkmanın bir ifadesi olarak okunur.
TARTIŞMA DEĞİL OPERASYON
Zaman Gazetesi yazarları İslamcılık dosyasını yeniden açmış. En son bir defa daha öldürdüklerini hatırladığımız İslamcılığı bir daha mezarından çıkarıp öldürmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Daha önceki İslamcılık mevzusunu gerçek bir tartışma zannedip kendimizce bir katkıda bulunmaya çalışmıştık da kısa süre içinde olayın bir tartışma değil bir operasyon olduğu ortaya çıkmıştı. Açıkça oltalar atarak birilerini düşürme kastıyla yürütülen bir operasyona tartışmanın değerli ve samimi duyguları açıkça alet edilmiş oluyor.
Operasyonda “İslamcılık öldü” diyen taraf bu ölümün aynı zamanda İslamcılığa ilişen bütün iyi değerlerin ölümünü de kast etmiş olarak AK Parti’ye bir sorumluluk yüklemiş olacaktı. “Yok ölmedi, hala yaşıyor” diyen tarafa katılıp argüman üretecek olan taraf ise AK Parti’nin siyasal İslamcı olduğunu ispatlama derdine düşmüş böylece Zamane yazarların dünyaya AK Parti’yi ihbar etmeleri için gereken “itirafları” sağlamış olacaktı.
Böyle bir operasyonun farkında olduğu halde yaşananı bir tartışma varsayıp cevap yetiştirenler de oldu. Acizane, hüsnü zannıma yediremesem de iki yazarın arasında mevzubahis olan İslamcılığın birinin okuma yazma bilmeyen birilerine “öküz” yazması gibi görüp o şekilde değerlendirmiştim. Birbirlerine mi öküzü göstermeye çalışmış, okuyucuyu mu öküz yerine koymaya çalışmış, bu konuda rivayet muhtelif. Her ikisinin İslamcılık değerlendirmelerinde laubali bir taraf olduğu çok açıktı. Latin veya Arap harfleriyle öküz yazmayacak kadar okur yazarı olmadıklarına göre İslamcılığın ne olduğunu tamamen bilmediklerin varsaymak doğru olmazdı. Geriye sadece okuyanları ve izleyenleri sazan yerine koyan saygısız bir tavır sözkonusu olabilirdi.
Bugün geldiğimiz noktada okuyucuya karşı o saygısız tavrın arkasında entelektüel bir kibrin tadını çıkarma halinden ziyade 17 Aralık’la birlikte bütün boyutları açığa çıkan bir sürek avının tuzakçı sinsiliği olduğu görülmüştür. Şimdi yeni bir evresi sahnelenmeye çalışılan bu operasyon dolayısıyla bir çok okuyucum benden bu tartışmaya bir cevap verip vermeyeceğini söylüyor. Diyorum ki, ortada bir tartışma yok operasyon var. Operasyonu yapanlara İslamcılığın hayatta olup olmadığını savunmaya çalışmanın hiç bir faydası yok. İslamcılık hayatta olsa bunlar nasiplenecek değil. Ölmüş olsa tasalanacak değiller.
Böyle bir tartışmanın, bir teemmül ve tefekkür olarak bir vakarı vardır.
Bu vakarı koruyarak sürdürdüğümüz İslamcılık tartışmalarını hak edip veya hakkını verip ilgilenenler 1991’den beri çıkarmakta olduğumuz tezkire dergisinin son sayılarından izleyebilirler.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: